NoveliqaMalikânenin Karanlık Sırrı / Sir Adrian’ın Alibisi Çökerken :0%
Log in

Chapter 10

Sir Adrian’ın Alibisi Çökerken

*

Soğuk ve alçak sesin ardından gelen sessizlik, Elif’in içinde fırtınalar koparıyordu. Kalbinin ritmi, boğazına tıkandığı anda bir zırh gibi sertleşti. Gözlerine karanlık çöken odada, Sir Adrian’ın gölgeleri duvardaki eski tablolar gibi sinsice kıvrılıyordu.

“Rahatsız etmemen gerektiğini söyledi... Ama rahat duracak halim yok.” Kalbinin derinliklerinden yükselen ses buna inat ediyor, kendi adaletini arıyordu Elif.

*

Sabahın ilk ışıklarında, malikânenin taş döşemeli koridorunda sessizce yürüyordu. Ayak sesleri yankılanıyor, her adımda zamanın ağırlığını daha çok hissediyordu. Her şey yerli yerindeydi, ama o, oradaydı. Sir Adrian...

Elif, haki rengi ceketinin cebinden defterini çıkarırken, derin bir nefes aldı. İplerin tam da elinde olduğunu hissediyordu. O gece, o odada, ne olduğunu çözmek üzereydi.

*

Kütüphanedeki geniş masanın etrafına oturdular. Sir Adrian, ince kaşlarını çatmış, soğuk bakışlarını Elif’in gözlerinde tutmaya çalışıyordu. Dudakları neredeyse kıvrılmıştı, ama bir sırra vurgu yapar gibi, zarafetle bastırılıyordu.

“Elif, söylediklerime dikkat et. O gece malikanedeydim, ama sürekli yanımda bir hizmetçi vardı. Görgü tanıkların hepsi bunu bilir.” Sesi, ince bir tevazu ile karışık tehditleri barındırıyordu. “Biliyorsun ki, bu tür yanlış suçlamalar itibarımı zedeler.”

Elif, kalemi parmaklarının arasında oynatırken, dudaklarından hafif bir kıvrım geçti. “O gece burada olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Tamamen emin misiniz, Sir Adrian? Çünkü gosiplerde, malikâne dışına çıktığınız konuşuluyor.”

Adrian’ın gözleri aniden donuklaştı, ancak hemen sonra ona meydan okurcasına dikildi. “Boş laf. Kiminle konuşuyorsun, hemşerim? Sordun mu ot sofrasındaki hizmetçilere? Onlar sorunlu çocuklardır. Söyledikleri hiçbir şeye değer vermem.”

Elif, kalemini sertçe masaya vurduğu anda, odadaki havanın donduğu hissi boşuna değildi. “Tam olarak bu yüzden geldim. Hizmetçilerin ifadelerini belgelemek benim işim. Aralarında kim kimi göremedi, kim neyi unuttu... Hangi saatte nerede olduğunuzu tanımlarken çeliştiğiniz noktalar var, Sayın Ravenscroft.”

Bir an için gözlerindeki ateş sönmüş gibi oldu Sir Adrian’ın. Yine de, yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi. “Belki de gerçekler, senin bildiklerinden farklıdır, Elif.”

*

Elif’in defterine en ince ayrıntısıyla yazdığı notlar, Sir Adrian’ın anlatısının dağılıp gitme simgesi gibiydi. “Bir tanık, sizi yarım saat boyunca malikânenin batı kanadında tek başınıza gördüğünü söyledi.” Elif’in sesi titremiyor, aksine çıkardığı her kelimeyle bir savaş yürütüyordu. “Ama sizin ifadenizde, o saatlerin tamamını çalışma odasında geçirdiğiniz yazıyor.”

Sir Adrian’ın kaşları havalanırken, dudağındaki gerilim artıyordu. “Duyduklarınız yanlış olabilir.”

“İkinci tanık, arabayla eski meşe ağacının yanına gitmenizi söyledi. Birdenbire oradan ayrıldığınızı...” Elif’in parmakları sayfada vuruyordu. “Ama arabayla şehir merkezine gittiğiniz iddiasını doğrulayacak hiç kimse yok.”

Sir Adrian’ın elleri, masanın üstünde tedirginlikle oynuyordu. O yüzden şansı Elif’in sözlerine daha da zarar vermeye başladı. Her kelime, birbirini parçalayan durumlardan oluşan bir ağ gibi önümdeydi.

*

O an, malikânenin eski kapıları hafifçe gıcırdadı. İçeriye giren hizmetçi, suratındaki endişe ve ter kokusuyla ciddi bir haberin habercisiydi.

“Efendim...” dedi titrek bir sesle. “Sir Adrian... size söylenmesi gerekenler var.”

Sir Adrian aniden doğruldu, odanın soğuk havası daha da sertleşti. Elif’nin gözleri kilitlendi bu hareket üzerinde. Gerçek, çok geçmeden yüzeye çıkacaktı.

“Ne oldu?” diye sordu sertçe Adrian.

Hizmetçinin gözleri hafifçe yere düştü. “O gece, dışarıda olduğunuzu kimse göremedi, Efendim. Limanda rastlanan gemi kayıtlarında yoksunuz. Kaldığınız başka bir ev bulunamadı.”

*

Elif’in kalbi ritmini iyice hızlandırırken, Sir Adrian ellerini masanın üzerine bastırdı. Kendi alibisini bile doğrulayamadığı bu an, malikânenin gölgesinde yeni bir düğümü ortaya çıkarıyordu.

Sessizlik ağırdı. Odanın köşelerinde eski kitapların kokusu, karanlık tarafından güçlenen bir sessizlikle birleşiyordu. Adrian’ın yüzünde, ilk defa, korkunun ince bir kıpırtısı belirmişti.

“Burada olmadığıma dair... kanıt sunamıyorum,” itirafı havada yankılandı.

Elif bir adım öne çıktı. “Öyleyse...” dedi keskin bir ifadeyle.

Kapı aniden çarptı. Herkesin nefesi kesildi. Malikânenin karanlık sırrı, bir kez daha derin ve tehditkâr bir gölge gibi üzerlerine çökmüştü.

*

To be continued...