NoveliqaMalikane'nin Son Şifresi / Saray Sosyetesi İlişkileri :0%
Log in

Chapter 8

Saray Sosyetesi İlişkileri

Cemre’nin cümlesi, malikanenin devasa salonunda soğuk bir çığlık gibi yankılandı. Sanki zaman orada durdu; kristal avizelerin titrek ışığı bile biraz soluk, biraz endişeli parladı. Gözler, asılı kaldı Çakır gözlerinde.

Aslı, ellerini yumruk yaptı, parmak uçları beyazladı. Dudakları uçuk bir haykırmak istedi ama sadece; “Ne söyledin?” diyebildi, sesi ince ve kırılgandı.

“Her şeyi biliyorum,” dedi Cemre tekrar, nefesi hafif titreyerek ama yüzündeki kararlılıkla. “Baba… senin karanlık sırlarını. O geceyi... ve ardından gelen ölümleri.”

Demir Venera’nın yüzündeki maske, odanın ağır havasında yavaşça çatladı. Gözleri donuk bir kıvılcımla parladı; zarif ama ölümcül bir tehdit gibi.

“Cemre, ne saçmalıyorsun?” dedi Demir, sesi iğne gibi kaldı. “Bu lafları etme.”

Ama Cemre bir adım öne çıktı, gözleri babasınınkinden bile daha kestiriciydi. “İtiraf edeceğim, her şeyi. Herkesin bilmesi gerek.”

Salondaki hava gerildi, çıtırtılar gibi bir ses duyuldu; belki eski parke tahtalarının, belki de salonun derinlerindeki muhafızların kaygılı nefesi.

---

Kısa bir sessizlik çöktü. Gözler şimdi Aslı’ya döndü; o da kalbindeki hızı duyuyordu, göğsünde bir alevin yükselişini.

Derin bir nefes aldı, kendini topladı, parmağı hafifçe cebinde kıpırdanan silahın soğuk metaline dokundu. Dışarıdaki fırtınanın uğultusu, pencere camlarında hafif bir çarparı gibi yankılandı.

Tam o anda, geniş kapı açıldı ve içeriye zarifçe süzülen adımlar duyuldu.

Salonun diğer ucunda, yılların sessiz bir figürü belirdi: Sultan Karael.

Parlak siyah elbisesi, ince belini bir şahin gibi kavrıyor; yüzündeki ifadesi, adı gibi gizemli ve keskin çizgilerle donanmıştı.

“Sayın Yılmaz,” dedi usulca, sesi koyu bir şarap gibi keskin. “Sizi bekliyordum, sanırım. Biraz konuşalım, yalnız başımıza.”

Aslı’nın gözleri aniden daraldı; bu teklif, geceye dair yeni bir sır kokuyordu. Ama Sultan’ın cazibesinden ve gizeminden kaçmak mümkün değildi. Onunla konuşmak ya büyük bir risk ya da büyük bir fırsattı.

Demir Venera’nın gözleri karanlık bir gölge gibi Aslı’nın üzerine çöktü.

“Siz gitmeden önce, şunu bilin,” diye mırıldandı adam, “bu malikane sırlarla dolu. Her bükülmüş söz, her atılan bakış, bir tetikleyici. Dikkatli olun...”

Sultan ağır adımlarla Aslı’ya yaklaştı, gözlerinde eski bir defterin tozuyla karışık bir hırçınlık vardı.

“Biliyorum ne aradığını. Ve sana yardım edebilirim. Ama sadece sabah olana kadar yaşayabilirsen…”

---

Aslı'nın kalbinde anlaşılmaz bir kıvılcım yandı; içinde hem şüphe hem cazibe. Kendi geçmişi, Cemre'nin fısıltıları ve Demir’in soğuk tehdidi arasında sıkışmıştı.

Fırtına dışarıda giderek şiddetlenirken, salonun içinde daha da yoğunlaşan bir sessizlik vardı. Tüm gözler onların üzerine odaklandı.

Ve Aslı, küçük bir gülümsemeyle kabul etti.

“Söyle, Sultan. Dinliyorum.”

Tam o an…

Dış kapıda keskin bir tıkırtı duyuldu.

Birinin, kesinlikle istemeyen birinin kapıyı çaldığını biliyordu Aslı.

Kimbilir, arkasında hangi karanlık saklıydı?

---

Son cümleler yankılanırken, perde ağır ağır kapandı.