NoveliqaMalikâne Sırları: İtibarı Öldüren Gece / İhanetin Yüzü :0%
Log in

Chapter 15

İhanetin Yüzü

Sarp’ın sesi, Mira’nın kulak kanalında bir buz parçası gibi takılı kaldı; son harfinin ucundan sızan gölge dilinin arkasında asılıydı. Telefon sıcaklığını bir an daha korurken Mira, hoparlörden yayılan tınıya değil, o tınıyı geride bırakan boşluğa baktı; bir odanın içinde yankılanan sessizlik gibi. Parmak uçları titredi; ekrana bakarken ekrandaki isimler, geçmiş konuşmalar birbiri üzerine çöktü. Sarp… beni neden arıyorsun?

Yağmur cama ritmik bir çiftçi ayakkabısı gibi vuruyordu; dışarıdaki gece, kor saklı bir kalenin kemiklerini ıslatıyordu. Mira, telefonu kapatmadan önce bir iki defa nefes aldı; ciğerlerinin altlarına dolan soğuk, göğsünü sıkıştırdı. Sarp’ın sorusu tekrarlandı zihninde, yumuşak bir bıçak gibi: neden arıyorsun?

Mesajlar, ufacık bir simgeyle titreşti. Bir başka numaradan, karartılmış bir kullanıcı adı: spectre.exec. Sarp mıydı? Yoksa bu numara ona mı bağlanıyordu? Mira, parmaklarını masaya bastı; ahşabın soğuğu, palmiye ağacının kabuğu gibi gerçekti. Kendini topladı. Cevap beklemek zaafın ilanıydı. O gece artık gitgide açılan bir kapıydı; içeride ne olduğunu görmeden arkanıza dönüp gidecek haliniz yoktu.

Kısa bir mesaj: "Yeri: eski iskele altı — 23:10. Tekrar aranma." Mira, saatine baktı. 22:47. Donmuş bir saat gibi, kalan zamana baktı. Sarp’ın sorusu hâlâ yankılanıyordu. Islak ceketini aldı, anahtarlarını düşünmeden cebine itti. Bedenindeki yorgunluk, adımlarına yağlı bir fren gibi gerildi ama çıktı kapıdan.

İskeleye giderken rüzgar denizden getirdiği tuzun acı tadını yüzüne çarptı; yağmur, palto kumaşına çarpan metal bir tını bıraktı. Sahilin lambaları, yağmurla bulanmış camlar gibi zayıf birer kandil; uzakta Kor Malikânesi’nin silueti, çoktan geceye saplanmış bir diş gibi görünüyordu. İskeledeki boğuk ışıklar altındaki eski balıkçı kulübesi, kırılmış pencereleriyle bir bakıma zavallı ama emin bir sığınak gibiydi.

Kapının kenarında bekleyen adamı gördü; uzun bir palto, başı aşağı eğik, yüzü karanlığa gömülmüştü. Elindeki küçük çantanın kenarından birkaç kablo sarkıyordu; çantanın üstünde, bir zamanların ofis tineri kutusunu andıran bir leke. Mira nasıl tanıyacağını bilmeden yürüdü; adam başını kaldırdı; gözlerinde bir çatlak ampulün titremesi vardı. "Spectre mı?" diye sordu Mira, nefesi soğuk havada küçük bir bulut gibi dağıldı.

Adam bir kahkaha attı; kahkaha sisli bir aynanın arkasından geliyordu. "Adlar anlamsız, Mira Yalçın. Geceyi seven herkesin bir rumuzu olur." Sesi elektronik bir filtreyle bozulmuştu, ama gözleri gerçekti. Mira’da bir sıvı titreme daha belirdi; sözleri kısa, kalbi uzun. "Benim adım da kimliğim kadar değerli şu anda. İçeri gel."

Kulübenin içi, yarı karanlık bir teknoloji mezarlığı gibiydi; eski monitörler, kabloların arasında sarmaş dolaş olmuş sigara izleri, duvara asılı haritalarda kırmızı işaretler. Soğuyan kahve fincanının kenarında bir cep telefon, ekranında kod satırları akıyordu. Hacker, masa karşısındaki sandalyeye oturdu; hareketleri ölçülü, tavrı ise kontrollü bir panik gibiydi.

"Ne istiyorsun benden?" diye sordu Mira direkt. Adam baktı, uzun bir süre sessiz kaldı; sonra parmaklarını klavyede gezdirirken kendiyle konuşur gibi konuştu. "Para, koruma, ya da sadece bir gün daha uyanabilmek... İhtiyaçlar değişir. Seninle işi olanlar ise farklı." "Haluk mu?" Mira’nın sözü, odada asılı bir cam kırığı gibi sivriydi.

Hacker gözlerini kaçırdı, bir anlığına tavrından bir kuş tedirginliği geçti. "İsimler kullanıldı, bankalar açıldı, hesaplar kapandı. Ama evet; Kor ismi geçti. Haluk Kor üzerinden değil de, onun gölgesiyle." Mira, neredeyse fark etmeden gülümsedi; bu küçük zafer, onun için bir yara bandıydı. "Tamam. Neyi değiştirdin? CCTV, tıp kayıtları, DNA?" Soru bir kurşun gibi hızla fırladı.

Hacker klavyeye vurdu, küçük bir dosya penceresi açıldı; dosya isimleri hızlıca geçerken Mira gözlerini kırpmadı. "Kamere kayıtlarının zaman damgalarını oynadım. İki ayrı cihazın saatlerini senkronize ettim; gece yarısı saatlerinde fark yarattım." "Nasıl yani? Kimin çıktığını kimin girdiğini mi değiştirdin?" "Bir nesnenin gerçekten nerede olduğunu değil, onu arayanların gözündeki zaman algısını değiştirdim. Bir kişi dışarıda göründü ama aslında içerideydi."

Mira, sandalyenin koluna bastı; içindeki adrenalin, bileklerinden kalbine doğru kıvrıldı. "Ve tıp kayıtları?" "Monitör kayıtları, serum listeleri, doktor notları... Bir kaç kelimeyi sildim, birkaç tarih değiştirdim. Bir ölümün zamanını oynadım. Kimse ölümü yeniden yazamaz sanıyor ama yazılıyor işte." Mira, kelimeleri sindirmeye çalıştı; her bir itiraf, onun elindeki haritayı bir başka yöne çekiyordu.

"DNA?" diye sordu Mira, sesi bu sefer sivrildi. Hacker durdu. Gözleri duvardaki posta kutusuna yapıştı; parmakları titredi. "Etiketleri değiştirdim. Numara atadım, numaralara isim... Ama bir şey var; laboratuvarın o geceki soğutma kayıtlarında ana kontrol verisinin yedeği var. Görünenle gerçek arasına her şey girer ama fiziksel bir örnek; o farklı." Mira’nın kalbi bir iki vuruş daha hızlandı. "Yedek mi?"

"Var," dedi adam. "Ama erişim kapalı. O ağa girdiğimde bir alarm kurulmuştu; sinyal: 'önemli — üst düzey Kor'. Ben işaretlemeyi hallettim, ama onu yok edemedim. Sadece başka bir yere taşıdım." Mira gözlerini kırpmadı; sanki bu bir oyun kartı yumruğunu açığa çıkarıyordu. "Taşıdın nereye?"

Hacker, klavyede birkaç tuşa daha bastı; bir taşınma haritası açıldı ama satırlar karışıktı. "Ben yalnızca bir teknisyenim, Mira. Paneli komple çektim; paketi bir depoya gönderdim ama orayı Haluk’un özel numaraları kullanıyor. Onların anahtarları bende değil." Mira dudaklarını ısırdı. Her itiraf, onu daha derine çekiyordu; ama asıl mesele hâlâ kapının ardındaydı.

"Seninle işbirliği yapabilirim," dedi hacker aniden. "Dosyaları geri alabilirim. Yeter ki…" Sanki derin bir rüzgar geçti içinden; sözü yeni bir açmazı işaret etti. "Yeter ki ne?" Mira sabırsızlandı.

Hacker başını salladı, gözlerinde suçluluk ve korku aynı anda kıvılcımlanıyordu. "Yeter ki beni koru. Haluk peşinde. Onun için bir fedai gibiyim; bir emirle çalışan. Ama onun hedefi benden daha büyük." Mira dudağını ısırdı; konuşma sanki ipin ucunu ona veriyordu ama ipin diğer ucu görünmüyordu. "Sen kimin için çalışıyorsun? Direkt Haluk mu, yoksa onun arkasında kimse mi var?" diye bastırdı.

Hacker bir an sustu, sonra konuşması keskinleşti: "Direkt Haluk değil… ama onun çevresindeki yönetici katman. Finansal danışmanlar, avukatlar, eski istihbarat bağlantıları. Bana kimsenin ismini vermediler; sadece emir geldi, para akışı gösterildi, çekilişi yapıldı." Sesi titrediğinde Mira, adamın boynunda bir damla ter gördü; ışığın altında bir boncuk gibi parladı. "Yani sen… sen kayıtları Haluk’un emriyle mi değiştirdin?"

Adam gözlerini kapadı, sonra Mira’ya baktı; içinde bir yerde kırılmış bir gurur sızdı. "Evet. Emredildi. Ve sana itiraf ediyorum çünkü artık kendimi temizlemek istiyorum. Bu iş beni boğuyor." Mira, bir an için hâlâ, doğruyu duymak ister gibi kapkara bir umut oldu. "Tamam. Bana hepsini söyle. Hepsini. Numaralar, tarihler, depolama lokasyonları—"

Hacker’ı bir anda titreme tuttu; elini kalbinin üstüne koydu. "Her şeyi veremem," dedi. Söyleyişi bir yas gibi ağırdı. "Sana birçok şeyi anlattım, ama asıl olanı söyleyemem." Mira’nın yüzü aniden donar gibi oldu; parmaklarının arasındaki kağıt sesi kesildi. "Asıl olan ne?" diye sordu fısıltıyla. "Neyi saklıyorsun benden?"

Hacker uzun uzun baktı, sonra yavaşça bir dosya anahtarını masaya bıraktı; plastikle kaplı bir USB. "Bu, değiştirmediğim birkaç fiziksel iz içeren bir yedek. Ama içine bakamazsın. Çünkü o dosyanın açılması Haluk’un bir tetikçisi gibi çalışır. Ben açılırsa kimse kurtulamaz." Mira, bir adım öne eğildi; USB’yi alma isteği ile aklının bir köşesindeki uyarı çarpıştı. "Ne demek açılırsa kimse kurtulamaz? İçinde ne var?"

Hacker, gözlerini avuçlarına bastırdı; sesinin telleri kırılmaya başladı. "İçinde bir isim var, Mira. Bir isim ve tarih. O isim, Kor ailesinin silinmesini gerektirecek bilgiye işaret ediyor. Ama o bilgi sadece dosyada değil; dosya bir tetikleme —interaktif. Eğer açılırsa, onu koruyan yazılım tüm kopyaları aktive ediyor ve bir zincir reaksiyon başlatır. Haluk için de bir intihar notu gibi olur. Ben… ben bunu yapamam." Mira parmaklarını yumruk yaptı; burnunun ucunda bir sıcaklık dolaştı. "Yani… sen bana yardım etmeyi teklif ediyorsun ama asıl gerçeği gömeceksin."

Adam başını iki yana salladı, gözleri çılgınca bir itirafla parladı. "Hayır. Sana yardım edebilirim ama o anahtar benden büyük. Benden sonra seni savunamayacak kadar derin. Sana asıl olanı söyleyemem, Mira." Sözleri yavaş yavaş yakıcı bir sis gibi odada yayıldı.

Mira’nın dünyası ikiye ayrıldı: bir parça, hacker’ın verdiği yarım kanıtlarla onu yukarı çekiyordu; diğer parça ise arkada, açılmamış bir kutuyla, belirsiz ve ölümcül bir ağırlıkla duruyordu. "Benimle alışılageldik bir anlaşma yapma," dedi Mira sessizce. "Yaşayan herkesin öldüğü bir dosya beni kurtarmayacak." Hacker omuz silkti; gözlerinde çaresizlik.

Birden dışarıda bir araba korna çaldı — uzak, ama bir çığlık gibi. Hacker başını çevirdi; Mira da aynı anda kulaklarını dikti. Ses tekrarlandı; bu sahilin gece için yabancı bir sesiydi. Kısa bir adım, kapı gıcırdadı.

Hacker hafifçe panikle klavyeyi karıştırdı, ekrana bir uyarı belirdi; kırmızı bir yazı titredi: INTRUSION DETECTED. "Hayır," dedi. "Hayır, hayır, hayır—" Mira, USB’yi elinden almak için uzandı ama hacker elini geri çekti. "Sana asıl olanı söyleyemem," diye fısıldadı tekrar, gözleri Mira’nın yüzünde bir kaydı gibi gezindi. "Benim için değil, kendin için…"

Telefon çantasının kulpunun metal tıkırtısı duyuldu; kapı açık kaldı ve yağmur bir anda içeri sızdı. Sahildeki lambadan gelen bir gölge, kapının eşiğinde örümcek ağı gibi yayılıyordu. Hacker hızlı bir hareketle USB’yi cebine soktu, sonra elini Mira’ya doğru uzattı; bir parça kağıt çıktı, üzerinde sadece bir dizi rakam ve bir URL vardı. "Bu bir ipucu. İzle bu yolu ama dikkatli ol. Tekrar söylemiyorum; Haluk’un adamları her yerde."

Mira kağıdı aldı; rakamlar tuhaf bir ritimle parladı. Bir anahtar mıydı? Bir kapı mı? "Sen… bana yardım edebilirsin," dedi Mira, sesi bir emirdi. Hacker başını salladı ama yüzündeki ifade bir günahkârın itirafını taşıyordu. "Sana asıl olanı söyleyemem," dedi yine, ancak bu kez sesinde karar vardı. "Sana her şeyi vermem. Bazı kapıları açmak için bazıları ölmeli ve ben bunu istemiyorum."

Mira dudaklarını sıktı; içine çöken karanlık bir gerçek vardı: gerçek, yarısını bilenlerin elindeydi. Kulağında Sarp’ın sorusu yeniden yankılandı, daha keskin, daha acı. "Sarp… beni neden arıyorsun?" O soru şimdi farklı anlam taşıyordu; belki de Sarp’ın çağrısı, başka birinin elinden çıkarılmış bir mesajdı.

Hacker aniden telefonu çantasından çıkardı; ekrana baktı, yüzü değişti. "Bağlantı kesildi," dedi, ama Mira fark etti ki aslında o bir uygulamaya bakıyordu. Ekranda küçük bir kırmızı daire atladı: RECORDING TERMINATED — REMOTE DISCONNECT. Hacker’ın elindeki telefon sessizdi; oda, ani bir sessizliğe gömüldü.

Mira, USB’yi ceketinin içine sıkıştırırken hacker’ın yüzündeki çaresizliği izledi. "Niye? Niye söyleyemiyorsun?" diye sordu Mira son bir kez. Hacker derin bir nefes aldı, gözleri neredeyse parlaktı. "Çünkü o gerçeğin açılması herkesin imzasını değiştirebilir. Bunu yapan ben değilim. Sana asıl olanı söyleyemem." Sözcükler bir kılıç gibi düştü; Mira içindeki kıvılcım bir kar tanesi gibi eridi.

Tam o sırada dışarıda başka bir araba durdu; motorun sesi, çukurda yankılanan bir nefes gibi kesildi. Hacker aniden cihazlarına sarıldı, kabloları hızlıca toplayıp çantasına tıktı; hareketleri artık alaycı değildi, paniğin soğuk çizgilerini taşıyordu. "Mira, git," dedi. "Bu gece burada kalma. Onların gözü üzerimizde. Bu işin sonu uzun."

Mira bir adım geri çekildi; yağmur, kulübenin penceresine vururken bir tür davul gibi ritmini değiştirdi. "Elinde dosya var ama söyleyemiyorsun," dedi Mira. "Bana en azından şunu söyle; Haluk bizzat emretti mi?" Hacker durdu. Gözlerinin içine birden karanlık bir soğuk düştü. "Emredildi," dedi yavaşça. "Ve… Ve bazı emirler geri alamaz."

Mira, elindeki kağıda baktı. Rakamlara bakarken içindeki şüphe her harfle biraz daha büyüdü. Hacker bir şey daha söylemek üzere ağızını açtı; Mira da nefesini tuttu. "Sana asıl olanı..." diye fısıldadı. Sözcükleri havada asılı kalmışken, tam da Mira'nın gözleri hacker'ın yüzüne kilitlenmişken, hacker’ın telefonu aniden ciyakladı.

Ekranında kırmızı bir mesaj: CONNECTION LOST — REMOTE KILL SWITCH ACTIVATED. Hacker yüzünü kesti; gözlerindeki korku Mira’ya bir bıçak gibi saplandı. "Sana asıl olanı söyleyemem," dedi, son kelimesini uzatarak, ve o anda telefonun hoparlörü bir uğultu çıkararak sustu. Hacker’ın ağzından çıkan son kelime, Mira’nın kulaklarında yankılandı; sonra bağlantı kesildi.