Chapter 3
O mesaj… Odada yankılanan kelimeleri hâlâ kulağında çınlıyordu; tıpkı eski, çatlamış bir plak gibi. Karanlık bir tünelin sonunda parlayan, o ölümcül fısıltı. Aslı, derin bir nefes aldı ama havanın boğucu tadı ciğerlerine doldu, boğazına bir yumru oturdu. Ellerini titreyerek dizlerine bastırdı. Parmak uçları buz gibi soğuktu.
Bir yanda malikânenin ağır sessizliği vardı, bir yanda kalp atışları öyle hızlı çarpıyordu ki, neredeyse kulaklarında zilden daha gür ses duyuyordu.
Ayağa kalkıp pencereye yürüdü. Camın ardından fırtına hâlâ devam ediyordu; rüzgâr ağaçların gövdesine öfkeli bir melodi çalıyordu. Dışarıdaki kasvet, içerideki gerginliği daha da derinleştiriyordu.
Aslı bilinmeyen bir yükle yüklüydü. Bugün, geçmişinin en yokuşlu yamaçlarını tırmanmak zorundaydı — o günleri, kapalı kapılar ardında kalan lanetli anılarının dehlizlerini...
*
Üç yıl…
“Bir daha tekrar yapma Aslı, yoksa bu sefer bedeli çok ağır olur,” dedi amiri o soğuk günde. Sesinde herhangi bir umut kırıntısı yoktu. Sadece suskun bir kararlılık.
Aslı, o “tekrar” sözcüğüne sarılan korkuyla doldu. Yine aynı hatayı mı yapacaktı? Kendi elleriyle yıktığı hayatın enkazını mı ortaya çıkaracaktı?
Gözlerinin önüne geldikçe beliren anılar, doktorun odasındaki beyaz duvarlar gibi titriyordu. Koşulsuz teslimiyetin boğulmuş sesi. Öyle zor ki, geçmişin zincirlerini koparmak.
O zamanlar… Bir hata yapmıştı. Hem de o kadar büyük ki, sırları açığa çıksa kendi hayatını yakacak kadar.
Bir şişe kırık cam, yerde yayılan yoğun kızıl; kalp atışının durduğu o an.
İçindeki vicdanın kıyısında kalan bir fısıltı, yırtılmış fotoğraflar gibi dağılmıştı. O fısıltı, yıllar boyunca içini kemiren derin bir suçla karışmıştı.
Aslı, o günleri tekrar o kadar canlı hatırlıyordu ki, göğsünde eski bir ciğer sızısı uyanıyordu.
“Sen benim en güvenilir dedektifimsin,” demişti Demir Venera bir seferinde, ama doğrusu o zamanlar artık alamayacağı bir şansı vermedi kendine.
*
Aslı’nın adımları, alt kattaki loş salona doğru yöneldi. Duvarlardaki eski tablolara, bakmaya kıyamadığı, ama kaçamadığı o yüzlere takıldı. Hepsinin birer hikayesi vardı; ama onun hikayesi, en karanlık ve bir o kadar da gizemli olanıydı.
İlk kez o gizli dosyayı açtığında, gözlerinin önünde ölümcül bir sır daha gizleniyordu. Kendi geçmişinin büyük yüküyle beraber.
O dosya… Aslı’nın hem kurtuluşu hem de lanetiydi.
Bir an için balkona açılan kapıya yöneldi ama elini kapı kolundan çekti; fırtına sesiyle içeri sızan o ağır, soğuk hava, tenine buz gibi dokundu. Dışarısı kadar ürkütücüydü içerisi.
Ve o an, tam pencerenin karşısında, gölgesinin ötesinde, tanıdığı bir silueti fark etti.
*
Adımlar ani bir şekilde durdu.
Bir anda kalp atışları sanki ağzına kadar fırladı. Gözleri karanlığa alışır alışmaz, tanıdık bir yüzün keskin hatları yankılandı gözlerinde.
Yıllar önce cezaevinde karşılaştıkları o düşmanın soğuk, sinsice bakan gözleri, pelerin gibi üstünü kaplayan geceye asılıydı.
Kirli bir sır gibi, sessiz ve tehlikeli.
Aslı’nın nefesi boğuklaştı. Zaman durmuş gibiydi; fırtına dışında dışarıda hiçbir ses yoktu. Ama o gölge, içinde fırtınalar kopartıyordu.
“Sen…” diye başlayabilirdi. Ancak kelimeler boğazında düğümlendi. Bu yüz, eski bir canavar kadar korkutucuydu; hem geçmişinden hem de şu andan kopan bir kabustu.
O anda kapının panjurlarını rüzgâr hafifçe salladı, ürkütücü bir uğultu yayılırken, Aslı dudağının kenarında kaskatı bir sırıtış belli oldu.
“Bu sefer, kaçamayacaksın,” diye fısıldadı kendi kendine, gözleri karanlığın içinde parlayarak.
Ve arkası dönüp karanlıkta kaybolmadan önce o tanıdık siluet hafifçe başını kaldırdı.
Bir çalının hışırdadığı bir anda, malikâneye yeni bir fırtına yaklaşıyordu.
*
Bölüm sonu. Gölgeler hareket ediyordu. Geçmiş, ağır prangalarını tekrar omuzlarına vuruyor, cezaevinin derin karanlıklarında kalan hesaplar bir bir açılıyordu. Aslı, sadece bir tanıdık değil; aynı zamanda eski bir düşmanın, uzun süredir saklanan lanetin gölgesine yakalanmıştı. Ve o gölge, malikânede sessizce bekliyordu... Hazır mısın? Karanlık kapılar, yeni bir savaşın sancısıyla aralanıyor!