Chapter 15
Kapıdaki sesi duyduğunda, kalbinin ritmi neden bu kadar yavaşladı bilmiyordu. Adeta göğsüne çarpan havayı içine çekemiyor, o anın üzerine çöken sessizlik havuzu içinde boğuluyordu. Tıklama sesi hem sondu, hem de başlangıç. Malikanedeki tüm varlığını bağlayan o görünmeyen zincirlerin bir halkası daha sıkı kıstırıyordu bileklerini.
Aslı’nın gözleri, Demir Venera’ya kaymadı önce. O an baktığı tek şey; kapıyla arasındaki mesafedeki umutsuzca titreyen o eski, yıpranmış fotoğraf... Karanlık bir odanın köşesine gizlenmiş; yüzü belli belirsiz bir çocuk. Kendi çocukluğu. Kendi hataları.
İçindeki buz gibi soğuk kıyılarıyla öyle bir koptu ki, sanki o eski yanlışların hayaletleri etrafında çember kurmuştu.
Nefesi kesildi.
Parmaklarının ucunda hafif bir titreme.
“Bizi izliyorlar.”
Kulağında bu cümle yankılanırken, bedenindeki ağırlık ona eşi benzeri görülmemiş bir çaresizlik duygusu verdi.
Bir adım geri çekildi. Gözleri etrafı yokluyordu; pencerelerin karanlık ardındaki gölgeler, bodrum kapısının pervasız resmi, tavan arasındaki eski ışık aralıkları... Her bir detayı sindirmek, hafızasına kazımak istercesine.
Ama içinden geçen tek soru vardı:
Bu işin içinden nasıl çıkacaktı?
---
Dışarıdaki fırtına, beklenmedik bir aniden fısıltılarını şiddetlendirdi. Rüzgar, devrilmek üzere olan eski ağaçları hırpalarken, sanki malikanenin tahta döşemeleri korkunç bir sırra tanıklık ediyormuş gibi inliyordu. Islak ve soğuk taş duvarlar Aslı’nın vücudunu sarmak isteyen şeyin soğukluğunu daha da şiddetlendirdi.
Bir deniz fenerinin şiddetiyle yanan ışığı gibi, zihninde sadece tek bir düşünce vardı:
Geri dönmeliyim. İşe, bu karanlığın içine.
---
O gece, malikanenin küçücük odasında, uzun zamandır yüzleşmediği gölgelerin arasında oturdu Aslı.
Duvarda yankılanan sessizlik, cezalandırıcı bir hakim gibiydi.
Ellerini dizlerine bastırdı, gözlerini kapadı.
Geçmiş, orada, derin ve sınır tanımazdı.
Ama ardında bırakamazdı.
Bir zamanlar yaptığı hatanın cezasını zaten ödemişti ama şimdi, o cezanın aynısını başka bir masumun çekmesini engellemek zorundaydı.
*
Sabahın ilk ışıkları, derin bir uykudan uyanan şehir kadar puslu, malikanenin üstünden ağır bir örtü gibi kalkıyordu.
Aslı’nın yüzünde artık kararlı bir ifade vardı. Ellerini sıvadı, uzun zamandır ertelediği o an gelmişti.
Telefonunu açtı.
“Dedektif Aslı Yılmaz.”
Sesindeki titrek yanmayı attı; yerine soğuk, keskin bir profesyonellik gelmişti.
“Geri dönüyorum.”
---
Onun dönüş kararı, etrafta fısıltı ve söylentiler yaratmıştı bile.
Ama kimsenin bilmediği bir gerçek vardı:
Malikanedeki gölgeler, daha derin ve karanlıktı.
Bu karar, sadece onun değil, tüm Venera ailesinin kaderini değiştirecek bir kıvılcım oldu.
Ve o kıvılcımın fitili, sarsıcı bir şekilde ateşlendi.
---
İşe dönüş kararını açıklayan kısa telefon görüşmesinden sonra, özel kapısı sessizce aralandı.
Koridorda kimse yoktu ama tam o anda, arkasında ağır ve derin bir adım sesi yankılandı.
“Beni bekliyordun, değil mi?”
Demir Venera’nın sesi, asansörün soğuk metal kapısından fısıltı gibi yayılıyordu.
Aslı durmuş, kalbi istemsizce hızlanırken, boynunu hafifçe sağ tarafa çevirdi.
“Sana sadece ihtiyacım olduğunda gelir Demir.”
Sesindeki sertlik, karanlık bir tehlike taşıyordu.
Demir’in o ince gülümsemesi, geçmişin ve geleceğin arasında keskin bir bıçak gibiydi.
“Bunu sadece ben biliyorum. Şimdi, sana ihtiyacım var. Sır, ölümden daha tehlikeli bir hale geldi.”
Konuşması bir tehdit değil, vaaz gibiydi.
Ama Aslı bunun, bir başlangıç olduğunu biliyordu.
Ve o an, gözlerinin içine bakarken Demir’in;
“Hazır ol, şimdi gerçek oyun başlıyor.” dediğini gördü.
Kapı ağır ağır kapanırken, Aslı’nın aklındaki tek düşünce şuydu:
Bu sefer her şeyini kaybedebilirsin.
Ve fırtına tekrar şiddetini artırdı. Malikane sessiz, ama daha tehlikeliydi.
---
Bölüm Sonu