NoveliqaMalikanenin Gölgesinde Kalan Sır / Geçmişin Kabusu :0%
Log in

Chapter 3

Geçmişin Kabusu

Kapının aralığından sızan o soluk siluet, odanın havasını saniyeler içinde buz gibi kesmesine yetmişti. Deniz, arkasında bıraktığı koltuğun sert sırtlığına yaslanmış, nefesini tutmuştu. Gözleri, sanki karanlığın içinden fırlamış o hayaletin yüzüne kilitlenmiş gibiydi ama ayrıntıları seçemiyordu. Karanlık, akıp giden zaman kadar katıydı.

“Gerçekler, saklanacak kadar karanlık.”

Bir kere daha yankılandı o fısıltı, Deniz’in kulaklarında bir kabusun uğultusuna dönüştü.

Kalp atışları onun en acımasız antrenmanını yapıyordu. Göğsünün içinde sıkışmış bir şey, ağzından çıkmak için kıvranıyordu; adeta geçmişin gri sislerinde boğulmuş bir çığlık. Gözleri istemsizce kapanıp açıldı. Hızlı bir nefesle sakinleşmeye çalıştı ama başaramadı.

“Kim… orada?” diye seslendi.

Odada yalnızdı. Gölgeler hızla bir başka gölgeye karıştı, duyduğu tek şey kendi nefesi ve düzensiz kalp sesiydi.

Nereden çıktı o cümle? Kimin koyduğu bir tuzak mıydı? Yoksa Sedat Aryon’un karanlık dünyasından bir yankı mı? Deniz, salonun içine yayılan gece soğuğuna aldırmadan, o silueti yakalamaya çalıştı.

Fakat zihnindeki başka bir dehşet daha vardı. Aniden, ilişkilerinin sıcağında pişen o eski anılar belirdi. Soğuk ve keskin; tıpkı şu an yanındakiler kadar gerçek.

Geçmişin kabusu.

Şimdi, 15 yıl öncesine dönüyordu. Deniz, o zamanlar henüz çocuk bir delikanlıydı. Babasının verdiği o eski tabancayı ilk kez eline alışı ve o trajik gün...

*

Hafifçe sarkan perdeden sızan ay ışığı, çocuk denizin küçük odasının duvarlarına titrek lekeler düşürüyordu. Deniz, geceyarısı saatinde hiçbir uyku alamamanın verdiği çaresizlikle kamburlaşmıştı. Gözünde babasının yüzü, donuk, korku dolu ve yorgun. O gece evde yükselen kavga, hiç sönmeyen bir alev gibiydi.

“Deniz, git dışarı!” diye bağırırdı annesi, gözyaşları yanaklarında nehir olana dek.

Ama Deniz sakince odasında kalır, seslerin ardından gizlice kulak verir, her kelimenin yüreğini delip geçişini izlerdi. Babasıyla büyük adam Sedat Aryon arasındaki hesaplaşma... Her şeyi değiştiren o gece.

Bilinmezlikten gelen uğultu.

Sonra, silah sesi.

Bir anlık sessizlik, ardından annesinin çığlığı.

Deniz’in elleri titremeye başlar, soğuk terler alnını korlar. O çocuk, korkunun içinde büyümüş, kimseye açamadığı bir yara taşır.

*

Şimdi, malikanenin loş salonunda, o yara yeniden kanıyordu.

Deniz, derin bir nefes aldı. Dizlerinin üstüne çökse, elleriyle saçlarını tutsa, belki içindeki acı biraz azalırdı ama yapmadı. İçindeki dedektif, gerçeklerden kaçmazdı. Olanları unuttuğunu zannetmek, kurduğu tüm adalete ihanetti.

Ve en önemlisi: bu trajedinin malikanedeki cinayetle yakından bağlantısı olabileceği hissi, beynini kıvrandırıyordu.

“Bu… bu sadece bir tesadüf değil,” diye mırıldandı kendine.

Gözleri, eski dosyaların konduğu masaya takıldı. O kutularda, tozlu evraklarda saklanmış tüm gerçekler vardı. Sessizce doğruldu. En azından yakından bakmalıydı.

O anda, koltuğun yanındaki eski telefon çalmaya başladı. İncecik ses, salonu doldurdu:

"Deniz... gece yarısında seni aramak zorunda kaldım."

Telefonu açtığında, karşı taraftan Sedat Aryon’un soğuk ve keskin sesi geldi:

“Geçmişin peşini bırakma, Çelik. Kaybolan her gerçek, kanıtı saklayan her bir sırla yeniden doğar. Sakın unutmamalısın; her karanlık köşede bir gölge bekler.”

Deniz cebindeki boşluğun içine bakar gibi yaptı. Kalbi, yüzyılın en büyük yükünü omuzlarına yerleştirirken, elleri titriyor, düşünceler labirentinde kayboluyordu.

Konuşmayı bitirip telefonu kapattı. Etrafını saran sessizlik artık ölümcül bir huzursuzlukla doluydu.

Deniz, dergâhına dönerken, gözlerindeki karanlık büyüyordu.

“Belki… belki o gün yaşadıklarım, doğrudan bu cinayetle bağlantılı."

İçinde yükselen his dalgası, boğazına düğüm olmuştu.

“Ve ben... hazır olmalıyım.”

Dışarıdaki pencereden geçen esinti, odada uçuşan birkaç kağıdın arasından sessizce karıştı. Ardından, ansızın kapının ardından gelen başka bir tıkırtı...

Deniz başını çevirdi.

Beklenmedik ses, içindeki geçmiş kabuslarının şimdiye dek gizlenmiş kapısını aralıyordu.

Uzaktan, ay ışığının altında sırlı bir el yazısı gibi uçup giden o ses, karanlıkta kayboldukça Deniz’in içinde yankılanmaya devam etti:

“Gerçekler, bazen en derin yaraların kapısını aralar…”

Ve tam o anda, kapı hızla aralandı.

İçeri giren kişi, yüzünde tarif edilemez bir ifade ile Deniz’e bakıyordu.

Sessizlik, malikanede bir kez daha kalınlaştı.

Ama Deniz için artık geri dönüş yoktu.

Çünkü geçmişi, şimdi tam karşısındaydı.

--- Bölüm Sonu ---