Chapter 3
Koridorun soğuk havası, kapının arasından süzülen gölgelerle birlikte keskin bir sessizliğe gömülmüştü. Elif’in yüreği, arzuyla, korkuyla, umutla aynı anda dövüyordu; Aras’ın son sözleri beyninde yankılanırken, elleri istemsizce titredi. Gözleri, kapının aralığından içeriye süzülen karanlıkta, belirsiz bir noktada takılı kaldı.
"Neler oluyor?" diye fısıldadı kendi kendine, ama sesi bile kaygıyla kırıldı. Elif, sanki her şey çok hızlı olmuş gibi, yerine oturmamış bir yapbozun eksik parçası gibi yerde kaldı.
“Aras…” diye sesi mırıldandı, ama ağzından çıkan bu kelime bile ona yabancıydı; çünkü hemen arkasındaki her şey tekrar silikleşmeye başladı, yıllar önce kapanmış bir kapının ardındaki hüzünlü çocukluğa doğru çekiliyordu.
Birden başı dönmeye başladı, kamburlaşan hafızasında, sisler arasından beliren bir manzara; küçük bir kasaba, kırmızı çatılı eski evler, çocukluğunun evinin o puslu sabahları…
Elif, kendini istemsizce o günlere doğru sürüklendi.
*
Yıllar önceydi; sabahın erken saatleriydi. Kara kışta bir sobanın önünde oturmuş, küçük elleriyle oyuncak bebeklerine sarılıyordu. Dışarısı buz gibi ve karla örtülmüştü; ama evin içinde bir soğukluk vardı, bir şeylerin eksikliği.
Annesinin şarkı söylediği sesi duyuyordu uzaktan, ama nasıl olduysa bu şarkı hiçbir zaman odaya ulaşmıyordu.
Arka planda çatırtılar, gölgeler… küçük kalbi sıkışıyordu. Annesinin yüzü, uğultulu bir fısıltı gibiydi; ama gözlerinin içindeki yorgunluk, kimsenin anlayamadığı bir derindi.
Bir gece, kapıdan gelen fısıltılar, küçük Elif’in uykusunu böldü. Adımlar yaklaşıyordu.
“Gel işte, Elif’i alalım,” diye bir ses duydu; o ses tanıdıktı. Bir karanlık çöktü üzerlerine. Küçük bedeninin tümüyle sarmalanan korku çığlığı, boğuk ve sessiz kaldı.
*
Şimdi, Elif gözlerini açtı.
O an, Aras’ın son sözleri yere çakıldı:
"Sen benim gerçek ailesin, Elif."
Kalbinin içinde müthiş bir fırtına kopuyordu. İnanmak istiyor; ama korkuyordu. Bu gerçekle ne yapmalıydı? Üzgündü, öfkeliydi, ama aynı zamanda derin bir çaresizlik onu sarmıştı.
Başını hafifçe kaldırdı, gözlerini koridorun sonunda duran Aras’a dikti. O an, güveninin kırıldığı o an yüzünde beliriverdi. “Bana neden söylemedin?” diye mırıldandı.
Ama Aras yanıt vermedi. Sadece sessizce Elif’e baktı, gözlerinde karmaşık bir açıklama vardı.
O sırada, ofisin kapısı yavaşça aralandı ve Elif’in en güvendiği kişi, ona hayatında kaç kez sırtını dönmediğini düşündüğü Ömer, elinde bir telefonla içeri girdi. Gözleri, garip bir gizem taşıyordu.
Elif hiç fark etmeden, Ömer telefonu cebine hızlıca sokarken, kalbinde bir güvensizlik tohumu ekildi.
Fısıltılar ve gölgeler arasında, Elif’in dünya bir kez daha sallanmaya başladı.
“Ömer? Ne yapıyorsun?” dedi, sesi incecik bir çizgi gibi gerildi.
Ama Ömer cevap vermedi; sadece kapıyı ardında sessizce kapattı. Ve Elif, o an anlamalıydı ki, gerçek tehlike çok yakındı.
Kapının kapanmasıyla birlikte, dışarıdan gelen bir tıkırtı duyuldu. Bu tıkırtı, Elif’in hayatında gördüğü en soğuk sessizliğin başlangıcıydı.
*
O anda Elif’in içinden geçen düşünceler, onu anakaranın derinliklerinden, kendi kimliğini ve mirasını arayan yolda çok daha karmaşık ve tehlikeli bir serüvene sürüklüyordu.
Ardından, koridorda yankılanan hafif bir ayak sesi… Kimdi, neden oradaydı?
Elif titreyen ellerini yumruk yaptı. Küçük kalbinin derinliklerinde, hem geçmişin hem de geleceğin ağırlığını hissediyordu.
Ve kapıda bekleyen gölge, birdenbire odaya daldığında her şey değişecekti.
Bölüm 3 burada biter. Bir sonraki bölümde, Elif’in geçmişinin karanlık sırları daha da açığa çıkacak ve Ömer’in gerçek niyetleri ilk kez sorgulanmaya başlayacak!