NoveliqaMalikanenin Gölgesinde Kalan Sır / Sedat'ın Tuzağı :0%
Log in

Chapter 15

Sedat'ın Tuzağı

Kapının aralığından sızan sarı ışık Deniz’in yüzüne vururken, karanlık odanın içinde beliren siluet, zamanın akışını bir an için durdurmuş gibiydi. Kalbi göğsüne tırmanıyor, gövdesi buz kesmişçesine soğuyor; parmaklarının ucu istemsizce titremeye başladı. Gözleri, karşısındaki kişinin yüzünü aradı karanlıkta.

“Sedat mı...?” diye fısıldadı Deniz, nefesi boğuk, sesi kırılacak gibi.

Adam usulca gülümsedi, ama o gülerken gözlerinin içindeki soğuk ve hesapçı parıltı, Deniz’i buzdan bir bıçak gibi delip geçiyordu.

“Deniz, sonunda geldin,” dedi Sedat, sanki uzun zamandır beklediği bir misafirini ağırlıyor gibiydi. “Yalnız değilsin, biliyorum... Ama senin peşinden gelenlerin kimler olduğunu bilmiyordun, değil mi?”

Deniz’in beyninde aniden dalgalar gibi beliren sorular, kalabalık bir fırtına gibiydi. “Ne demek istiyorsun? Neden buradasın?”

Sedat’ın sesi, süzülen bir zehir tadındaydı: “Burada, bu malikanede, herkes bir oyun oynuyor. Bazıları tokmağın sahibi olmalı, bazıları ise kurban.”

Deniz adım atarken, başında patlayan bir şimşek gibi Sedat’ın soğuk bakışları onu sabitledi: “Hamlelerini iyi hesapla, Deniz. Senin savunduğun adalet, bu yerde sadece zayıfların sığınağıdır.”

Sözlerin ağırlığı omuzlarına çöktü. Ama bu meydan okuma, Deniz’in içinde bir kıvılcım yakmıştı. “Adalet ölüp bitmiş olsa da ben, onu gömdürmem.”

Sedat, yavaşça adım atarak kapının önündeki eski, ağlayan merdivenlere yöneldi. “O zaman, gel bakalım… Sana küçük bir hediye bıraktım.”

Deniz birkaç saniye tereddüt etti. Karanlık koridorun arkasından, dudaklarının arasından ince bir nefes çıktı: “Beni burada neye hazırlıyorsun, Sedat?”

Birdenlik, odanın ışıkları patladı ve birkaç saniyeliğine karanlık çöktü.

Deniz, nefesini tuttu, etrafta bir şeyler hareket ediyor. Kulaklarında ise sadece kalbinin hırıltısı vardı.

Işıklar geri döndüğünde, odanın içine gizlenmiş olan Sedat’ın adamlarından üç kişi, elinde silahlarla Deniz’in etrafını çoktan sarmıştı.

“Bize dokunmaya çalışan herkes gibi sen de düşeceksin,” dedi Sedat, ardında karanlık bir gölge gibi yükselirken.

Deniz’in gözleri hızlı hızlı arardı çıkış yolunu, ama diğerleri kapıları, pencereleri kapamıştı bile.

“İyi de, bu yüzleşmeden kaçmazsın,” diye fısıldadı Sedat, sesi bozucu ama etkili. “Bu oyun sona ermeden, kimse kurtulamaz.”

Deniz, zihninde birden birçok olasılığı işliyordu: kaçış planları, sürpriz hamleler, yardım çağrısı… Ama zaman kısıtlıydı. Bir anlık tereddüt, hayatına mal olabilirdi.

Sedat adım attı, ateşler parladı. Deniz’in kalbi göğsünden fırlayacak gibiydi, fakat o an içindeki dedektif uyanıyor, sakinliğiyle kesiliyordu.

Hızlı bir hamleyle eğilip adamın silahından kurtuldu, küçük bir masa fırlattı.

Merdivenlerden birine doğru koşar adımlarla yöneldi, gürültü ve kaos arasında nefes nefese kaldı. Sedat’ın sesi koridor boyunca yankılanıyordu:

“Bu senin son oyun, Deniz! Burada sona erer her şey. Ve sırlar… Sırların hiçbiri, gün ışığını göremez!”

Deniz bir kapıyı açtı. İçerisi görünmüyordu. Arka planda incinmiş bir lambanın cılız ışığı titreşiyordu. İçeri girdiğinde kapıyı çabucak kapattı. Kalbinde bir yumruk, boğazında bir düğüm vardı.

Arkadaşlarına, sevdiklerine, hatta geçmişindeki o acılı anılara dokunan bu zor anda Deniz, artık sadece bir dedektif değildi.

Artık kendi hayatıyla, ailesinin mirasıyla, bu lanetli malikanenin gölgesinde yaşamın en karanlık sırrıyla da yüzleşiyordu.

Ve Sedat’ın tuzağına düşmeye çok az kalmıştı.

Tam o anda kapıya ürkütücü bir tıklama sesi geldi.

Deniz nefesini tuttu.

Kapı ardına kadar açıldığında, karşısında duran kişi, yıllardır beklemediği biri...

--- Bölüm Sonu ---