Chapter 9
BİRKAÇ SANİYELİĞİNE tüm dünya sustu. O an çalan kapı zili kadar keskin, o kapının tıklanması kadar rahatsız ediciydi. Aslı’nın ciğerlerinde donuk bir ağırlık yerleşti. Ateşli bir fırtınanın içine çekilmiş gibiydi; dışarıda boru vücuda çarparken, içeride beyninin derinliklerinde bir yerlerde senelerce bastırdığı korku kıvılcımlar halinde patlıyordu.
Parmak uçları olmuşçasına titreyen ellerini cebine götürdü, nereden geldiğini bilmediği bir güçle, kavuşmak istediği, kaçmaya çalıştığı eski günceler üstüne bastı. O eski, unutulmuş hataların gölgesi şimdi üzerindeydi, ağır ve yapışkan.
“... Kim o?” diye fısıldadı, sesi odanın karanlığında bir hayalet gibi yankılandı. Kelimeler ağzından zor çıktı; korku, öfke ve acıya sıkışmış bir karışım.
Kendini toparlamaya çalışırken, gözleri karanlığa olan alışkınlığıyla yavaş yavaş yerinde durdu. Elmadan ağır, soğuk hava içinde bir titreme yayıldı vücuduna. Zehrini yutmuş gibiydi Aslı; o kapının ardında yalnızca bir misafir değil, geçmişin kendisi vardı. O anın getirdiği pis his, çekilen nefesin ardından boğazında düğümlendi.
*
“Beni içeri almaz mısın, Aslı?” diye boğuk, o tanıdık ses tekrar etti.
Soğuk ağızdan çıkan kelimeler, donup kalmış bir nehre atılan taşın yüzeyindeki dalgalar gibi yayıldı. Aslı’nın içi sertçe çekildi; parmaklarıyla koltuk ucuna tutundu, gözlerinden birkaç damla, belli belirsiz aydınlığın hatlarını şaşırtıcı bir şekilde yansıtan gözlük camına düştü.
Kendisini istemediği, korktuğu yanıltıcı bir labirentin içinde bulmuştu.
“Geldin, işte,” dedi kısık, kirli bir sesle; şaşkınlık mı, yargı mı anlardı içinde bilemediği.
Kapıda beliren o silüet. Yıllar önce kalbine saplanmış eski bir hançer gibi.
Demir Venera’nın yüzü, sokak lambalarının rüzgarla parıldayan çekişmeleri gibi solgun ve bulanıktı.
Aslı, yutkunmayı denedi ama boğazı fazla kuruydu. “Burada ne işin var?” kelimeleri, suskunluğa saplanmış bir bıçak gibi indi. Ne zorlamasıysak Demir’in cevabı ciğerlere dolan bir buz gibi oldu:
“Sen anlamamakta ısrar ediyorsun, Aslı. O gizli oda, o sır… Hepsi geri gelmek zorunda.”
Gözlerinde taşlaşmış fırtınalar, dudaklarının kıvrımında bıçak saplanmışçasına sırıttı.
Bir damla ter alnını geçerken, Aslı anladı: Demir Venera sadece bir aile büyüğü değil; o malikanenin kalbinde saklanan, karanlığın ta kendisiydi. Ve şimdi, dört bir yanları saran bu sararmaya yüz tutmuş duvarlar arasında, geçmiş tekrar nefes almaya başlamıştı.
*
“Geçmişi unutamazsın, Aslı,” dedi Demir yavaşça. “Bize biçilen rolü de. Yaptığımız her seçim bir zincir.”
Sözleri alçaldı; odanın sessizliğinde zili arka planda çalan korkunç bir melodi gibi titreşti.
Aslı’nın gözleri kapıya kilitlenmişken, kalbi boğazına kadar yükseldi.
Kendi geçmişinde bir labirentin içinde sıkışmıştı. O labirent, belki de intiharını ve suçluluğunu tekrar ve tekrar yaşatan sahte bir huzurdan ibaretti.
“Senin bu kadar... saplanman, Demir,” dedi yavaşça. “Hala neden buradasın? Neden?”
Demir sırıttı ama o gülüşte gizli zorbalık, suçluluk ve korku vardı—bir kralın son sarayındaki lanetine benziyordu.
“Çünkü yükün altında ezilmektense, paylaşabilirim artık. Sırlar, gömü bekler ama biz onları açtık.”
Aslı’nın nefesi düzensizleşti. Kaçmak istedi, ama adımlar kendini ele veriyordu. Demir’in ortaya çıkması, onun dahili cehennemini tetiklemişti bir kere.
Soğuk, karanlık ve ölüme eşdeğer bir sessizlik odağa çökmüştü.
*
İçeride çırpınan anılar, başka hiçbir yerde bulamadığı kadar gerçekti şimdi. Aslı’nın canı yanarken, Demir’in varlığı onu geriye, kapanmamış yaraların tam ortasına sürüklüyordu.
Sıradan bir nefes alma çabası, geçmişin korkunç yüzü ve geleceğin belirsizliğinin aynı anda ağzına bir yumruk gibi inmesiydi.
“Unutmak istedim, unutamadım,” dedi Aslı, sesi kırılmaya başlamıştı. “O gece… o hata… herkesin hayatını mahvetti.”
Demir kaşlarını çattı, gözleri bir an için merhametle parladı, sonra geri çekildi. “Gerçek suçluluk bu mu? Yoksa bizden gizlenmiş gerçekler mi?”
Kalp atışları yükseldi, damarlarında buz gibi bir nehir akmaya başladı. Gizli odanın kapısı açıldığında, arkasından gelen gölge sessiz ama kalıcı biçimde onları ezdi.
Aslı, o gölgeyi tanıyordu.
Ve içinde, buz gibi bir korku yayıldı: geçmişini defalarca tekrar eden o figür, evin sessizliğini yırtarak tekrar oradaydı.
Kapı ardında eski hataların yansıması... ve Aslı bir kez daha karşısında, o karanlığın fısıltılarını duyuyordu.
---
“Sonunda geldin,” dedi sessizce, düşmüş gözlerle.
Ve Aslı’nın dünyası, ağır bir sessizlikle yeni bir cehenneme doğru kaymaya başladı.