Chapter 2
---
O gölgeyle yüzleştiği o an, Aslı’nın tüm vücudu buz kesmişti. Boğazında düğümlenen kelimeler bir an sonra yerini keskin bir nefese bıraktı. Terin soğuk zerreleri alnından aşağı süzülürken, gözleri karanlığa alışmaya başladı. Yumuşak, fakat keskin bir adım sesi vardı hemen arkasında. Aslı bir an geri adım attı, kalbinin ritmi kulağına kadar yaklaşmıştı.
“Burada ne yapıyorsun, Aslı?” diye çıktı o ses. Tanıdık ama tok, suçlayıcı bir ton.
“Demir…”
O isim, Aslı’nın zihninde patlayan bir yıldırım gibi çaktı. Bir yandan umutla, diğer yandan korkuyla karışık bir titremeyle sordu: “Neden geldin buraya?”
Demir Venera, geniş omuzlarını gevşetmedi. Malikanenin karanlık koridorlarında onun varlığı, ağır bir yük gibi yerleşmişti.
“Geldiğin yer burası değil,” dedi, sesi sert ve aynı zamanda iğneleyiciydi. “Seni buradan uzaklaştırdım. İstemem artık bu kirli oyuna bulaşmanı.”
Aslı’nın dudaklarının kenarı sertçe kıvrıldı. “Gerçekten mi? Yoksa seni rahatsız eden o sırrı korumak mı?”
Demir’in gözleri soğuk bir yıldız gibi parladı. “Bu aile sırrı, dışarı çıkarsa seni değil ama hepimizi öldürür. Anla artık, benim görevim korumak. Senin ise değil.”
Kalbine bıçak saplanmış gibi hisseden Aslı, bir adım daha attı. “O sırrın cezasını ben ödemeliyim. Yalnızca ben.”
Demir bir an durdu, içindeki karanlığı yüzüne yansıttı ardından döndü, zifiri karanlık koridorun içinde süzüldü. Arkasında tek bir cümle yankılandı:
“Beni dinle, Aslı. Bu oyunda kazanan yok. Ama kaybedenlerden biri de sen olacaksın.”
Kapının rüzgârla kapanmasıyla Aslı yalnız kaldı. O an, vücudunda yer eden karanlık sessizlikten hızla sıyrılıp derin bir nefes aldı. Ama büyülenmiş gibiydi. Her şeyi bırakıp gidebilirdi. Herkes onun dışında ilerlemesini istiyordu. İşini, hayatını, hatta adını… Ama tam da o an, içinde yanıp tutuşan bir ateş büyüdü.
Bu malikanenin kapıları, sadece görkemli değil, aynı zamanda ölümle örülmüş bir tuzak.
----
Yıllardan beri her şeyi gölgeyle dans eden Aslı, artık işinden soğumuştu. Kurumuş kahve fincanları, yarım kalmış evraklar ve boş bakışlarla dolu ofisinde, bir zamanlar tutkulu dedektif gitmiş yerine dışlanmış, yalnız bir savaşçı kalmıştı.
Şehrin soğuk cephesine bile karşı gözyaşlarına boğulmuştu. Dedektiflik mesleği “karanlıklarına yenik düşen” bir aktör gibi onu sahneden çekmişti.
“Kendi geçmişin seni yakaladı, Aslı,” demişlerdi. “Bırak o işi, attıkların bedelini öde.”
O geçmiş... O hata, yani; gençlik yıllarında bir dosyada verdiği yanlış karar, hayatını paramparça etmişti. O yanlışın cezasını ödemek için yemin etmiş Aslı, o günlerden beri yalnızca bir kaçış arıyor gibiydi.
Ama kader, hiç beklemediği bir kapıdan tekrar içeri, o görkemli ama lanetli evi gösterdi ona.
----
Bir akşamüstü, ofisinin kapısına gelen zarf, ince tüyler kadar ürpertti tenini. Üzerinde sadece kırmızı mürekkeple yazılmıştı:
“Malikane seni çağırıyor. Geçmişinle yüzleşmenin vakti geldi.”
Telefonu ilk kez o zaman şiddetle çaldı. Numarayı tanımıyordu.
“Aradı Demir Venera,” dedi asistanı alaycı bir edayla, gözlerini kısıp.
Aslı’nın yüreği düğümden çözüldü sanki, nefesi kesildi. Kabul etmek istemese de, malikanenin karanlığından kopamazdı. İniş çıkışlarla dolu yaşamında sonun başlangıcını çoktan hissetmişti.
---
Malikane, şehirden uzakta, yamaçlarda yükselen bir hayalet gibi görünüyordu. Gökyüzünde aniden beliren gri bulutlar, hafif bir fırtınanın yakın olduğunu haber veriyordu.
Kapıdan içeri adım attığında, içeride ağır tütün ve eski kitap kokuları doluyordu. Koridorlarda yankılanan hışırtılar, duvarlardaki eski resimlerin üzerindeki bakışlarıyla birleşince, zaman sanki daha yavaş akıyordu.
“Hoş geldin Aslı Hanım. Uzun zaman oldu,” dedi kapıda duran İsmail, malikanenin baş hizmetçisi.
Aslı sadece başını hafifçe kaldırarak cevabı verdi: “Geldiğim için pişman değilim.”
İçeri girdikçe duvarların ardında fısıldayan sırlar çoktan onu sarmıştı. Her adımında geçmişinin gölgeleriyle karşılaşıyordu.
----
Demir Venera, büyük salonun en uzağında, gri takımı içinde ayakta durmuş, dikkatle ona bakıyordu.
“Bu kez farklı,” dedi, sesi deli rüzgârları gibi ürkütücü ve belirsizdi.
Aslı ellerini cebine soktu, yere serilen kadife halının yumuşak dokusuna rağmen bedenindeki avcı uyanmıştı. “Bu kez gerçekler ortaya çıkacak, Demir.”
Tam o sırada, telefonunun ekranı karardı, ardından bir mesaj geldi.
“Katil çok yakın. Dikkatli ol. Bu sefer yola çıkış yok.”
Kalbi sancıyla hızlandı. Etrafındaki hava aniden sıkıştı, sesler uzaklaştı. Aslı yavaşça telefonu cebine koyarken kısık bir sesle fısıldadı:
“Bu oyunu bitirmek için her şeyi göze almalıyım.”
Dışarının fırtınası malikaneyle yarışıyordu. Aslı, kapıdan uzaklaştığında ardında sadece karanlık değil, çözülmeyi bekleyen son şifre de kalıyordu.
---
Bölüm sonu. Sessizlikte çınlayan o mesaj, yeni bir dehşetin kapısını araladı. Katilin çok yakın olduğuna dair fısıltı... Malikane’nin kalbinden fısıldanan ölümcül sırlar. Hazır mısın? Bir sonraki kapı, korkunun gölgesi altında açılacak!