Chapter 2
Elif’in kalbi, toplantı salonunun ağır havasında hâlâ hızlı hızlı atıyordu. Kafasında yankılanan Sedat’ın tehditkar sözleri, yüzünde donuk bir ifade bırakmıştı. Gözleri, o geniş camdan dışarıya, şehrin parlak ışıklarına takılıp kalmıştı ama ruhu çoktan başka bir yerdeydi.
“Senin sırrın, kimseye anlatamazsın…”
Bir an için nefes almak bile zorlaştı; göğsünde hapsolan sıkışıklık, ellerini terletiyordu. Ne yapmalıydı? Kalbini korumak mı? Yoksa ona meydan mı okumak? Fakat şimdi, şirketteki ilk iş gününde, yolunda olması gereken her şeyin dağılmaması gerekiyordu.
Salon kapısında belirivermişti: Toplantı başlayacaktı. Elif kendini zorlayarak doğruldu. Toplantı masasının başında, ayakta duran adamın güçlü duruşu, her hareketi bir sessiz emir gibiydi.
Aras Karaca.
İlk bakışta şehvetli ve sert çizgiler taşıyan bir adamdı; kahverengi saçları hafifçe dağınık, gözleriyse yangın kıvamındaydı. Gür bir sesle odada yankılanan café patronuna ortağı olan biri değil; bambaşka biri gibi hükmediyordu.
Elif’in kalbi, tuhaf bir şiddetle çarptı. Parmakları masanın üzerine bastırdı, kendine gelmek zorundaydı. Bu tanışma, rastgele bir karşılaşmadan çok daha fazlasını barındırıyordu; içinde bir sır vardı ve bu sır onların arasında gizleniyordu.
"Toplantı başlayacak," diye duyurdu sekreter hızlıca, "Sayın Karaca toplantı asistanlarımıza genel durumu özetleyecek."
Aras'ın gözleri, Elif’in üzerinden hemen bir anda süzülüp geçti. O an, Elif bir kırılma anı hissetti; sanki Aras onu derin derin süzmüş, ardından çok anlamlı bir ifade ile gözlerini kaçırmıştı:
"İyi günler, Elif Hanım…" dedi Aras, adını telaffuz ederken bir hafif tebessüm saklıydı dudaklarında.
Elif rahatlamış gibi gülümsemeye çalıştı fakat içindeki fırtına durmuyordu.
Toplantı ilerledikçe, Aras şirketin yeni projelerinden, karşılaşacakları zorluklardan bahsediyordu. Sesi, salonun ağır havasında nasıl oluyorsa dikkat çekici bir cazibe yayıyordu. Elif, her kelimesini kaçırmamaya çalışırken, aralarındaki havada birden düşmanlık yerine bilinmez bir çekim oluşmaya başlamıştı.
Aras’ın bir başka özelliği ise zeki ve keskin bakışlarıydı; odadaki herkesin zayıf noktalarını hızla analiz ediyordu. Elif, bunu tamamen hissetmişti.
Toplantı sonunda, Aras doğruca Elif’in yanına geldi. Çevresinde toplanan diğer çalışanlara hafifçe başını sallayıp “Biraz özel konuşabilir miyiz?” dedi.
Elif, şaşırdı ama onayladı. İkisi birlikte toplantı salonunun dışındaki loş bir koridora yöneldiler.
“Şirket hakkında çok şey biliyorum,” dedi Aras, gözleri hiç Elif’ten ayrılmadan. “Ancak sende gizlenen başka bir sır var, değil mi?”
Elif’nin nefesi boğuldu. Gözleri aniden Aras’ın yüzüne kitlendi. Söylemesi mümkün olmayan bir şey vardı. Parşömende yazılı tüm gerçekler, şimdi onun karşındaydı.
“Nasıl olur?” diye fısıldadı Elif, sesindeki titreme gizlenemiyordu. “Bunu nereden öğrendin?”
Aras yaklaştı, ve fısıldayarak, içinde gizemlerin yattığı cümleyi duyurdu:
“Elif…İlk günün olduğunu biliyorum. Ve sen, gerçek mirasçısın.”
Elif’nin gözleri büyüdü, kalbi sanki daha da hızlandı.
O anda koridorda aniden bir ses çınladı, kapının aralığından gölgeler süzüldü...
Bölüm 2 burada kesildi. Bir sonraki bölümde Elif’in Aras’ın bu açıklamasına vereceği tepki ve işyerindeki güvenlik duvarlarının nasıl çözüldüğü ortaya çıkacak!