Chapter 8
Selin’in nefesi bodrum katının soğuk taş duvarlarına çarpıp yankılanıyordu. Telefonunun titreyen ekranı, renkli ama anlamsız bir ışık selinden başka bir şey değildi. O sözler - “Bu iş bitmedi… daha yeni başlıyor.” - düşüncelerinin üzerine ağır bir sis gibi çökmüştü. Çaresizlikle karışık bir öfke sardı bedenini.
Bir an durdu. Parmak uçları hâlâ ürperiyordu. Gözlerini karanlıkta açıp kapadı, etrafını kulaçlayan sessizliğin içinde bir şeylerin değiştiğini seziyordu. Burada, malikanenin korkudan beslenen sessizliği altında, kendini tüm ağırlığıyla sarmalayacak yeni bir fırtına doğuyordu.
---
Kat merdivenlerinden yukarı ağır adımlarla çıktı. Salonun loş ışığı altında, aile üyelerinin yüzlerinde gerilim ağı incelmişti. Gözler, birbirinden kaçarken, kelimeler boğazda düğümleniyordu. Murat Aslan soğuk bir ifadeyle, yavaşça yere bıraktığı kadehinin içinde genç bir kadının yanık kahverengi gözlerini taşıyan ağrılı bir sır saklı gibiydi.
“Her şey... mirasla ilgili.” Murat’ın sesi yerinden kıpırdayamayan taş bir heykel misali cılız, ancak yıkıcıydı. “Şimdiye kadar sessiz kaldım ama... O belge yok.”
Selin döndü, gözleri keskin bir bıçak gibi Murat’a saplandı.
“Ne belgesi idi bu? Ne kayboldu?” diye sordu, sesi sert ve mutlaka cevap bekler gibiydi.
Murat, nüktedan bir gülümsemeyi denedi ama başarısız oldu. “Miras... aile servetinin anahtarı. Babamızın vasiyetnamesi.”
Salondaki tüm gözler birbirine değdi; sessizlik önce ağır sonra sinsi bir fısıltıya dönüştü.
“Ama vasiyetname, defterlerde kayıtlı... arşivlerde.” diye araya girdi Selin.
“Saklanmıştı.” diye düştü Murat, yüzündeki kontrol kırıldı. “Öyle kolay değil. Google’da arayacağımız dosya değil. Ama hiç kimse onu bulamadı. Ve işin daha kötüsü, kimse nerede olduğunu bilmiyor.”
Sanki o an tüm duvarlar biraz daha daralmış, yük biraz daha artmıştı. Selin, aldatılmışlığın derin bir soğukluğunu hissetti. Bu aile, içinde boğulduğu sırlarla, mirasla, ihanetiyle nasıl ayakta duruyordu?
---
“Burada biri yalan söylüyor.” dedi Selin, dişlerini sıkarak. “Kimsenin bilmediği... aslında bildiği bir şey varsa ortaya çıkacak.”
Kadın, gözlerini salonun ucundaki eski bir kitaplığa çevirdi. O an, hafiften hafifçe sertleşen tavırlarıyla hemen yaklaştı, tırnak uçları saydam işlemlerle kaplanmış elini kitaba dokundurmaya gitti; ama aniden eli geri çekildi.
“Bir belgeyi gizlemek... Ve onu kaybetmek değil, kaybetmiş göründürmek...” diye mırıldandı kendi kendine. “Bu şey ciddi.”
Murat alaycı ve soğuk bir sesle, “Malikanenin içinde çok gizli geçitler var, Selin.” dedi. “Belgeyi sadece oraları bilen birisi bulabilir. Ya da yok edebilir.”
Selin, bedenindeki gerginliği hissetti. Bu işi kazanmanın yolu, malikanedeki tüm gizli geçitlere, hesaplaşmalara, ihanete ve sessizliğe nüfuz etmekti.
---
Tam o anda, dış kapı sertçe çalındı. Tüm salon bir anlığına donup kaldı. Bir fısıltı yükseldi. Selin, kapıya yürümedi, ama her zaman olduğu gibi ilk anda içgüdüleri öne çıktı. Xray gibi gözlerinin şakır şakır yandığını hissetti.
O kapı... Kim normal şartlarda böyle geç saatte, böylesine gergin bir ortamda çalardı?
Murat, dudaklarından aşağıya inen ince bir ter damlasını fark etmeden edemedi. Gözleri Selin’in yüzünde gezindi; biraz korku, biraz bekleyiş.
Selin o an sanki bütün sınırların dışına çıktı: “Kapıdaki... kim?”
Salondakiler bu soruyu cevaplayamamış, sadece birbirlerine bakmışlardı.
Kapı tekrar çaldı. Bu defa sert ve ısrarlı.
Selin avcununun tam içinde duran telefonu sessiz moddan çıkardı, ama uğultu başlamıştı; kapıdaki sesin ardındaki gölgeler büyüyordu.
---
Ve sonra, o an geldi.
İçeri giren kişi, salt varlığıyla her şeyi...
---
Devam edecek…