NoveliqaNefret Sözleşmesi / İlk Teklif :0%
Log in

Chapter 3

İlk Teklif

Telefonun titreşimi kesilmişti ama ekranda hâlâ KARAHAN yazısı yanıp sönüyordu; soğuk mavi bir yara gibi. Defne parmağını ekrana bastırdı, çağrıyı geri alamadan yüzüne bir sessizlik çöktü.

Karanlık koridorda yağmurun ritmi apartman camına vuran küçük parmaklar gibi tık tık çalıyordu. Defne nefes aldı; göğsünde, ana damarları daha hızlı atmaya başlamıştı. Avucunda telefon, tuhaf bir ağırlık hissi. Evin içinde bir şeylerin hareket ettiği sesleri uzaktan geliyordu — radyo altı frekansta mırıltı, mutfaktan kaşık sesi. Gerçeklik hafifçe titreşti; adının ekranın köşesinde parlaması bir suç kadar nettı.

Mesaj, ekli bir dosyayla birlikte gelmişti. Emir Karahan — kısa, doğrudan: "Okuyup dönüş yap." Altında bir PDF simgesi vardı: "SÖZLEŞME_TASLAK.pdf".

Defne’in parmakları titredi. Açtı.

Ekrandan, Emir’in soğuk imzasıyla başlayıp katı maddelerle ilerleyen bir metin akıyordu. Her satır bir cam keskinliğinde.

"1. Taraflar: Emir Karahan (bundan sonra 'Şirket' olarak anılacaktır) ve Defne Aksu (bundan sonra 'Taraf' olarak anılacaktır).

2. Amaç: Şirketin, hissedarlarının ve üçüncü şahısların itibarının korunması; Tarafın Şirket'e ve hissedarlarına karşı elinde tuttuğu bilgilere ilişkin herhangi bir ifşa, paylaşım veya teşebbüsün önlenmesi.

3. Süre: Bu sözleşme imza tarihinden itibaren 24 ay süreyle yürürlükte olacaktır.

4. Karşılık: Şirket, Taraf'a yukarıda belirtilen süre boyunca toplam ve tek seferlik 3.000.000 TL ödeyecektir. Ödeme, imza tarihinden itibaren 48 saat içinde bloke hesap üzerinden yapılacaktır.

5. Temsil ve Soruşturma: Taraf, Şirket tarafından belirlenen medya ve PR ajansı ile koordineli olarak şirket tarafından düzenlenen tüm promosyon, çekim ve kamuoyu oluşturma faaliyetlerine katılmayı kabul eder. Bu faaliyetler arasında basın fotoğrafları, röportajlar, sosyal medya paylaşımları ve seçkin davetlerde birlikte görüntülenme yer alır.

6. Maddi Kanıt Teslimi: Taraf, sahip olduğu tüm fiziksel ve dijital kayıtlar, dosyalar, taşınabilir veri depolama cihazları, yedek kopyalar ve ilgili erişim bilgilerini (şifreler, anahtarlar) Şirket'e teslim edecektir. Teslimat, noter huzurunda yapılacak ve teslim edilen materyaller Şirket tarafından imha ya da saklama yetkisine sahip olacaktır.

7. Yükümlülüklerin İhlali: Taraf'ın bu sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerinden herhangi birini ihlal etmesi durumunda, Taraf, Şirket'e 25.000.000 TL tutarında cezai şart ödemeyi kabul eder; ayrıca Şirket'in talebi doğrultusunda, Taraf hakkında iftira, şantaj, gizliliğin ihlali ve fikri mülkiyet haklarına zarar verme iddialarıyla derhal hukuki süreç başlatılacaktır.

8. Kamu Açıklamaları ve Sosyal Medya: Taraf, kendi sosyal medya hesaplarını Şirket'in onayı olmadan kullanamaz; daha önce yapılmış ilgili paylaşımlar derhal silinecek ve Taraf, istediği takdirde Şirket'in gözetiminde düzenlenecek yeni paylaşımlarda bulunacaktır.

9. İhlalin Tespiti ve Acil Tedbirler: Şirket, ihlâli tespit etmesi halinde herhangi bir mahkeme kararı beklemeksizin gerekli teknik ve hukuki tedbirleri alabilecektir. Taraf, bu tür tedbirler sonucunda ortaya çıkabilecek her türlü zahmet ve masraf için Şirket'i sorumlu tutmayacaktır.

10. Medeni Hâl ve Kamu Görünümü: Taraf, sürecin gereği olarak, kamuoyuna iki tarafın bir nişan sürecinde olduğu izlenimini verecek; nişan töreni ve fotoğrafları Şirket tarafından organize edilecektir. Taraf, bu kapsamda kamusal ilişkiler ekibi tarafından belirlenen senaryoya uyacaktır.

11. Yetki ve Uyuşmazlık: İşbu sözleşmeden doğan uyuşmazlıklar İstanbul (Çağlayan) Adliyesi mahkemelerinde çözümlenecektir."

Defne, ekrandaki maddeleri okurken bir elinde soğuk kahve bardağı, diğeri telefonda, yüzündeki ifade dondu. 3.000.000 TL. Basit bir sayı değildi; özellikle şu anki hayatı düşünüldüğünde, borçları, annesinin kredi faizleri, küçük yeğeninin okul taksitleri. O rakam adeta havaya yazılmış bir kapıydı: açılır mı, yoksa daha da daraltır mı?

Hemen altında, inceden bir satır daha vardı. Renk farkı yoktu ama fontu küçük, kitabi bir ciddiyette:

"EK: Kapalı Ek A — Taraflarca ibraz edilip, imza anında karşılıklı huzurda açılacak ilave hükümler."

Ek A'nın sözü bir damga gibi indi. Kapalı. Defne gözlerini kırptı; istemsizce parmağını ekrandan çekti. Bir kapı daha. Bir kapı, ancak açılmadan önce imza atmasını talep ediyordu. Sözleşmeyi okumadan imza mı? Hangi delilik?

Telefonun ekranından bir yeni mesaj daha düştü. Emir’in kısa, metalik bir satırı:

"Cevap 24 saat içinde. İmza atmanız halinde Ek A açılacak ve şartlar tamamen açıklanacak. Red veya susturma girişimi kariyerinizin ve özgürlüğünüzün sonunu getirir. Tercih senin."

Mesajın soğukluğu bir hamleydi; tehdit ve vaat aynı cümlenin iki ucuna sıkıştırılmıştı. Defne, o cümlenin altında kalan "Tercih senin" kısmına inatla bakıyordu. Hayatındaki bütün seçimleri bir anda tartar gibi hissetti; ama burada gerçek bir tercih mi vardı gerçekten?

Birden, apartman kapısının tam altında bir araba sesi durdu. Sileceklerinin ritmine uyan bir uğultu. Defne, dışarıyı gören pencereden baktı; Karahan Holding'e ait siyah mercedes değil. Yine de her seste, Karahan'ın silueti beliriyordu zihninde. Bir gölge atıldı yüzüne; geçmişin ve geleceğin aynı anda bastırdığı hissi.

Telefonun ışığı masadaki not defterinin üzerine düşerken, Defne'nin gözleri bir hatırlatıcıya takıldı: USB bellek. Cebinden içgüdüsel olarak aldığı küçük metal çubuğu eline aldı. Üzerinde parmak izleri vardı; babasının ona verdiği, sakladığı son delillerden biri. Bunu vermek ne demek olurdu? Gerçekleri yok etmek, yoksa güvenliğe teslim edip üstüne para almak arasında incelikli bir çizgi.

Defne, "şirket" kelimesinin ardındaki insanı düşünmekten kendini alamadı. Emir Karahan. O portreyi tek bir kelimeyle çizmek imkânsızdı; soğuk, hesapçı, televizyon yüzünde gülüp arkasında karar verici bir el gibi. Varlığıyla odaları soğutmuştu. Mesajın satır aralarında bir kibir vardı. "Benim oyunumu bozma" der gibiydi.

Telefonun ekranında sözleşmenin kaynağını gösteren bir not daha belirdi: "Tarafımıza gönderilecek imzalı nüsha noter kanalıyla doğrulanacaktır." Yani notere gitmesi, kimseyle konuşmaması, imza atması. Ve sonra Ek A açılacaktı — "tamamen açıklanacak".

Defne kendisini bir yılanın ağzında hissetti; ya yılanı kesmek için elini sokacaktı, ya da sarılmayı kabul edecekti.

Dışarıdaki yağmur birden hızlandı; camda su lekeleri, içeriye küçük bir pusla ilerledi. Defne bir sigara yakmak istedi. Eski zamanların bir ritüeli gibi; fakat sigara paketinin içinde sadece bir tane kalmıştı. Alevle parmakları titredi. Alev telefon ekranına değmiş gibi, karanlık bir köşe daha belirginleşti: o ek maddeyi bilmeden imza atmak demek, hayatını bir yabancıya teslim etmek demekti.

Aklından geçenler keskin bir hızla birbirine çarpıyordu. Eğer kabul ederse, babasının, ablasının, onun kendisinin onuru bir tedbir altına alınacaktı. Eğer reddederse, sırları yayıp gün ışığına çıkarabilir, herkesin bildiği ama kimsenin konuşmadığı gerçekleri ifşa edebilirdi — bir viral video, bir dosya, bir zamanlanmış posta ile Emir’in imparatorluğu sarsılabilirdi. Ancak Emir Karahan milyonlarca liranın yanı sıra, mahkeme salonlarını, bekçi köpeklerini, medya ortaklarını kontrol ediyordu.

Kahve bardağını masaya bıraktı. Metal USB soğuktu; parmak ucunda küçük bir çizik hissetti. Bir anlığına, babasının yüzü geldi aklına. Yüzünde o geceki o yorgun çizgiler. "Adaletin nasıl geri geleceğine dair daha fazla vakit kaybedemeyiz," demişti bir keresinde. Bu söz kulaklarında çınladı.

Defne mesaj yazmaya başladı. Önce birkaç satır; sonra sildi. Kelimeler yetmiyordu, ya da doğru kelimeleri seçmek için çok fazla şey riske giriyordu. "Tamam" yazmaya niyeti yoktu. "Görüşelim" yazdı, sonra geri aldı. Emir ona bir tuzak mı kuruyordu, yoksa gerçekten güvenilebilir miydi? O an aklına, eski bir arkadaşının söylediği bir cümle geldi: "Parayı veren düdüğü çalar." Emir düdüğü çoktan çalmaya başlamıştı.

Tam o sırada telefon tekrar titredi. Bu sefer arayan kişi numarasız, ama kısa bir sesli mesaj bırakıldı. Defne düğmeye bastı.

Ses, derin, nazik ama soğuktu. "Kadınların çoğu ya paramı alır, ya cesaretimi beğenir. Ya da ikisini aynı anda." Bir hafif gülümseme duyduruyordu cümlenin arkasında. "Defne, işimize gelirse, sadece iki ay sahte nişanlı rolüyle yetiniriz. Basına gerekli görüntüleri veririz. İmza at; Ek A'yı açarım. Ek A içindekileri bilmeden imza atamayacağın doğru. Bu yüzden ben sana güven veriyorum: Ek A, özel – fakat senin çıkarına olacak maddeler de içerir. Kararını bekliyorum."

Defne, sesin sonundaki "güven" kelimesine acı bir gülümseme bıraktı. Emir güven kelimesini ağzına nazlı bir şekilde tıkıyordu. Sanki hiçbir zaman güvenmeyecekmiş gibi.

Cevap bekleme süresi başlamıştı: 24 saat. Defne ekranın sol alt köşesinde beliren kronometreye baktı; sanal bir kum saati akıyordu. Yüzünde karanlık bir çizgi oluştu; bir plan yapmak gerekiyordu. Önce avukat? Avukat onun yanında değil, parası daha az. Önce bir savcı mı? Savcılar bile Karahan’ın company'sinin etkisi altında olabilir. Önce belki de bir video; birden değil parça parça, kontrollü. Ama ceza maddeleri? Haksız bir hareket, peşinden tazminat davaları, soyut yetkililerin kayıtları.

Defne USB'yi masaya koydu. Parmağı ekrandan sözleşmeye kaydı; "Kapalı Ek A" yazısına uzun uzun baktı. Bir şartı daha vardı, biliyordu: o madde, açıkça yazılmamıştı. Onu bildiğinde bir kapı ya tamamen kapanacak, ya da bir başka kapı aralanacaktı. Emir’in de söylemek istemediği bir şey vardı. İnsanların sakladığı şeyler her zaman daha tehlikeli olurdu.

Dışarıda bir çocuk bağırdı; yağmurun altında bir top sesinin sekmesi. Dünya normal akıyordu. Ama onun dünyası bir satırın içine sıkıştırılmıştı: imza ya da itiraf. Canı istemese de, Defne bir fotoğraf aklına geldi — Emir ile sahte gülüşünde, binlerce lira karşılığında alınmış makyajı, provokatif bir poz. Sonra bir başka fotoğraf: babasının mezar taşındaki tarihi okuyan bir çocuk. Hangisi daha büyük bir yalandı?

Telefonu eline aldı, parmağını hemen "İptal" butonunun üzerine getirdi. Tam basacaktı ki, ekranın köşesinde küçük bir not ışığı belirdi; bir e-posta daha: "Acil. Ek A, '7.3 — İBB.' başlığı altında kapalıdır. Açılma koşulları: Tarafların noter huzurunda eş zamanlı imzası. Ek A’nın içeriği ancak imza sonrası tarafların kimlik doğrulamasıyla birlikte açılır."

Ne demekti bu "7.3 — İBB"? Bir belediye mi? Bir isim mi? Bir kod mu? Defne’nin nefesi kesildi. Ek A, yalnızca imzalandıktan sonra açılacaktı. Yani o gizemli maddeyi bilmeden imza atmanın bedeli, tamamen bilinmez olanı kabul etmekti.

Defne pencereye çıktı. Gece İstanbul’un ışıkları bir mürekkep lekeyi andırıyordu; gökdelenlerin camları, hayatların milyonlarca görüntüsünü yansıtıyordu. Onlardan biri olacaktı şimdi — ya gerçekleri savunacak, ya bir rolü oynayacak.

Sağ elindeki USB hafifçe kaydı. Parmakları üzerinde kalan titreşim, bir davet gibi. Telefonun ekranında Emir’in son mesajı bekliyordu: "Cevap 24 saat içinde." Aşağıda küçük, sonsuz gibi duran bir soru belirdi: Ek A'nın içindeki 7.3 neydi?

Defne parmağını ekranda sabitledi. İmza mı atacaktı? Kabul mü? Ya da oyununu ona oynamadan önce bir başka hamle yapacak mıydı? Saat tik taklarını hızlandırmış gibiydi.

Ve tam o anda, masanın üzerinde, USB’nin ucundan hafifçe bir ışık gibi bir düşünce geçti: "Eğer Ek A ‘benden bir şey almayı’ ifade ediyorsa…" Defne düşüncesini tamamlayamadan telefonun ekranı karardı; ağ sinyali bir anlık dalgalandı ve ardından ekran tekrar canlandı. Ekranda sadece bir şey vardı: Kapalı Ek A. Parmakları bir adım daha ileri kaydı ve son bir bakış attı.

Ne olduğunu bilmeden imza atmak mı? Yoksa imzayı geciktirip risk almak mı? Defne dudaklarını ısırdı. Gözleri ekrandaki küçük yazıya takıldı; "7.3 — İBB." Sanki o harfler kendi aralarında bir ses çıkarıyordu, bir kilit kodu.

Telefonun alt köşesinde yeni bir bildirim belirdi; gönderen: "Emir Karahan". Mesajı açmadan önce çok derin bir nefes aldı. Parmağı ekrana kaydı.

Ve o satır belirdi. Defne gözlerini kısıp okumaya başladı — ama cümlenin sonunda bir kelime kararıyordu.

Okuduğu satırın tam ortasında, kurşunu keskin bir bıçak gibi, kapalı bir boşluk vardı. Defne'in nefesi kesildi. Sözleşmede bir şart daha vardı; kelime yarıda kesilmişti.

Madde neydi?