NoveliqaMalikânenin Karanlık Sırrı / Yankılanan İtiraflar :0%
Log in

Chapter 15

Yankılanan İtiraflar

---

Sir Adrian’ın o keskin, donuk bakışı hala tenime işliyordu; sanki derinlerden yükselen bir buz nehri, damarlarımı donduruyordu. Kalbim bir anlığına tereddüde düştü, sonra hızla kıpırdanan panikle kaplandı. Gözlerini senden ayırmayışı, ne kadar hazırlıksız olsam da beni korkuyu sindirmeye zorladı.

Duvardaki eski tablolardan yansıyan loş ışıklar, odanın ağır havasını daha da bozmuştu. Hava ufak bir esintiyle titrerken, kamaralı pencerenin perdesi hafifçe dalgalandı; o esintiyle birlikte rahatsız edici bir sessizlik çöktü. Kalbimdeki çarpıntı, o sessizliğin içinde daha da büyüyordu...

Arkamdan gelen adımların sesi yere çakılıyordu: ağır, sabit ve kararlı. Fısıltılar gibi ama aynı zamanda hınç yüklüydü. Sir Adrian’ın odadan çıkıp koridora doğru ilerlediğini biliyordum, ama derinlerde başlayan öfkem, cesaretimi bir an önce toparlamama sebep oldu.

Dizlerim titredi, ellerim istemsizce kenetlendi. Bu odada, bu anın içinde hayatımın en tehlikeli kavşağından geçiyordum. Fırsat bu fırsattı. Konuşmalı, gerçekleri yakalamalıydım.

Tam o sırada, kapı aralandı. Üstüne üstlük o beklenmedik ses, sessizliğimi paramparça etti.

“Elif…”

Gözlerimi kapıdan gelen kişiye çevirdiğimde, bedenim istemeden gerildi. Gamze, ailemizin en kapalı, en temkinli yüzü, ürkek adımlarla içeri girdi. Yüzündeki gölge, aylarca görmediğim kadar derindi.

“Bana yalan söylemeyi bırakmalısın,” dedi fısıltıyla, gözlerinden kaçamayan tedirginlikle. “Bu… bu daha önce hiç kimseye açamadığım bir sır.”

Kalbim sanki duracakmış gibi çarptı.

“Ne… ne sır, Gamze?” diye sordum, ağırlığı artan nefesimle.

Gözleri dolu doluydu, titriyordu. Elimi belime dayadım, sanki hazır koşacakmışım gibi.

“Cidden hazır mısın, Elif? Belki bundan sonra her şey daha da karanlık olabilir.”

“Hazırım,” dedim, sesimde kıymetli bir kararın soğuk akışı vardı.

Gamze kapıyı sessizce kapattı ve ağır adımlarla yanıma yaklaştı.

“Cinayet günü… gerçekten... gördüklerim, söylediklerim, bildiklerim yanlış. Belki de Sir Adrian bu ihaneti örtbas etmek için değil, bambaşka bir şey için uğraşıyor.”

Soluk aldım. Bertaraf olan düşünceler zihin haritamda yangın çıkarıyordu.

“Anlat,” dedim, ama korkarak, çünkü her cümlenin sonunda yeni bir lanetlenecek gerçek uyuyabilirdi.

Gamze uzun süre sessiz kaldı. Nefesi odanın soğuk havasında buğulu bir hayal gibi asılıydı.

“Cinayet… o gün gördüğüm adam, hiç düşünmediğim biriydi. Beni görünce dondu kaldı, ama aslında o kişinin kim olduğunu gizliyordu.”

Kalktım, odanın loş köşesine yürüdüm, aynı zamanda elim cebimde şişip duran fotoğrafı çıkardım.

“Bu adam mı?”

Gamze başını küçük bir sarsıntıyla hayır yönünde salladı.

“O değil. Ama ona çok yakın biriydi.”

Yüzleşmekten kaçan gözleri, içten gelen işarettendi. Derin bir nefesle, ellerimi yumruk yaptım.

“O gün, malikâneye gelen araba… ışıklar altında sarmalanan gölgeler… başkasının varlığından kimsenin haberi yoktu, ama ben gördüm.”

“Kimdi?” diye sorduğumda, sesi neredeyse bir fısıltıya kaçtı:

“Lee… yoksa Lee’nin biri değil. O gün, Lee’nin değil, başka birinin arabası vardı orada.”

Kalbim tuhaf bir çarpıntıyla takıldı. Lee, ailenin gözdesi, yanımızda olması gereken adam değil miydi?

Gamze devam etti:

“O arabada tanıdık bilmediğim bir adam oturuyordu; yüzünü tam göremedim ama elindeki sigara, parmaklarının titremesi… hepsi bana gizli bir gerçeği fısıldıyordu.”

Bir sarsıntı gibi inledi içimde. Bu itiraf, cinayet gününe dair tüm bildiğimi sorgulatıyordu.

“Neden şimdi söylüyorsun?” diye sordum, sesimde kabaran öfkeye rağmen titrek bir yumuşaklık vardı.

“Çünkü Sir Adrian’la senin aranda büyüyen intikam ateşi, beni de boğuyor. Gerçekler saklanmasın, Elif. Hem ailemizi hem seni kurtaracak tek şey bu.”

Bir süre ikimizin nefesi birbirine karıştı, sanki zaman durdu o an. Odadaki eski ahşap ve aromatik mumların kokusu birbirine karışıyordu.

Ama aniden, Gamze’nin dudaklarından dökülen cümle, buzdan bir bıçak gibi patladı:

“Görünen o ki, cinayetin işlendiği saatle ilgili çok önemli bir fark var. Elimde kanıt… ama bunu göstermek demek, ailemizin tüm düzenini yıkmak demek.”

“Ne kanıtı?” diye yalvardım, gözlerim neredeyse ıslaktı.

“Fotoğraflar ve biri not defteri. Ama asıl tehlikeli olan, benim unuttuğum bir detay.”

“Hangisi o?”

“Saat… cinayet saatine dair verilen ifade yanlış. O an, herkes başka yerlerdeydi. Eğer sen yanlışsa, herkes aslında yalancı olabilir.”

Bir an, bütün odadaki hava ve karanlık, içinde bulunduğumuz her şeyi silip süpürüp, yepyeni bir cehennemi müjdeledi.

Tam o anda, kapıya ansızın vuruldu.

Ürkütücü, derin ve yıkıcı bir ses.

Gözlerimiz kilitlendi kapıya.

Kimsin orada? Diye düşündüm. Belki de tüm bu yumuşak itirafları yıkan, tüm dengeleri altüst eden bir kabus gelecekti.

"Kim o?" diye sordum, nefesim boğuk ve kesik kesikti.

Ve Gamze’nin yüzü, aniden bembeyaz kesildi.

---

[Devam edecek…]