NoveliqaMalikane'nin Son Şifresi / Kişisel Sırlar :0%
Log in

Chapter 16

Kişisel Sırlar

Kapı, gıcırdayarak kilitlendikten sonra Aslı, arkasında kalan sessizliğe teslim oldu. Fırtına dışarıda hâlâ öfkeyle dövüyordu malikanenin taş duvarlarını. Rüzgar sanki odaya kadar sokulmuş, içinde hapsolmuş gibiydi. Nemli havanın göğsünde bıraktığı soğuk baskı, soluk soluğa kalmış kalbini daha da hızlandırıyordu.

Aniden, parmak uçlarında hissettiği o titreme ürpertiye dönüştü. Ellerini göz hizasına kaldırıp inceledi; serinlik, terle karışmıştı. İçine sinen bir korku vardı ama adı yoktu henüz. Sadece büyük, boğucu bir yük... Yıllardır saklanan, şimdi yere serilmiş devasa bir sır gibi.

Kalın halıyı geçip odanın köşesine ilerledi. Aylardan beri cevap aradığı büyük sorular... Ve belki de hiçbir zaman hazırlıklı olmadığı bazı gerçekler...

*

Işığın titrek dansıyla birlikte odanın köşesinde, Demir Venera’nın yönlendirdiği o gizemli kitaplık belirdi gözünde. Sanki kendi içinde yankılanan fısıltılar gibi çağırıyordu onu. Adımlarını bilerek yavaşlattı, her ses dikkatini dağıtıyordu.

Ellerini kitaba dokundurdu. Deri kaplı, yıllanmış bir defter. Kenarları yıpranmış, mürekkebi solmuş gibi görünüyordu. Ama o an, yüzlerce sayfa içinde sadece bir sayfa, kalbini dehşete düşüren bir patlama yaratmak üzereydi.

Sayfayı açtı. Mürekkep lekeleri arasından iç çekti. Notlar, tarih müsveddeleri, kelimelerin arasındaki karmaşa… Ama bir isim vardı—hatırlıyordu, gizemli ve ölümcül:

“Ruhsan Venera”

Fısıltı gibi, adını tekrarladı. Varlığı malikanedeki karanlık ipuçlarıyla örtüşüyordu. Ölüm gecesiyle bağları, saklanan vicdan azabı vardı gibi.

Sayfaları hızla karıştırdı, her satırda daha fazla hesaplaşma, daha derin yaralar açılıyordu. Sadece cinayeti çözmek değil; Venera ailesinin, aslında çürürken sakladığı kilit gerçek açığa çıkıyordu.

*

Tam o anda, elinde tuttuğu defterin arasından ufak bir zarf düştü yere. Aslı büküp açtı. İçindeki kağıt, peçete parçası gibiydi ama üzerine titizlikle çizilmiş bir şema vardı. Malikane kat planı. Ve planın tam merkezinde, oda numarası yazıyordu:

“104”

Bu odaya ilk kez yaklaşan biri için sıradan bir işaret gibi görünürdü. Ama Aslı’nın yüreği hızlandı. Korku ve merak karışan bir fısıltıyla dudaklarının arasından döküldü:

“Burası... Gerçek mi?”

Fırtına aniden yere vuran yamru yumru cam tırnağını artırdı. Gözlerini kırpmadan, derin nefes alıp koridorda 104 numaralı odaya doğru yürümeye başladı.

*

Koridorun loş ışıkları altında ayak sesleri yankılanıyordu, normalden daha ağır ve belirgindi. Her adım, onu susturması gereken mahremiyetin eşiğine yaklaştırıyordu. Ane kadar duraksadı. Bir anda iç kapıdan sızan hafif bir ışık huzmesi gördü.

“Kimin odası bu?” diye fısıldadı kendi kendine. Ve o ışığın arkasından, ufak ama sarsıcı bir ses duyuldu:

“Sana söylemem gerekenler var...”

Kalbi atmaya devam etti ama nefesi boğuklaştı. Başını kapıya yaklaştırdığında, duvardaki eski paslı çivilerin bile fısıltıyla hikâyeler anlattığını hissetti. Bir an için her şey durmuş gibiydi.

İçeriden gelen o ses, bir zamanlar çok güvendikleri birinden geliyordu. Tonunda pişmanlık vardı, korku da. Ama en önemlisi, o ses bir çaresizliğin itirafını gizliyordu.

*

Sudan sebeplerle karnına çarpan o acı tanıdıktı. Karanlıkta doğru odaya yöneldi, yavaş yavaş kapıya ellerini koydu. Parmaklarının ucundaki titreme, adeta orada kalan bir ruhun varlığını fısıldıyordu.

Bir an irkildi. Kapıyı açar açmaz içine dolan bambaşka bir dünya vardı. Malikane’nin ihtişamı burada kaybolmuş, yerini boğucu bir ağır yük almıştı. Odanın ortasında bir masa vardı; üzerinde paslı bir sandık. Ve sandığın üstünde, yerden hafifçe yükselmiş...

*

Bir fotoğraf.

Eski ve sararmış köşelerinde kırışıklıklar vardı. Ancak üzerindeki kişi... asla unutamayacağı kadar tanıdıktı.

Yavaşça eğildi, bakışlarını ayırmadan incelemeye başladı.

Fotoğrafta, genç bir kadın ve çocuk vardı. Kadının gözlerinde derin bir hüzün, ancak biraz da umut görünüyordu.

Çocuksa, sanki bir sır saklıyor gibiydi. Aslı, o çocuğun kim olduğunu düşündü. Venera soyundan mıydı? Yoksa bu gecenin korkunç oyunuyla ilgili başka bir ipucumu?

*

Tam o anda, kapıdan bir ses yankılandı.

“Hepimiz birer kurbandık, Aslı. Farkında değildin ama şimdi hazırsın.”

Arkasını döndüğünde, orada duranın Demir Venera olduğunu gördü. Gözleri korkutucu bir kararlılıkla parlıyordu. Ama onun sesindeki o ince yumuşaklık, arkasındaki binlerce yalanı gizliyordu.

“Bu” dedi Demir, deftere ve fotoğrafa bakışlarını dikerek, “her şeyi değiştirecek. Ruhsan Venera’nın sırrı, ailenin yürek atışlarını bile donduracak.”

Aslı’nın nefesi boğuldu, korku ve merak sarmalında. Gözlerinin önünde, şimdiye kadar öğrendiği tüm gerçekler bile bu an karşısında pusulanmıştı.

“Daha derine inmek zorundasın.”

Demir’in sesi, her kelimesinde bir tehdit kadar keskin, bir umut kadar zayıftı.

Aslı adım attığında, vazgeçemeyeceği o gerçekle yüzleşmek için son bir engel kalmıştı.

Ve tam o an, odanın loş ışığında, birdenbire:

Bir telefon titredi. Ekranda beliren isim, hayatları alt üst edecek bir sırrı fısıldıyordu.

“Ruhsan’dan mesaj var...”

Fırtına dışarıda kudururken, içeride asla unutulmayacak bir sandıktan yeni gerilim dalgası yükseliyordu.

*

Bölüm sonu.