Chapter 2
Selin’in topuklu ayakkabıları taş zemin üzerinde yankı yaparken, malikanenin önündeki devasa kapının önünde durdu. Soğuk havada nefesi küçük beyaz bulutlar halinde yükseliyor. Boğazında bir yumru sıkışmıştı; sadece içinde barındırdığı soruların ağırlığı değil, o kusursuz soğuk taşların arasından yükselen görkem ve karanlık da yükünü artırıyordu.
Kapı, geçmişin ağırlığı gibi dimdik önünde duruyordu. Kollarında taşıdığı dosyalar, tek tek fotoğraflar, deliller ve notlarla doluydu ama o şimdilik sadece kapının hemen arkasındaki boşluğu görebiliyordu.
İçeriye adım attığında ilk hissettiği, ağır antik halıların üzerinde yayılan eski deri ve cilt kitaba karışmış nemli, hafif toprak kokusuydu. İzbe, yüksek tavanlı giriş holü elle tutulur bir sessizlikle çevrelenmişti.
Bir köşede, bakır kaidede eski bir gramofon sessizce yerinde duruyor, sanki o an patlayacakmışçasına hırıldayan bir makine yüzü gibi bekliyordu.
Selin nefesini biraz derin çekip adımlarını hızlandırdı. Bu malikane sırlarla dolu bir labirentti. Ev sahibi Murat Aslan’la ve onun soğuk, keskin bakışlı çocuklarıyla tanışma zamanı yaklaşıyordu.
Arka planda, iç kapı ağır bir gıcırtıyla açıldı. Derin, otoriter bir ses, “Hoş geldiniz Selin Hanım,” diye başladı. Selin’in omzuna değen rüzgar, hemen ardından hafif bir ürperti bıraktı. Bu, karşılaştığı ilk üye, Belgin Hanım’dı; ailenin yaşlı hizmetçisi.
Belgin’in gözleri dikkatle Selin’i ölçüyor, ince dudakları sıkılıydı.
“Burada her şey farklı. İşin içine girdikçe gerçekler daha da bulanıklaşıyor,” diye fısıldadı Selin kendi kendine. Yine de yüzüne bakışını çevirmedi; bu kişi, bildiği anlamda bir mihenk taşı olabilirdi.
Koridorun ucunda parlayan kristal avizeler, şamdanların alevlerinin dansıyla titreşiyordu. Oraya doğru ilerlerken bir boru sesinin ardından yüzü kaskatı kesilmiş genç bir adam belirdi.
“Selin Hanım, sizin için hazırladık,” dedi Murat’ın oğlu Deniz, gözlerinde beklenmedik bir alaycılık.
Selin’in hızlı, keskin bakışları genç adamda takılı kaldı. “Duydum. Geç saatli bir toplantı için özel bir alan ayarlandı. Anlaşılan, herkesin sergilediği gibi davrandığı bir sahnedeyim,” dedi sessizce.
Deniz, omuzlarını silkti ve söylene söylene uzaklaştı. Selin, isminin bile aynı havayı soluduğu bu ailenin altından kalkan tozları incelemeye başladı.
Salonun diğer tarafında, Murat Aslan ağır adımlarla sesini duyurmadan geldi. Gözleri bir an Selin’in yüzüne çakıldı, ardından hızlıca uzaklaştı. “Geç kalmadınız, umarım. Beklediğimizden daha uzun sürdü yazdığınız rapor,” dedi.
Selin’in sesi, ortamdaki gerilimi ölçerek kalınlaşıyordu: “İşimi bitirmek zaman alır. Siz ise işin ve ailenin sınırlarını korumak istiyorsunuz.”
Murat’ın dudak kenarlarında küçük, acı bir gülümseme beliriverdi. “Koruyacağım şeyler var burada. Hayat tehlikede.”
Aralarındaki hava aniden buz kesmişti. Fısıltılar, göz kırpmalar, arka planda aniden düşen bir şeyin sesi… Her şey karmaşık bir sessizlik içinde sarılmıştı.
Tam bu anda, uzak bir odadan gelen hafif, kıvrımlı bir fısıltı tüm salonu kıpırdattı.
Selin ufak bir adım attı, kulaklarını dikti. “Kim konuşuyor?” diye fısıldadı.
Herkes birbirine baktı. Gözler, sanki bir sırrı saklıyormuşçasına keskinleşmişti. Söyleyecek yalan, saklayacak sır kalmamış gibiydi.
Kısa bir süre için, malikane kapıları adeta kendilerini kilitledi. Dış dünyanın gürültüsü kesildi. İçerideki hava, ağır ve tahmin edilemez bir fırtınaya dönüşüyordu.
Ve Selin anladı ki…
Burada, herkes bir şeyler saklıyordu.
Kestirilemez, karmaşık ve ölümcül bir sır.
Fısıltının ardındaki sesin kim olduğunu bulmadan, bu kapılar ardında hiçbir gerçeğin tam anlamıyla ortaya çıkmayacağını…
Ve en önemlisi, bu sessiz şehrin karanlık sokaklarında yeni bir oyun başlamak üzereydi.
---
Bir adım daha attı. Kalbi yeniden hızlandı.
Ama o fısıltı…
Beklenmedikti.
Ve şimdi, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
---
Devam edecek…