Chapter 12
Kapının dışındaki gölge kaybolur kaybolmaz, Deniz’in kalbi hala göğsünde hızlı hızlı çarpıyordu. Teninde buz gibi bir terin ince çizgileri ilerliyordu. Dışarıya vuramamıştı o ani sarsıntıyı. Bir kez daha, derin bir nefes çekti. Ayakları cama doğru sürtünürcesine ilerledi. İstanbul’un geceye teslim olmuş o karmaşası, malikanenin loş koridorunun penceresinden içeri sızan soğuk, için için ürpertiyordu.
"Güven..." diye mırıldandı. "Kimlere güvenebilirim gerçekten?"
Bir çarpıntıdan farksızdı hayatı artık, saatlerdir çalıp duran o hastalıklı kalp gibi. Hangi isim, kimliğiydi gerçek yüzü yıllardır ona gösteren?
---
Deniz, sessizliği bozan tek şeyin kendi yavaş ama kararlı adımlarının yankılandığı koridordan aşağıya doğru indi. Her nefesinde soğuk havanın içini boşalttığını hissediyordu. Soruşturmanın ağırlığı omuzlarında derin bir yük oluşturuyordu. Fakat peşindeki sır daha da koyulamaya başlamıştı, karşısında yavaş yavaş beliriveren karanlığa tek başına tutunmak zorundaydı.
Salonun ağır kadife perdeleri, dışarıdaki hayatın canlılığını yutarcasına kapalıydı. Deniz, büyük çalışma masasının üzerindeki dağınıklığın içinde gizlenmiş bir şeyler arıyordu. İlk iş olarak, kurbanın odasını incelemeye karar verdi.
Kapıyı hafifçe araladı. Oda, neredeyse yıllardır dokunulmamış gibi kokuyordu; eski deri koltuk, tozlu kitaplar, hafif bozulmuş bir tütün külü... Deniz, ince ışık huzmesiyle mobilyaların üzerinden süzüldü ve odanın köşesine sıkışmış küçük, deri ciltli siyah bir defteri fark etti.
Ellerinin titremesine izin vermeden aldı defteri. Kapağındaki altın varak harfler sabırsızca davet ediyordu.
"Günlük..." diye fısıldadı.
---
Odanın içindeki ağır sükunet, Deniz’in kalp atışlarını daha yüksek bir orkestraya çevirmişti. Sandalyeye oturdu. Ortamda sadece kalemin kağıda sürtünmesi, sayfaların hışırtısı vardı. Karanlık odanın içindeki tek ışık, defterin sayfalarının üzerinden yansıyordu.
Günlük, en baştan itibaren kurbanın en gizli düşüncelerini, korkularını, ve özellikle bazı isimleri saklayacağını vaat eden ipuçlarını barındırıyordu.
Sayfalar arasında gezinirken Deniz’in gözleri aniden durdu:
"Sedat… Niçin devamlı bu isim geçiyor?"
Ama ardından gelen isim, onun tamamen dengesini bozdu. Defterin içine kazınmış, asla duymadığı ve beklemediği bir isim: “Mira Tekin”.
---
Bir anlığına elindeki günlük, soğuk bir ağırlık gibi çöktü Deniz’in avuçlarında. Mira Tekin… O ismi buraya, bu deftere yazmasına sebep neydi? Deniz, doğrusu Mira’yı nadiren düşünmüştü bu zamana kadar. Lakin bir türlü aklından çıkaramadığı o esrarengiz bakışlar, arasındaki sonsuz mesafeler şimdi birden anlam kazanmaya başlamıştı.
Bazı sayfalarda Mira’nın adı, neredeyse fısıltı, bazen de çığlık gibi defterin içine işlenmişti. Deniz’in parmakları titreyerek bir sayfadan diğerine kayarken birkaç cümle yakaladı:
“...Ama ona güvenemem, bu evin yüzlerinde saklı başka bir acı daha var. Sedat’ın aklından geçen, Mira’nın ellerinde öyle bir sır var ki, patladığında burası yerle bir olur…”
Her kelime, Deniz’in zihninde yeni bir yangın çıtırdıyordu. Mira’nın isminin bu gizemle bir bağlantısı olduğu kesindi. Peki kimdi Mira Tekin? Ve neden kurban onun hakkında böyle korkutucu satırlar yazmıştı?
---
O an kapı hızlıca açıldı. Deniz irkilip defteri hemen kapattı.
“Ne buldun?” diye sordu arkasındaki ses, boğuk ve terse dönmüş bir tavırla.
Sedat Aryon’du. Siyah takım elbiseyi kusursuzca taşıyan adam, yüzünde keskin bir ifadeyle duruyordu.
Deniz, gözlerini defterden kaldırdı. “Gizli bir günlük buldum.”
Sedat'ın dudakları kıvrıldı. “Günlük mü? Haberin yok ki böylesine tehlikeli oyunlar kim bilir kaç insanın hayatını değiştirdi.”
Deniz, gözlerindeki isyanla karşılık verdi. “Yine mi o büyük aile sırları? Yeter artık… Cevaplar lazım, yoksa herkesin boğulacağı karanlık daha fazla büyüyecek.”
Sedat ağır adımlarla yaklaştı.
“Unutma, Deniz... Bu evin gizemleri kazıldıkça kan sızar. Mira Tekin’den bahsetmişsin…” Sedat’ın sesi bıçak gibi keskinleşti. “O isim burada konuşulamaz.”
---
Deniz, tüyleri diken diken olmuş halde defteri tekrar açtı.
“Niçin? Kim bu Mira Tekin? Anlamam için neyi gizliyorsun?”
Sedat’ın gözlerinde ani bir alev belirdi. “Bunu öğrenmeye cüret edersen, sadece bu evin değil, hayatının bütününü kaybedersin. Bilme ki karşında sırdan hafif bir adam varım.”
Fakat Deniz artık durmak istemiyordu.
Sessizlik içinde kapı arkasından bir tıkırtı duyuldu.
İkisi aynı anda yöneldi. Kapının kenarında hafifçe sarkan, bilinmeyen biri ya da daha fazlası …
Ve ardından gelen ses, Deniz’in tüm cesaretini doğrulttu:
“Günlüğün içindeki isme neden bu kadar takılıyorsun?”
---
O ses...
---
--- Bölüm Sonu ---