Chapter 7
Knock. Knock.
Az önce duyduğu tıkırtı, sırtında ince bir buz sırta yayılır gibi ürperti bıraktı. Deniz, kapıya doğru bakarken kalbi göğsünde ritimsiz vuruşlarla çarpmaya başladı. O an, sanki zaman durdu. Soluk almak bile gecikti; havadaki statik elektrik, her hücresine işlemişti.
Yanındaki adamı arkasına, hemen yanı başında hissetti. Sedat’a karşı yürüttüğü bu kedi fare oyununun içinde en güvenli limanı, belki de en büyük tuzağıydı. Şenay… Kalabalığın ve karmaşanın içine azıcık bile karışmayan o sessiz sığınak gibi duruyordu. Ama şimdi, o kapıdaki tıkırtı her şeyi değiştirmişti.
Şenay’ın gözleriyle Deniz’in gözleri birkaç saniyelik bağ kurdu. İkisi de birbirindeki tereddüdü seziyordu.
“Hadi,” dedi Şenay, sesi her zamankinden daha alçak gitti. “Sen de duydun. Kimse kapıya bu saatte basit bir selam vermek için gelmez.”
Deniz, lambanın altındaki sayısız gölgeye göğüs gerdi; içinde onca soru, onca karanlık vardı. “Yanımda olmalı,” diye fısıldadı, kendi sesi bile şaşkındı. Ama Şenay’la birlikte olmak, bu labirentin aslında bilmediği başka yolları da açacağını hissettiriyordu.
Adımlarını yavaşça kapıya doğru atarken, bedenindeki soğuk ter damlaları inceden tenini esir alıyordu. Şenay, Deniz’in omzuna hafifçe dokundu. Bir şey söylemese de sonunda orada olduğunun garantisi gibiydi.
“Kapıyı açacağım,” dedi Deniz ve elini kapı koluna uzattı. Ancak tam kolu kapı koluna dokunduğu anda, kapının diğer tarafından tek bir nota sıkışmış gibi fısıltı yükseldi:
“Aldanma, Deniz.”
Parmakları titredi. O an tüm zihni durdu. O mesaj, Şenay’ın gözlerinde anlık parlayan bir ışığa benzedi ama çok daha derin, çok daha karanlıktı.
“Ne...” diye başlayıp sustu. Fısıltı, odadaki havayı daha da ağırlaştırdı.
Şenay’ın dudakları büküldü, gözlerindeki ifadede kestirilemez bir sertlik belirdi. “Bu, beklediğimiz türden değil,” dedi, sesindeki telaş ilk seferde fark edilmedi ama ikinci cümlesinde çıtırdadı.
Deniz, zihninde birden binlerce soru patladı. “Bu kimin işi olabilir?”
“Böyle bir mesaj, güvenimizi sarsıyor. Ama en kötüsü, kimden geldiğini bilmiyor olmamız.” Şenay’ın gözleri, eski dostların bildiği o inandırıcı samimiyeti saklıyordu; ancak şimdi içinde gizli bir hararet yükselmeye başlamıştı.
Deniz, derin bir nefes aldı. “Burada, ona güvenemeyiz. O zaman kime güveneceğiz?” diye sorarken, içinden yükselen şüphe dalgasını bastırmak için kendini zorladı.
Şenay, gözlerini Deniz’den kaçırdı, bir anlığa. “Belki... belki de en güvendiğin kişi bile güvenilir değildir,” dedi sessiz, katı bir tonda.
O anda kapının diğer tarafından gelen gölgeler büyüdü. İçerideki hava ağırlaştı. Çift, adımlarını biraz daha geriye çekip birbirlerine yaklaştı; bedenleri birbirinin korunak noktası gibi oldu.
“Bizimle,” dedi Deniz, “tüm sırların içinde birlikte yürüyeceğiz. Ama her kapının ardında bir yılan olabilir.”
Şenay, hafifçe başını salladı. “O yılanın tuzağına düşmemek için, en karanlık köşelere bakmalıyız.”
Kalplerindeki tedirginlik, o ani sessizlikte yankılanıyordu.
Deniz kapının kolunu çevirdi; bu defa daha sert, daha kararlı. Ancak kapı yavaş ve sessiz bir tıkırtıyla açıldı. Karşılarında kimsenin olmaması ise bir kasvetin habercisiydi.
Yalnızca yerde, eski ve kahve renginde bir zarf vardı. Üzerinde tek kelime : “Beni ara.”
Deniz eğildi, zarfı yerden aldı. Parmağında hafif bir titreme, adeta devasa bir gizemin eşiğinde olduklarını anlatıyordu. Şenay’ın bakışları, zarfın üzerindeydi; içinde yanan bir şüphe alevi taşır gibiydi.
“Kim bu?” diye sordu Deniz, sesi normalden daha alçak ve sarsıntılıydı.
Şenay, bir adım öne çıktı; yüzüne doğan sert gölgelerle, “Bazen en güvendiğin kişi, en tehlikeli olanıdır,” dedi.
Göz göze geldiler. Deniz, içindeki bütün karanlığı dışa vurdu o anda. “Ve bazen, onu keşfetmek için en acımasız duruma katlanmak gerekir.”
Zarfı cebine koydu. Kalbinin ritmi ayarını tekrar bulurken, perde altındaki gölgeler aniden kıpırdadı.
Dışarıdan çatı katındaki eski vantilatörün ince bir gıcırtısı duyuldu; ılık yaz rüzgarının serinliği, yüzlerinde sancılı terlerle karışıyordu.
Ve sonra, o an geldi.
Deniz’in telefonu, aniden titredi.
Ekranı aydınlattıktan sonra ekranda beliren isim, her şeyi alt üst etti:
“Sedat Aryon.”
Deniz’in nefesi kesildi. Şenay’ın bütün beden dili, ansızın savunmaya geçti.
“Seninle artık konuşmamız gerekiyor,” dedi. “Oyun daha yeni başlıyor.”
Ve tam o anda, karanlığın içinden başka bir gölge yükseldi.
--- Bölüm Sonu ---