Chapter 16
Adımın geri çekilmesiyle yüze inen o maskenin ardından, karşımda beklemediğim kişi duruyordu. Murat Aslan’ın keskin bakışlarının ardında gizlenen o tanıdık ifade... ama aynı zamanda içinde kırık bir şeyler vardı.
Ciğerlerim yeniden yandı. Ne nefes alabildim, ne de bir an bile hareket edebildim. Odada var olan sessizlik, devrin saatinin tok sesinden daha net bir boşluk yarattı.
“Selin...” dedi, sesi çatallı, yorgun bir fısıltı gibi kaldı odanın soğuk duvarlarında.
Yüzümde delici bir soğukluk dolaştı. “Nasıl? Neden?” diye çıkardım kelimeleri. Sesim, kırık bir cam gibiydi; keskin, film film titreyen.
“Beni dinle,” dedi aniden, irkildim. Ellerini tavana doğru açtı, savunma pozisyonunda. “Sana anlatacağım, ama önce benimle gelmen gerek. Burada bu söylediklerim seni koruyamaz.”
Gözlerim kavisli karanlıkta ona yapıştı. Aklım kıvrıldıkça kıvrılıyordu. Geçmişten, kayıplardan sürüklenen sorular. Onun da içinde ne karanlıklar vardı?
“Beni götür...” diye söze bağlantı yapmaya çalıştım. Kaşlarını çatıp, ağır bir nefes verdi, “Murat Bey’in istediği gibi ‘korunma’ isteğin sona ermeli artık. Artık kardeşinin sana olan gerçekleri anlatma zamanı.”
Gözlerim irice açıldı. “Kardeşim?”
Adımın ardından gelen o kelime, ağır bir gölge gibi çöktü üstüme. Odamın duvarları aniden daraldı; nefes alamıyordum. Sarsıldım.
“Evet... Ben...” dedi. Öne doğru eğildi, gözlerine garip bir samimiyet çöktü. “Ben senin kardeşin... Esrarengiz ve korkunç gerçeklerin içinde seni bekleyen kişi.”
Birden elektrik gibi yayılan titreme vücudumu sardı. “Nasıl yani? Kardeşim... Olamaz.”
“Olabilir. Uzun zamandır sakladım... Hem senden, hem kendimden,” diye itiraf etti, sesi çatlak, yutkundu. “Ve bu itirafın ardından, sana anlatmam gereken daha çok şey var.”
Geri çekilip, bu kez bıçakla kesilmiş gibi net bir kararla sordu: “Gerçekler acıtır, ama onları bilmek seni özgür kılar, Selin.”
Kalbim hızlandı. Kardeşim olduğunu düşünmek... Bu, içinde bastırılmış bütün acılarımı, cevap aradığım soruları alevlendirdi.
Bir an duraksadım. Gözlerimi kaçırmadan ona baktım. “Peki... Neden şimdi?”
“Çünkü artık daha fazla saklanmayacağım,” dedi. “Herkesin bildiğinden daha fazla şey biliyorum. Sadece aile kahramanlarına değil, failin gerçek yüzüne de…”
“Dediğin kişi Murat ise...” sözü ağzımda düğümlendi.
Kardeşim başını salladı, gözlerinde kırgın bir hırs, korku ve çaresizlik vardı.
Tam o sırada, dış kapıdan güçlü bir tıkırtı duyuldu. Aniden irkildik.
Ben geriye çekilirken o, kapıya yaklaştı. Kapıda çarpıcı bir sır yattığını biliyordum; bu tıkırtı, yeni bir tehdidin veya şok edici bir gelişmenin habercisiydi.
Kapı aralandı. Gerilim o kadar yoğundu ki, nefes almayı unuttum.
İçinin karanlığından biri görünüyordu: silueti tanıdık ama yüzü göremiyordum.
“Selin... Benimle yüzleşmen gereken bir şey daha var,” dedi o kişi, sesinde yorgunlukla karışık bir tehdit.
Ve ardından, kardeşimin yüzüne bakarken, dudaklarından döküldü:
“Sen... cinayetin asıl faili sensin.”
Dünya bir anlığına dondu. Kalbim odayı titretti; gözlerim karardı. İtiraf beklerken, acımasızca bir suçlama sardı benim gerçekliği.
İşte o an, her şey bitti... ya da yeni bir başlangıçtı.
---
Devam edecek...