Chapter 14
Elif’in kalbi deli gibi atıyordu. Karanlık sokakta adımları, ayak seslerine karışıyordu. Kutuyu sıkıca kavradığı elleri terliyordu; parmaklarının arasından neredeyse kayıp düşecekti. Her nefesinde soğuk hava ciğerlerine hapsediliyor, boğazında bir yumru büyüyordu. Koşarken ardına dönmeyi aklından bile geçirmedi; çünkü dönüp bakmak, kovalayan ve peşindeki sis gibi yayılıp giden korkuyu daha da büyütecekti.
Ama geride bırakmaya çalıştığı sadece karanlık sokaklar değil, Sedat’ın sinsice ördüğü ağın yeni bir ipucuydu. Kutudan dışarı sızan geçmiş, görünmez zincirler gibi terazide ağır ağır dengesini kaybettiriyordu ona.
*
Sedat Çelik’in yüksek tavanlı, modern ofisinde hava kristal bir gerginlikle doluydu. Köşedeki devasa camdan şehre bakan Silah sesleri, hırslı kahkahalarla yer değiştirirken, odanın ana unsuru Sedat’ın kendisiydi. Aniden arka kapıdan içeriye giren birkaç adam, ona küçük bir dosya uzattı. Kapı aniden kapanırken Sedat, dosyayı ağır adımlarla açtı; her sayfa çevrildikçe yüzündeki ifade sertleşti.
Masasının üzerinde duran eski, tombul bir telefon titredi. Sedat, dosyayı aniden kapatıp telefonu kaldırdı.
“Ne dedi?”
Sesinde ufak bir gülümseme vardı, ama gözleri hiç tebessüm etmiyordu.
“Evet, anladım. Hemen harekete geçin.”
Telefonu kapatmasıyla birlikte, odadaki ışık biraz daha keskinleşti. Sedat, yerinden kalkıp camın önüne yürüdü. Gözleri şehrin ışıklarında kaybolurken kendi içindeki karanlığı besliyordu.
“Zaman daralıyor,” diye kendi kendine fısıldadı.
*
Elif, adımlarını hızlandırmak zorundaydı. Kuşların bile uyuduğu bu gece vakti, kalbinde iyice büyüyen korkuyla birlikte normalde sevdiği şehrin sokakları, onun için birer labirente dönüşmüştü. Kutunun içindeki belgeler, bir sırdan fazlasını saklıyordu.
“Bunu kimseye göstermemeliyim,” dedi, nefesi buhar gibi soğuk havada yükselirken.
Bir ses yankılandı sokaktan. Bir adım daha. Sonra bir başka.
Yüzü aniden rüzgarla savrulmuş saçlarının arasından görünen Elif, hızlı bir tereddütle duvar dibine yanaştı. Gözleri karanlıkta keskinleşti, adımlarını sessizleştirmeye çalıştı.
“Dışarıda biri var,” fısıldadı kendi kendine.
Ama bu kez önünde beliren gölge, düşündüklerinden daha tehditkardı. Hızla yaklaştı, elinde bir zarf vardı. Elif donuk gözlerle onu izledi. Gölgede kalan yüz ise sadece birkaç adım ötede yükseldi: Cenk.
“Korkma,” dedi Cenk, sesi pürüzsüz ama içine sinen bir yabancılık vardı.
Elif'in bedeni soğuk bir nefes aldı. Cenk’in yakınlığı, sanki yıllardır bildiği ama birdenbire farklılaşan bir yabancıya dönüşmüştü.
“Bana güvenebilirsin,” diye devam etti Cenk. “Sedat’dan... kurtulmanın zamanı geldi.”
Ama Elif’in zihninde şimşekler çaktı. Bu ani değişim, olduğu adamın silüetinde bile kaçınılmaz bir tehdit bıraktı.
“Sen... bu işin içinde misin?” dedi Elif, sesi sertleşirken gözlerine inanamıyordu.
Cenk’in cebinden çıkan zarfı usulca Elif’in ellerine bıraktı.
“Aç ve kendi gözlerinle gör. Sonra kararını ver.”
Elif, titreyen elleriyle zarfı açarken, içinde olduğu tuzağın ipuçları yavaş yavaş ortaya döküldü. Her kelime, eski dostun ihanetiyle aynı anda çarpıyordu yüzüne.
*
Sedat, ailesinin büyük salonunda otururken, yanında karanlık saçlı, sert bakışlı bir adam duruyordu. Sedat’ın babası, yaşlı ama hâlâ güçlüydi; gözlerinde kaybolan eski günlerin ağırlığı vardı.
“Sedat, zamanı geldi,” dedi adam alçak bir sesle. “Artık durmak yok. Elif’i köşeye sıkıştırmalısın.”
Sedat:
“Biliyorum.”
Başını salladı.
“Plan hazır, yürürlüğe koyuyorum.”
Babası onay verircesine başını hafifçe eğdi.
“Ve unutmamalısın,” dedi ciddi bir tonla, “bu iş sadece servetle, güçle bitmeyecek. Kalplerdeki korkuyu da kullanmalısın. Onu kaybettiği her şeyi görmeye zorla, kendini savunamaz hale gelsin.”
Sedat, sert bir gülümsemeyle kalktı.
“Dünya onu bekleyecek.”
*
Elif, zarfın içindeki belgeyi titreşen ellerle okudu. Tutulan sözleşmeler, gizli görüşmeler, isimler... Hepsi gözlerinin önünde dans ediyor, yıllardır Sandığı mirasın içine sinmiş yılanları ortaya çıkarıyordu.
Ama asıl cezbedici ipucu, Cenk’in tam olarak neden ona bu kadar yakın olduğu sorusuna yanıt verebilirdi.
Tam başını kaldırdığı anda, kulaklarının dibinden bir ses duydu. Ani, keskin, ve beklenmedikti.
“Yanılıyorsun, Elif.”
Bir el omzuna dokundu. O el, soğuk ama bir o kadar da tanıdıktı.
Elif döndü.
Görünmeyen bir buzdan kalkanın yıkıldığı o anda, yüzündeki kırılmanın karşısında Cenk duruyordu. Ama gözlerindeki eski dostluk, Sedat’ın gölgesine dönüşmüştü.
“Bundan sonra birlikteyiz,” dedi Cenk derinden.
Elif, kalbinin en derinlerinde kırılan çizgiyi fark ediyordu.
Sedat, Elif’in en güvendiği adamı yanında kazanmıştı.
Ve oyun artık yeni, çok daha acımasız bir aşamaya geçmişti…