NoveliqaMalikane'nin Son Şifresi / Demir Venera'nın İkilemi :0%
Log in

Chapter 7

Demir Venera'nın İkilemi

Kapıdaki tıklama, malikânenin ağır havasında yankılandı; bir taşın suya düşerken yaydığı halkalar gibi, içerideki sessizliği titretti. Demir Venera’nın gözleri, odanın loş ışığında keskin bir bıçak gibi parladı. Elindeki kadehi bırakırken içindeki kırmızı şarap, ince bir çizgide hafifçe salındı; sanki o da gerilimden payını alıyordu.

“Kim?” diye sordu, sesi derin köklerinden kopan bir gök gürültüsü gibiydi.

Odada yalnızdı, kapının hemen önünde ise sessizlik. Ama o sessizlikte bile bir rahatsızlık vardı; derin, tatsız bir karanlık. Yavaş adımlarla kapıya yöneldi, her adımında topuk sesleri taş döşemeyi hafifçe patlattı. Parmağı kapı koluna değdiğinde, bir an tereddüt etti. İçinde fırtınalar kopuyordu, ama dışarıdan bakıldığında her şey soğukkanlı ve hesaplı görünmeliydi.

Kapıyı araladı; dar koridorda, az önce görüş alanından çıkardığı kızı Cemre, sırtını duvara dayamış, boynunu hafifçe bükerek yere bakıyordu. Sol elinde, parmak uçlarında titreyen küçük bir kağıt parçası vardı. Gözleri, gece lambasının sarı ışığında hafifçe parıldıyor, ama içine sinsice sızan panik, o parlıyanın önüne geçiyordu.

Demir’in kalbinde ilk kıvılcım yanmaya başladı. Kızını uzun uzun süzdü; sessizliği bozan tek şey, koridordaki hafif nemli hava ve duvar saatinin tik taklarıydı.

“Ne o, uyanık mı?” dedi sertçe. “Gece yarısı burada ne yapıyorsun?”

Cemre başını kaldırdı; gözleri aniden kendine hakim olmaya çalıştı. Dudaklarının arasından, neredeyse fısıldanır gibi bir ses yükseldi:

“Baba...”

Ama sözü yarıda kaldı; sesinde ateş yerine buz vardı. Demir içgüdüyle adım attı, kızının elindeki kağıdı sertçe kaptı.

Kağıtta birkaç satır elle yazılmıştı, ama Demir’in gözleri birkaç harf üzerinde takılı kaldı. “İhanet” kelimesini okudu; dudakları sertleşti. Kağıtta, Venera ailesinin dışından bazı isimler vardı — isimler ki; bu memleketin en kirli sırlarını taşıyordu.

Demir titredi, ama hemen toparladı. Bu kağıt, onu ne kadar zor durumda bırakırsa bıraksın kontrolü elden kaçırmamalıydı. Aksi takdirde, yıllarca kurduğu imparatorluk bir gece yarısı yıkılırdı.

“Kapa kapıyı,” dedi, sesi bıçak kadar keskin.

Cemre usulca kapıyı kapattı, fakat adımları ağır ve tereddütlüydü.

Demir, eski koltuğuna yaslandı; gözleri yerdeki kırılmış bir şamdan izinde sabitlendi. Yine de içindeki fırtına yükseliyordu. “Neler dönüyor bu evde?” diye düşündü kendi kendine. Aynanın karşısındaki resmi, artık bir yalancıya bakıyor gibiydi.

Tam o anda, kapının yavaşça tekrar açıldığını hissetti. Bu defa, sis perdesinden doğmuş bir hayalet gibi, evin hizmetçisi Ferya belirdi. Gözleri korkuyla açılmış, elleri titriyordu.

“Beyefendi… En düşük ihtimalle... Kızınızın dışarıdan birilerini gördüğünü düşünüyoruz,” dedi, sesi küçük ve kararsız. “Sabah olduğu zaman annesine söylemekten çekindiği bir şey varmış.”

Demir, ağır ağır ayağa kalktı. Gözleri ölümcül bir soğukluk taşırdı şimdi; bedenini saran siyah takım elbise, onun karanlık dünyasının zırhıydı.

“Şimdi tam zamanı,” diye mırıldandı. “O sırrı açığa çıkaracağız.”

Ve tam o anda, koridorun sonunda sinsi bir gölge belirdi. Yüksek topuk sesleriyle yaklaştıkça, Demir’in kalbindeki buz iyice çatlamaya başladı.

Gölge, yavaşça Cemre’nin yanına yaklaştı; kızın yüzündeki ifadede anlaşılmaz bir kararsızlık vardı, bir şey söylüyor ama kelimeler boğazında düğümleniyordu.

Demir Venera, gözlerini kısıp derin bir nefes aldı; çünkü artık kaçışı yoktu.

Ve o anda… Cemre’nin dudaklarından çıkan kelimeler, bütün malikâneyi sarsacak bir bomba gibi patladı:

“Baba… ben her şeyi biliyorum.”

---

Kalpler durdu.

Ve gerilim, zirvede yankılanmaya devam etti.