NoveliqaMalikanedeki Son Şifre / Gizli Tanık :0%
Log in

Chapter 5

Gizli Tanık

Beyaz sayfanın üzerindeki mürekkep, Selin’in gözlerindeymiş gibi bulanıklaşıyor, satırlar alelacele yazılmış bir nota dönüşüyordu sanki. Kapının önündeki tıklama hâlâ kulaklarında çınlıyordu; yaşamında duyduğu en sessiz, en tok ve en rahatsız edici seslerdendi bu.

Bir an durakladı. Öylece kalkıp kapıya yönelirken, içindeki buz gibi korku ile öfke birbirine karıştı. Parmakları hâlâ belge üzerindeydi; o küçük kâğıt parçası sırları değil, hayatının tüm dengelerini alt üst edecek bir işaretti şimdi.

"Kimse gelmiyor..." dedi kendi kendine, gözü kapıdaki eski somunlu tokmağa takılı kalmışken.

Ancak o tıklama, Selin’in duyduğu kadar tek bir ses değildi. Arkasında, banyodan gelen hafif bir su damlasının ahenkli ritmine karışan ayak sesleri vardı. Ama ayak sesleri ağır, kasvetli ve bilinmezlikle doluydu; ufaktan yaklaşan bir fırtına gibiydi.

Selin yavaşça arkasına döndü. Karanlık koridor boyunca gözlerini kırpmadan süzdü, nefesi iki oda arasındaki durgun havada asılı kaldı. “Kim var orada?” diye seslendi, sesi istese de titriyordu.

Hiçbir karşılık gelmedi. Sadece uzun ve soğuk bir sessizlik. Ancak boğazına oturan o düğüm, onun kalbinde yer etmiş bir karanlıktı. Çünkü belgeyi eline aldığında, orada yazan isimlerin ve tarihlerin ötesinde kendisini sarsan bir şey daha vardı.

Kardeşinin adı.

Ve artık inkar edemiyordu.

Murat Aslan’ın mührüne sahip evde, kendi kanından biri o trajik olayın parçasıydı. Selin’in bütün yürek sancıları arasında kıvrandığı o an, zihninde üst üste gelen görüntüler bir anda birbiriyle çarpıştı.

Kardeşi… o son gece… neden haber vermemişti?

"Bu bir tuzak mı?” diye fısıldadı, gözleri kıpırdamadan o uçsuz bucaksız karanlığa dalarken.

Gözlerinin önünde, kardeşiyle yaşadığı son anların görüntüsü filme dönüşür gibi beliriyordu; kahkahaları, aralarındaki küçük tartışmalar, sonrasında kaybolan o sessizlik. Öfke, ona daha önce benzeri görülmemiş bir hızla ilerliyordu.

Selin hızlı adımlarla oturma odasına yürüdü, yerlerde bir şeyler arayacak hissiyle. Her köşede kardeşinin hayaleti dolaşıyor gibiydi. Birden, eski bir cesaretle cep telefonuna ulaştı ve teyit etmek için mesaj yazdı:

“Sen orada mısın? Ne oldu?”

Telefon sessiz kaldı.

Kaygının şarabı dudaklarında acı bir tat bırakıyordu. Her saniye sonsuzluk gibi uzuyordu. Sonra, ağır bir sessizlikten sonra gelen bildirim sesi.

Selin, telefonu eline aldı; ekranda yalnızca tek bir kelime yazıyordu:

“Gitme.”

Parmakları titriyordu şimdi. Kardeşine yaklaştığını hissetmişti, ama aynı zamanda daha da uzaklaşmakta olduğunu da içgüdüsel olarak biliyordu.

Çaresizce dışarı çıktı, zemin katın kapısından itibaren o malikanenin tüm karanlığını içine çekerek adımlarını hızlandırdı. Karanlık koridorlar, soğuk taş duvarlar sanki onu boğmak için yaklaşmış gibiydi.

Bir anlığına kapının ardında bir hışırtı duydu. Dönüp bakarken, karaltının içinde kaybolan gölgeyi göremedi; ama nefesi kesilmişti. Yakalayabilmek uğruna çığlık atmak istedi ama yüzüne ses gelmedi.

Çok geçmeden telefon bir kez daha titreşti. Bu kez Selin’de donuk bir soğukluk bıraktı. Ekrana baktığında bir mesaj daha vardı:

“Artık bulamayacaksın beni.”

Gülümsedi ama bu gülümseme onun gülüşü değildi; daha çok korkunun ve kaybın, kaçınılmazlığın soğuk yansımasıydı.

Bir an ne yapacağını bilemeden öylece kaldı. Sonra çevresinde bu evin en derin sırlarının fısıldandığını duydu. Kardeşi tam da o anda, gözlerinin önünden bir anda silinmişti.

Ve Selin bilmiyordu...

Onu arayacak kimse kalmamıştı.

---

Malikânenin loş ışıkları altında, duvar saatinin tıkırtısı duyulurken kapı aniden, tok seslerle çarptı.

Ve bu kez tıklamanın anlamı tamamen değişmişti.

---

Devam edecek…