Chapter 9
Deniz’in nefesi kesilmişti. O beklenmedik ses, sanki odadaki tüm sessizliği bir anda paramparça etmişti. Şenay’ın gözleri bir anlığına büyüdü, Sedat’ın kaşları ölümcül bir sertlikle indi.
“Ne... ne dedin?” Deniz’in sesi titredi, ince, korku ve şüphe arasında ince bir çizgide.
“Ben... Ben duyduklarımı söylemek zorundayım,” diyen kişi, gölgelerden adım adım çıkıyordu. Elini titreyerek yukarı kaldırdı, yüzü ise çoktan solmuştu. Sakin, ama kararlı bir sesle devam etti: “O gece... bak, her şey umduğumuz gibi değil.”
Deniz hemen yöneldi. “Sen… kim oluyorsun?”
Adam derin bir nefes aldı. “Adım Halil. Garsonum. Size itiraf etmek zorundayım, ama bazı şeyler gizlenmeye çalışıldı.” Sesinde pişmanlık ve korku vardı, ama altında gizlenen farklı bir güç barınıyordu.
Şenay, aniden arkasına yaslandı, elleri hafifçe titredi. “Halil, senin burada ne işin var? Daha önce hiç görmedim seni,” dedi, sesi sert, ama bir o kadar da kuşkulu.
Halil gözlerini kaçırdı. “Siz sadece yönetici ve malikânenin sahiplerisiniz. Ben… ben gizlice çalışıyorum burada. O gece yaşananları gördüm.” Ağırlığı sesinde başladı, odada herkes aniden birbirini ölçüp ölçüp tartmaya başladı.
Sedat’ın yüzü bembeyaz oldu. “Bu saçmalığı bırak, garsonluk yapıyorsan neden şimdi ortaya çıkıyorsun?”
Halil derin, tuttuğu bir nefes daha aldıktan sonra devam etti: “Çünkü ortalıkta yalan var. O geceyi akışına bırakmayın. Size kime güveneceğinizi söyleyeceğim.”
Deniz adım attı, gözleri Halil’in gözlerinde. Doğruluk ya da yalan arasında kalmıştı gibi ama o bir gerçek sözüydü. “Peki, anlat bakalım.”
Halil ani bir hareketle cebinden küçük bir not defteri çıkardı. “Burada herkesin o akşamki hareketleri var. Ama bazıları kendini temize çıkarmak için hikayelerini değiştirdi.”
Şenay’ın eli cebine kaydı, kalbi hızlandı. Odadaki hava bir anda buz gibi kesildi.
“Bana ver onun defterini,” dedi Sedat, sesi tıpkı fırtına öncesi sessizlik gibi keskin.
Ama Halil bir anlamda vazgeçermiş gibi değil, kaşlarını çatarak defteri biraz daha kendine çekti. “İsterseniz siz de dinleyin. Ama dikkat edin; her tanığın ağzından çıkan cümleler birbirini tutmuyor.”
Deniz, biricik çıkış yolu olarak o deftere bakmaya karar verdi ve sayfalar hızla çevrildi. Her tanığın kısa ama bambaşka anlatımları vardı. Kimisi cinayetin saatini farklı verdi, kimisi kurbanın tavrını abarttı, bir başkasıysa orada olmadığını iddia etti.
Özellikle yoldan geçen bir komşu ifadesi dikkat çekiciydi. “Akşam üzeriydi, saat tam olarak hatırlamıyorum ama… bir çığlık duydum tam da evin önünden geçerken. Sonra koşuşturmalar, kapıların sertçe kapanması.”
Şenay yüzünü buruşturdu. “Bir çığlık mı? Neden kimse bunu söylemedi bugüne kadar?”
Halil kahverengi gözlerini sabitledi. “Çünkü korktular. Yalnızca ben cesaret ettim anlatmaya.”
O sırada Deniz’in telefonu titredi. Ekrana baktı, bir mesajdı: “Halil evden ayrıldı. İzini kaybettik.”
“O nerede?” Deniz’in sesi yükseldi. Şenay ve Sedat da gözlerini Halil’e çevirdi ama adam yerinde durmuyordu artık.
“Ne demek ‘ayrıldı’? Daha yeni açıkladın her şeyi!” Sedat’ın yumruğu masaya indi.
Halil’ın yüzündeki ifadeyi Deniz yakaladı; aniden gözleri etrafa bakındı, bir panik dalgası yükseldi.
Bir parmak işaretiyle vücudunu doğrulttu. “Özür dilerim, ama burada kalamam.” Ve o an saniyeler gibi duran odada Halil kapıya koştu ve dışarı fırladı.
Kapının kapanma sesi yankılanırken, orada kalanların hepsi aynı soruyla baş başa kaldı: “Halil nereye gitti?”
Deniz, hemen dışarı çıkmak için kapıya yöneldi. “Onu bulmalıyız. Yoksa bu ifadeler daha da anlamsızlaşacak.”
Öte yandan Şenay, indirgenmiş dudaklarını sıkarken Sedat gözlerini yere çevirmişti. “Eğer Halil gerçekten kaçtıysa, bunun altında dev bir sır var,” dedi, sessizce.
Ama Deniz’in aklından tek bir düşünce geçiyordu:
Bu evdeki gerçekler, Halil’in kayboluşundan sonra daha da derinleşecek. Ve hepsi, ortaya çıkmayı bekleyen yeni bir karanlık gölgeye dönüşecekti.
--- Bölüm Sonu ---