Chapter 8
Kapının ardından süzülen gölge, Elif’in bütün duyularını tetikliyordu. O an, zaman tıpkı eski bir film şeridi gibi ağır çekimde akıyordu; dışarının serin gecesiyle ısınmaya çalışan küçük salonun havası, kahverengi ahşap parke üzerine serpilmiş ince toz zerrecikleriyle doldu.
Elif’in yüreği, isyan eden bir orkestra şefinin ifadesi gibi çarparken, elleri terden kayıyordu kapı kolunda. Yüzünü göremediği o adam, sanki aralarında çözülemeyen bir sır taşıyan bir varlık gibiydi.
“Aras mı?” diye fısıldadı neredeyse kendi kendine, korku ve umut arasında uçuşan bir sesle.
Gölgeler arasında bir adım daha attı ve sonunda yüzü görüldü: Aras’ın gözleri, karanlıkta bile parlayan o keskin bakışları, Elif’in kalbine saplanan bir hançer gibi parlıyordu.
“Ben geldim,” dedi düşük sesle, ama içinde fırtınalar kopuyordu.
Elif, dudakları titreyerek, “Neden buradasın? Gerçekten neden?” diye sordu. Cümlesinin sonunda istemsizce vuran tedirginlik, aralarındaki havayı uğursuzca titretti.
Aras, gözlerini kaçırdı, dizlerinin üzerindeki eski bir çizik kadar belli olan gerginliği kontrol etmeye çalışıyordu. “Hakkında konuşmamız gerekenler var. Senin için değil, herkes için,” dedi sonunda, dudaklarındaki sert çizgi çözülmeden.
Elif’in kalbi çözüldü, ama aynı anda içine soğuk bir ter damladı. Bu adamın sözlerinde saklı olanlar, sandığından daha derindi. Ve biliyordu ki, gerçek ortaya çıktığında hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Aras, cebinden çıkardığı telefonunu göstererek devam etti, “Ama önce bilmen gereken bir şey var.”
Henüz devam edecekken, Aras’ın telefonu aniden titredi. Elif ve Aras’ın bakışları anında telefona çevrildi; ekranda beliren isim gözler önünde alevlenen bir bomba gibi ortalığı salladı.
“Bu… bu rehber numarası nasıl olabilir?” Aras’ın sesi çatladı, gözlerindeki donukluk akvaryumdaki balıkların çaresizce kıvrandığı o an gibi derin ve ürkütücüydü.
Elif’in yüreği, çarpıntıyla birlikte gizemli olan her şeyin ipuçlarını çözen bir yanardağ gibi patlamak üzereydi.
Aras, eliyle telefonu tutarken, suratındaki ifadeyi saklamaya çalıştı ama kaybediyordu.
“Sen… sen ne yapıyorsun bana böyle bir numara göndererek?” diye fısıldadı, korku ve panik karışığı.
Elif, o ana kadar içinden taşan şüphelere inat, sessizliğin içinde bir çığlık gibi kaydı: “Söyle artık. Sen benim yanımda olmak için değersin, değil mi?”
Aras’ın gözleri, elindeki telefona yansıyan rehber numarasına takıldı. Göz kırpmasıyla, bir cümle kurmak üzereydi ama o anda kapıdan gelen bir tıkırtı, zamanı durdurdu.
Elif, nefesini tutup kapıya doğru bakarken, Aras’ın yüzü bembeyaz oldu.
“Kim o?” dedi Aras, o sessiz odada adeta bir fısıltı gibi.
Elif’nin cevabı boğuk oldu: “Dışardan biri. Bence beklediğimizden çok daha tehlikeli.”
Tam o an, aramayı yapan kişi tekrar aradı; Aras’ın telefonu çaldı ikinci defa.
Ve Elif’in dünya birkaç saniye içinde alt üst oldu.
---
“Aras, lütfen sakin ol,” dedi Elif, elini titreyerek hafifçe göğsüne bastırdı. Tansiyonu yükselen adamın mahremiyetini elinden kaçırmaya başlamamak için kendini zor tuttu.
Ama Aras, dizginlenemeyen bir kasırga gibiydi. “Bunu kapatmalıyım. Bu numara, bittiğim yerde başlamamın işareti...” diye mırıldandı.
Ellerini yumruk yaptı. Gözlerini kapattı; aniden bütün hayatındaki izleri, ardındaki gölgeler birbiriyle dans etmeye başladı.
“Sen… senin için her şeyi riske attım. Ama bu, bu… bu bir ihanetten başka bir şey değil!”
Elif ona doğru birkaç adım attı ve duraksadı. “Aras, sen ne diyorsun? Kim sana böyle bir şeyi söylüyor?”
“Bu… Elif, bu rehber telefonu… Senin adın orada.” Söylediği her kelime, odada yankılanan bir bıçak gibi içine işliyordu.
Elif’in nefesi kesildi. Birden taş kesildi zaman, yerdeki bütün sevinç ve güven toprağa gömülmüş gibiydi.
“Ne demek? Neden adım o listede?” Elif’in sesi şok ve hüzünle titriyordu.
Aras, yorgun ve çarpık bir gülümsemeyle cevap verdi: “Beni anlamanı istiyorum. Sen buraya, sadece yakınında olmak için gelmedin. Sadece korumak için de değil. Bak, her şey çok daha karmaşık.”
Elif’in gözleri karardı ve anladı:
Bu numara, onların arasındaki oyunun çok daha büyük bir parçasıydı…
Ancak, asıl oyun başlamak üzereydi.
---
Telefon tekrar çaldı. Aras titreyen eliyle açmaya çalıştı, Elif gözlerini devirdi, “Kapat! Lütfen!” diye fısıldadı ama Aras çoktan tuşlara dokunmuştu bile.
Ve ekrandaki isim, Elif’in kalbinde buzdan bir kazık gibi saplandı:
_
“Seninle ilgili her şeyi biliyorum, Elif.”
---
Ve o an, odanın içindeki hava, kalın bir buz tabakası gibi çatladı.
---
— Bölüm 8 sonu —