NoveliqaMalikanedeki Son Şifre / İntihar Mı, Cinayet Mi? :0%
Log in

Chapter 14

İntihar Mı, Cinayet Mi?

Buz gibi bir sessizlik düştü odaya. Murat Aslan’ın o sert “mem” kelimesi, havada asılı kaldı; dudaklarımda keskin bir acı. Göz göze gelmekten kaçındığım için değil, içimdeki aniden kıpırdayan şüpheydi beni paralayan.

Oda henüz yeni terk edilmiş gibiydi: Havada hâlâ eski sigara dumanının sönük kokusu vardı, zeminde birkaç ince cam kırığı şimşek gibi gözüme çarptı. Ellerim hâlâ titriyordu, parmak uçlarımın ucunda buz buz terler dolaşıyordu.

Yerden kalkıp pencereye yöneldim. İstanbul’un karanlıkta kaynayan yüzü, şehrin ışıksız arteri gibi önümde kıvrılıyordu. İçimi saran o derin boşluk, geçmişimin en keskin izlerini taşıyordu; Murat’tan önce, çok önce yıkılmış bir hayatın enkazı...

Ama şimdi odaklanmam gerekiyordu. İntihar mı, cinayet mi? Ne olursa olsun, bu kurgunun içinde bir yalan vardı. İlk ipuçlarını toplamak için lansman toplantısının yapıldığı malikânenin kütüphanesine aceleyle döndüm.

---

Ahşap kapı, yaşı biri dakika önce kullanılmış gibi hala ılık ve hafifçe aralıktı. İçeri adım attığımda, havada keskin bir mürekkep ve eski kitapların kokusu vardı. Kitap raflarının arasından solgun ışık süzülüyordu, masanın üstünde dağınık belgeler ve birkaç fotoğraf bırakılmıştı.

Bir an için o fotoğraflara kitlendim.

Sahteydi.

Gözlerim büyüdü; cesedin fotoğrafı pek çok açıdan tutarsızlıklar içeriyordu. Gözlerdeki parlaklık yanlış, ışık oyunları bedenin doğal konturlarını bozmuştu. Parmakların pozisyonu da anlam verilemezdi — sanki biri dikkatlice, özenle yerleştirmişti.

“Bunu sen mi yaptın Selin?” diye fısıldadım kendi kendime. Hayır. Bunu yapan, akıllıca planlanmış ve beklenmedik bir hamleydi.

Öyleyse Murat mı? Ya da daha da yakın birisi? Malikanenin sessizliğini bozan bir adım sesi aniden korkutucu oldu. Arkama dönüp attığım nefesi tuttum.

“Deliller, bizi nereye götürüyor?” diye sordum kendi kendime ve o an anladım ki gerçek, en yıkıcı maskesini takmaya başlamıştı bile.

---

Kütüphaneden çıkarken telefonu çaldı.

Ekranda “Gizli” yazıyordu.

“Selin,” dedi telefonun ucundaki ses, nefesinden nefret akıyordu. “Daha derine inersen, bulduğun her şey seni yok eder.”

Telefonu kapattım. Hatta biraz da gülümsedim, çünkü korkmuyordum.

İşin içinde gizli fotoğraf manipülasyonları, sahte cesetler ve aile sırları vardı.

Malikanenin gölgeleri, her adımda üzerime çökmeye devam ediyordu.

Ve tam o anda, telefonun ekranına yeni bir mesaj düştü.

*

Mesajdaki fotoğraf, cesedin bir başka açısını gösteriyordu.

Ama bu sefer, yüzündeki sahtegi silip, altında başka birini ortaya çıkarıyordu.

Bir yüz.

Tanıdık ama hiç beklemediğim bir yüz.

*

Kapının aniden açılmasıyla irkildim.

“Selin...” diye seslendi biri alkollü ve tedirgin.

Ama ben sadece fotoğrafa bakıyordum. Gerçek, yavaş yavaş zincirlerinden kurtulmaya başlamıştı.

Ve ben o an anladım: Bu iş, intiharın üzerini örtmek için uydurulmuş en büyük sahtecilikti.

Ama asıl şok, daha önümüzdeydi.

*

“İntihar mı, cinayet mi?” cümlesi dudaklarımdan yavaşça döküldü.

Ve sonra, odada yankılanan bir sesle...

“Bu fotoğrafın sırrını kim çözerse, gerçekler onun altında kalır.”

Gözlerim, yeni delilde, sahte ceset fotoğrafında titredi. Kalbim, hayatımın en tehlikeli sırlarını hemen arkasından yakaladı.

---

Devam edecek...