Chapter 7
Beyaz mermerlerin üzerinde yankılanan tıklamalar, adeta eski bir saatin ölüm saatini haber veriyordu. Selin, hızla nefesini düzenlemeye çalıştı; kalbi göğsünde ritmini yitirmiş gibiydi. Oda bir anda buz kesmişti; soğuk, taş duvarlarda ürperti gibi dolaşarak her köşeye sızıyordu.
“Kim o?” diye fısıldadı, sesi artık yankılanan sessizlikle boğuluyordu.
Ama cevap yoktu.
Bir an için yalnızca kendi kalp atışları ve dışarıdaki gece rüzgarının camlara çarpan uluğ hışırtısı duyuldu. Selin, gözlerini karanlığa alıştıramadan, odanın köşesinde beliren bir gölgeye dikkat kesildi. İnce bir silüetti; hareketleri keskin, nefes alış verişi sanki gizleniyordu.
Gözlerini kısarak yaklaştı, adımları sessizdi ama bedenindeki elektrik artıyordu.
"Geri çekil," dedi o ses, murat’ın dostunun o tanıdık, sert tınısı. “Burada fazla zaman kaybetme.”
“Kiminle konuşuyorsun?” Selin’in dudakları titredi, ama sesi hâlâ kararlıydı.
“Biliyoruz yokusunu,” dedi adam. “Ama Murat Aslan’ın oyununa gelmeyeceksen. Söylediklerime dikkat et.”
Selin, dudaklarını ısırdı. Sonunda fark etmişti; tanığın ifadesi birçok yerde çatırdıyor, sanki biraz fazla kusursuzdu. Oysa gerçekler, çelişkilerle örülüydü.
“Söyle bana; neden sana inileyim? Neden Murat’ın yanında olasın?” diye sordu.
“Sen anlamazsın,” dedi adam. "Murat, ailesinin itibarını korumak için her şeyi yapar. Bu gece burada öğrenilecekler var. Ama yanlış kapıya dayandın.”
Selin, gözlerini kırpmadan baktı. "İşte tam da bu yüzden buradayım."
Adamın yüzündeki gölgeler derinleşti; elleri titremeden cebinden küçük, eski bir zarfa çıkardı. "Bunlar senin için. Belki işine yarar."
Selin, zarfa doğru uzandı, parmak uçları titredi. İçinde bir kart, birkaç fotoğraf ve dijital yazıtlar vardı; hepsi birden fazla sırrın anahtarı olabilirdi.
Tam o anda, keskin bir bip sesiyle telefonundaki ekran yandı.
Mesaj, saklandığı karanlıkta parlayan bir alev gibi çaktı: “Murat’dan gizli bir mesaj var. Hemen bak.”
Selin, parmakları dondu, nefesi kesildi. Ekranda beliren satırlar, malikanedeki herkes için kıyameti haber veriyordu.
“Gözünü dört aç,” dedi adam alçak bir sesle. “Ve hiçbir şeye inanma.”
O anda, kapının dışında kimsenin beklemediği birisinin varlığı, odaya sinsice doldu.
Selin, telefonunu sımsıkı kavradı; kalbindeki derin çatlıkların anlamını çözdüğü an, karanlık yeniden örttü etrafı.
Ve şu sözler, hava kadar ağır, zamanda donmuştu:
“Bu iş bitmedi… daha yeni başlıyor.”
---
Devam edecek…