NoveliqaMalikane'nin Son Şifresi / Gizemli İlk Kanıt :0%
Log in

Chapter 4

Gizemli İlk Kanıt

Aslı’nın nefesi, boğazında düğümlenmiş bir ip gibi sımsıkıydı. Malikânenin eski, ağır kapıları ardında bir fırtına gibi kopan sessizlik, aniden çılgınca uğultulara dönmüştü. Yağmurun camlara vurduğu ritmik sesin arasından, kendi kalp atışlarını duyabiliyordu neredeyse; o yavaşlayan, derinleşen ama gitgide hızlanan o çılgın davul.

Ayakları öylesine ağır ve tereddütlüydü ki, adımlarını atarken sanki yerin altından bir şeyler yükseliyordu. Boğazında takılı kalan kelimeler, zihninin her köşesini karartıyordu:

Hazır mısın? Karanlık kapılar, yeni bir savaşın sancısıyla aralanıyor.

Aslı, odanın tam ortasında durmuş, gözleri karanlıkta avarece geziniyordu. Karşısında, o eski ve yıpranmış ahşap masa duruyordu; üstü tozla kaplanmış, üzerindeki birkaç obje küçük bir fısıltı gibiydi.

Birden, masasının üzerindeki bir hareket dikkatini çekti.

Koyu renkli deri bir cüzdan, hafifçe kenara itilmişti. Cüzdanın kenarından, ince, üstünde karalanmış sayfalar olan kıvrılmış bir not görünüyordu.

Aslı, elleri hafifçe titreyerek notu aldı. Parmak uçları, kabarık bir kağıdın dokusunu hissediyor, her çizgi her kelime zihnine işliyordu. Soğuk, eski mürekkep kokusu burnuna doldu. Notun üzerindeki yazı özenle, kapaklarının yanında küçük ama net bir el yazısıyla yazılmıştı:

“Anahtar bu kutunun içindedir. Gerçekse ancak orada saklı. Sakın vazgeçme.”

Aslı’nın gözleri o anda kaşla göz arasında gözüne ilişen o minik, parlak metal objeye takıldı. Küçük, paslanmamış ancak oldukça eski görünümlü bir anahtar. Kütçe, üzerindeki işlemeler neredeyse tarihin derinliklerine uzanıyordu.

Odaya sinsi bir sessizlik çökmüştü, fakat Aslı’da ani, içten bir gerilim yükseldi. Ölümün buzlu nefesi tüylerini ürpertiyor ama tıpkı bir mıknatıs gibi o anahtarın gizemine saplanıyordu.

“Bu… Bu neyin anahtarı olabilir?” diye fısıldadı kendi kendine.

Burası, malikânenin en eski kısmı, kimsenin pek uğramadığı, unutulmuş köşelerinden biriydi. Aslı’nın aklı hemen Demir Venera’nın sert ve korkutucu, her şeye göz diken bakışlarına geldi. Eğer o anahtar bir sırrı açıyorsa, belki de ailesinin bin bir tuzakla örülmüş o lanetli geçmişine dair yeni kapılar aralıyor olabilirdi.

Tam o sırada, ağır ve gıcırtılı ahşap bir panelin kenarında, anahtar tam da uyacak şekilde bir anahtar deliği parıldadı. Kendi kendine tahmin edemediği bir hızda, Aslı o deliğe anahtarı sıkıca yerleştirdi.

Çekme sesi, eski bir gizemin uyanışı gibiydi.

Ardından, devasa panel yavaşça, ilkel bir mekanizma ile aralandı.

Ve o anda, Aslı’nın kalbi sıkıştı.

Açılan gizli oda, mürekkep siyahı, kokusu nemli ve eski odun kokusuyla doluydu. İçeride, toz tabakaları üzerinde bir zaman kapsülünü andıran nesneler duruyordu: Paslanmış bir tabanca, birkaç el yazması mektup, eski bir fotoğraf albümü ve… bir kadının kırık bir aynadaki yansıması.

İşte o an, kapının ardında birinin nefesini duydu Aslı. Sessiz, boğuk, ama kesinlikle – o nefes canlıydı, tehlikeliydi.

“Beni mi arıyorsun, Aslı?”

Bir fısıltı gibi yankılandı ses, derin ve ölümcül.

Kime aitti o ses? Kulaklarına inanamadı; fısıltı bir an Demir’in soğuk, hesapçı tonuna benzemişti.

Ama orada, karanlıkta, yavaş yavaş şekillenen o siluetle göz göze gelmek, artık kaçınılmazdı.

Aslı’nın eli, anahtarı sıkıca kavrarken, bir an için zaman dondu sanki. Tüm hayatının gizli karanlıkları, burada, o küçük odada kilitlenmişti.

Ve kapı… kapı ağır ağır kapanmaya başladı.

Acaba, içeride ne vardı? Ve o esrarengiz kişi neden izliyordu onu?

Aslı’nın zihninde oluşan sorular, beraberinde dar bir koridorda yankılanan bir diğer adımla çoğaldı.

*

Bu, kaçınılmaz bir yüzleşmenin ilk adımıydı.

Bir sonraki an ne olacaktı?

O esrarengiz oda, içinde neler saklıyordu?

Ve en önemlisi, Aslı Malikânenin derinliklerinde açtığı bu anahtar, belki de kendi geçmişinin en karanlık sırrını mı çözüyor olacaktı?

Kapı, ardına ölümcül bir sır saklayan sessizliğinde yavaşça kapandı.

Ve Aslı, karanlığa gömülen o gizemli odaya hapsoldu.