Chapter 10
Kapı ağır ağır açılırken, hava gerilmiş bir yay gibi kasılırdı odanın içinde. Elif’in elleri titrediyse de, nefesini tutup gözlerini kapı aralığından içeri süzülen gölgeye kilitledi.
“Gel…” diye fısıldadı kendi kendine, kalbinde hem umut hem korku çırpınırken.
Yavaş, neredeyse adeta sinsice giren adımlar, nefesini boğmadan önce odanın köşesine kadar ulaştı. Kapının ardında, tanıdığı bir yüz yoktu. Ama o tanımadığı yüz bile, içinde ürpertiyi artıran bir gerilim dalgası yaratıyordu.
Bir anlığına Elif, kendini tamamen savunmasız hissetti. Günlüğün sayfaları yerde dağılarak kalmıştı, geçmişin hikayeleri kağıt uçuşan anılarla zemine dökülmüştü. Soğuk halının dokusu ayaklarının altında, vücuduna küçük bir titreme getiriyordu.
“Kimse... Kimseye güvenmemeliyim,” diye geçirdi aklından.
Bu şehir, lüksün maskesi altında sinsice ilerleyen bir kurdu avlıyor gibiydi; içindeki masumiyot ise, yıpranmış duvarlardaki eski mürekkep kokusuyla birlikte savunmasız bir yaprağa dönüşüyordu.
Gözünü kapıdan ayırmadan, arkasındaki eski mobilyaların, duvardaki tabloların sessiz çığlığını işitti. Anlamı şimdi çok daha ağırdı: Kendisini bir labirentin içinde bulmuştu ve çıkışı sadece yanılsamalarla dolu bir yolda arıyordu.
Düşünceleri birbirine dolanırken, içeriye adım atan kişi nihayet görünür oldu.
“Sen misin?” Elif’in sesi, hem sorgulayan hem korkan bir tınıyla yankılandı odaya.
Adımlar durakladı. Karşıdaki yüz, tanınmayan bir yabancı değil; Sedat’ın kör edici bakışlarıydı o. Karanlık ve alaycı.
“Bekliyordun, değil mi?” dedi Sedat. Sesinde ince bir kin, ince bir oyun vardı.
Elif, vücudunda buz sarkıtlarıyla dolmuş hissediyordu her şeyi. Gözleri acıyla kısılmış, nefesi hafif nefesleniyor. İçindeki defalarca kırılan güven zaten paramparça olmuştu.
“Yanıltıldığını düşünmene de şaşmamalı,” dedi Sedat, ufak bir gülümsemeyle. “Ama seni bambaşka bir gerçek bekliyor.”
Elif adım attı, karşısını almak için değil; mesafeyi korumak içindi bu. Her kası gergindi; o anda bile, her an her şey değişebilirdi.
“Senin kurgun, gerçek değil,” dedi. “Sahte yüzlerin ardında saklanıyorsun. Peki ya gerçek ortaya çıkarsa?” Kelimeler sivriydi, bir bıçak gibi derine işliyordu.
Elif’in elleri cebinde sıkışmıştı; avuçları terlemişti. Gözleri Sedat’ı takip ederken, içindeki korku yavaş yavaş beliren bir şüpheye dönüştü. Kendi etrafında dönüp duran sirkte oyuncu olmaktan sıkılmıştı; oyun kurucuların arasında çaresiz bir kukla gibi hissediyordu.
“Gerçek ne?” diye itti önüne. “Beni neden bu kadar karanlığa itiyorsun?”
Sedat hafifçe başını eğdi, alayla. “Merak etme, çok yakında bileceksin,” dedi ve eline gizlice bırakılmış bir küçük telefon çıkardı.
Elif fark etti; parlak ekran bir mesaj bildirimiydi. Gözleri kaskatı kesildi. Mesajdan akan kelimeler kalbine metal bir tokat gibi indi:
‘Gerçek yakında açığa çıkacak.’
Zaman dondu.
Elif’in dünyası, o anda bir girdaba çekilir gibi hızlandı. Kalbi göğsünü delercesine atarken, gözleri kapandığında eskisinden daha derin bir sessizliğin içine yuvarlandı.
Birden, telefonun ışığı karanlığın ortasında bir fener gibi parladı ve Sedat’ın sinsi gülümsemesi, odanın duvarlarını adeta yırtırcasına büyüdü.
Elif, bir an için kendini bir kararın eşiğinde buldu: İhanetin, tehlikenin ve gizemlerin ortasında dimdik durmak… ya da gerçeğin gölgesinde kaybolmak.
---
Ve kapı, ağır bir şekilde kapandı.
Dışarıdan gelen yüksek şehrin uğultusunu içine çekerek, Elif bütün bildiklerine güvenmemesi gerektiğini küçük ama ölümcül bir tokat gibi kabul etti. Karanlıkta tek güvencesi, yine kendisiydi.
Ama Sedat’ın işaret ettiği gerçek neydi?
O cevap, çok yakında patlayacak bir bomba gibi bekliyordu.
---
Bölüm 10 Sonu