Chapter 2
Perdenin dalgalanışı, karanlık odada bir hayalet gibi kıpırdanıyordu. Deniz Çelik’in ciğerlerini yakan hava, boğazına dolmuştu; o an, zaman ağırlaşıp kıpırdamaz hale gelmişti. Kapı sesi, hala kulaklarında uğuldarken bir adım daha atmaya cesaret edemiyordu. Ellerini hafifçe titreyen dizlerinin üzerine koydu; parmak uçlarında donuk bir soğukluk, kalbinde sıkışmış bir sertlik.
Bir yandan zihninde yankılanan o keskin kelimeler, diğer yandan perdelerin arasından sızan hafif akşam serinliği… İstanbul’un bu zengin ve kapalı dünyasında ilk defa, Deniz sessizce kabul etmişti: Burada hiçbir şey göründüğü gibi olmayacaktı.
Başını kaldırdı, derin bir nefes aldı ve ağır ağır salondaki diğer kapıların yerini gözüyle taramaya başladı.
Salon, evin en görkemli odalarından biriydi. Kristal avizeler dudak uçuklatan lüksü fısıldarken, şamdanların yakınındaki hafif cızırtı elektronik güvenlik sisteminin sessiz alarmıydı. Duvarda asılı devasa Aryon ailesinin portresi, gülümsemenin ardında sinsi bir göz kırpış saklıyordu sanki.
Deniz ayaklarını sürterek ilerledi; her adımı, ketvengilmiş bir sırra daha yaklaştırıyordu onu.
*
"Kimse yerinden kıpırdamıyor, herkesin ifadesine ihtiyacımız var."
Deniz’in sesi bu ağır sessizliğin içine düştü, keskin bir bıçak gibi. Koridorda beliren yüzler, farklı ruh halleriyle gerildi.
İlk adımını atıp Aryonlar’ın evinin taş duvarlarında yankılanan o soğuk sessizliği bozmak, zorunluydu.
Sedat Aryon, evin sahibi ve ailenin patronu, geniş omuzlarını germiş, gözlerini katı bir demir gibi Deniz’in üzerine dikmişti. Yüzünde, gizlenmiş ve sertleşmiş bir güç vardı. O an, hiç olmadığı kadar tehlikeli ve hesapçı görünüyordu.
"Dedektif Çelik, bu soruyu ben sorarım önce," dedi, sesi adeta çelik bir zırh gibiydi. "Neden buraya kadar geldiniz ve neden bizim ailemize bulaştınız?"
Deniz sertçe karşılık verdi, bakışlarını kaçırmadan:
"Buraya sonuna kadar gelmemin sebebi, gerçek adalet. Sizin ve etrafınızdakilerin sırlarını öğrenmek için."
Sedat’ın dudaklarında ince bir tebessüm belirdi, ancak gözleri hiçbir ışıltı taşımıyordu.
*
Oda tek tek doldurulmaya başlandı. Deniz, isimlerini not ederken yüz ifadelerini didik didik ediyordu.
İlk gelen Elif Aryon’du. Sedat’ın kız kardeşi, zarif ve ince hatlarıyla öne çıkıyordu. Fakat elleri, alışılmadık bir şekilde sertti; parmakları hafifçe titriyordu. Gözlerinde ise Nusret hakkında sorulara karşı ürkek bir savunmacılık vardı.
"Ne yapmamı istiyorsunuz, Detective? Burada aile sırlarımız... ağırdır."
Elif’in sesi, beklendiği kadar yumuşak değildi; içine gizlenmiş bir öfke veya belki de korku vardı. Deniz, onun kelimelerinden daha fazlasını duymuştu.
Bir sonraki kişi, evin hizmetçileri arasından tanınan, yaşlı ve gözlerinden hafifçe yaş süzülen Hasan’dı. Eski bir dost gibi gözükse de, Deniz’in sorularıyla titrek bir yalan ağı ördüğünü hemen fark etti.
"Her şey planlandığı gibiydi," dedi Hasan, gözlerini kaçırarak. "Ama o gece, hikaye değişti."
Deniz, Hasan’ın kelimelerine dikkat kesildi. Bu, sıradan bir cümle değildi; bir şeylerin ifadesiydi. Bir çırpıda arkasından gelen ter kokusunu hissetti.
*
Sıra Emine Hanım’a gelince, salonın köşesine çekilmişti. Modanın zirvesinde bir kadındı ama yüzünde yorgun bir gölge vardı. O gece yaşanan karmaşanın acısı sarmıştı her yanını.
"Söylediklerimde neden şüphe duysun ki dedektif bey?" dedi, sesi alaycı ve soğuk. "Bizim aile sırlarımızdan çok, sizin bilmediğiniz yaralarımız var."
Deniz içerlemişti. Burası sadece bir malikane değil, aynı zamanda duygusal ve psikolojik bir savaş alanıydı. Herkes kendi kılıcını saklıyor, ve Deniz o kılıçları çekmek zorundaydı.
*
Gecenin ilerleyen saatlerinde, sandalye sesiyle irkildi. Sedat Aryon tekrar yanına gelmişti. Gözleri, gecenin karanlığında yenilmez bir avcı gibi parıldıyordu.
"Deniz Çelik, bu evde herkesin sakladığı karanlık sırlar var," dedi, alçak bir sesle. "Ama senin bilmediğin şey, sırların yükünden kurtulmanın bedeli çok ağır."
Deniz durdu, yüzüne vuran loş ışıkla birlikte içindeki fırtına daha da büyüdü.
"Ama bugün anladım ki," diye devam etti Sedat, "birinin o bedeli ödemeye hazır olması lazım."
O anda Hafif bir esinti perdeleri tekrar salladı. Deniz’in gözlerinden kaçmayan bir hareketti bu. Arada duran bir gölgeydi sanki, perde arkasında gizlenen bir ipucu.
Deniz, keskin gözleriyle o gölgeyi takip etti.
Her baktığı köşede, evin derinliklerinde, küçük ve ince dokunuşlarla gizlenmiş sırlar vardı. Küçük bir defterin peçeteye saklanmış notu, kapının altında sızan kalem izi, ve en önemlisi, herkesin beyninde dönüp duran ama dile getirilmeyen suçluluk duygusu...
“Bunlar bir araya geldiğinde, gerçeğin yüzü ortaya çıkacak,” diye fısıldadı kendi kendine.
Ama tam o anda, kapıya hızlı bir tıklama sesi düştü salona.
Deniz irkildi.
Kapı aralık kaldı…
Ve ardından beliren siluet, geceye nüfuz eden soğuk bir fısıltı gibi odanın havasını değiştirdi:
“Gerçekler, saklanacak kadar karanlık.”
--- Bölüm Sonu ---