Chapter 11
Aslı’nın göğsünde taş gibi bir ağırlık vardı. Kapının ardındaki adım, zamanın yavaşladığına dair kırıntı kadar bile şüphe bırakmamıştı. Kulaklarında çınlayan ayak sesleri, onu yerinden kaldırmak için evrende düzenlenen gizemli bir senfoninin ilk notasındandı şimdi.
Nefesini tuttu. Parmak uçları titriyordu; yalnızca fiziğinden değil, içinde biriken korkunun karmaşasından. Eline yapışan ter, soğuk bir el gibi sırtını sıyırdı. Yavaşça döndü. Ama karşısında, yalnızca kocaman bir duvar vardı. Soğuk, boş, sanki her izole sır gibi.
"Sen misin?" diye fısıldadı kendine. Sesinde sarsıntı vardı; keskin rüzgarların eteğinde bıraktığı bir hışırdı bu.
---
Demir Venera salonda, geniş deri koltuğunda oturuyordu; yüzündeki ifade bir ipince bıçak kadar keskinti. Aslı yaklaşırken, gözleri derin ve gizemli bir göl gibi karardı.
"Dedektif Yılmaz," dedi, sesi balmumu kadar pürüzsüz, "Neleri arıyorsun?”
Aslı’nın gözleri, malikanenin altın varaklı tavanından yere uzanan büyük kristal avizeye takılı kaldı. Işık, avizenin yüzeyinde parçalanıyor, bin parçaya bölünüyordu. Tıpkı bu malikanedeki gizemlerin de içinde patlak vereceği parçalanma gibi.
"Gerçekleri," diye yanıtladı Aslı. “Her yalan bir gölge bırakır, Demir Bey. Ve gölgeler hiçbir zaman saklanamaz.”
Demir hafifçe gülümsedi ama gözlerindeki buzun altında sessiz bir tehdit vardı. “Oyun oynuyorsun. Bu evde dedikodular, yalanlar ve gerçekler dans eder. Hangi çift ayak üstünde durduğunu görüyorum.”
---
İç odanın baş köşesine oturmuş olanlar, Aslı’nın gelişiyle dikkatlerini ona çevirmişti. Burası, davetin en soğuk yeri gibiydi; marmara zemini ayaklarının altında bir buz tabakası, odanın havası ise ağır ve keskin bir parfüm kokusuyla dolu.
Aslı, tek tek herkese yaklaştı. Gözlerini kaçırmadan, kalbinin küt küt attığını hissettirerek:
“Cinayet gecesi nerede olduğunuzu bana anlatabilir misiniz?”
İlk konuşan, Elif oldu; genç kadının elleri kıvrılarak birbirine dolaşmıştı. Gözleri, iyi saklanmış kaygının derinlerinde kıvranıyordu.
“Ben... ben mutfaktaydım,” dedi, sesi titrek. “Yemek hazırlıyordum. Demir Bey’in emriyle özel bir menü...”
“Kimseyle görüştünüz mü?” diye sordu Aslı, esnek bir ip gibi gererek.
Elif başını salladı. “Hayır. Tek başıma durdum.”
Bir sonraki, Burak’tı; ağır adımlarla, güven temsili gibi yürüyordu.
“Ben kitaplıktaydım. Kendi işimle meşguldüm,” diye belirtti. Kestirmiş, samimiyetten uzak bir ifade vardı."
“Kimsenin sizi gördüğünden emin misiniz?” Aslı’nın sesi can yakar gibiydi.
“Eminim. Kendi kendimeydim,” diye yanıt verdi Burak keskinçe.
Ancak, Burak’ın sözlerindeki ton, kalemin kağıtta bıraktığı çizgiler gibi inandırıcı olmaktan çok uzaktı.
---
Aslı’nın bakışları köşedeki büyük şömineye takıldı. Ateş, aniden sönmüş gibiydi. Herkesin yüzünde, ateş gibi yanıp tutuşan bir şey vardı; suçluluk, korku, öfke. Bunların hepsi, bir ağacın köklerinde sımsıkı dolanmıştı.
Senelerce süren suç mahalleri incelemeleri, ona insanın gerçek yüzünün, en beklenmedik anlarda ve en ufak mimiklerde saklı olduğunu öğretmişti.
Kapı yavaşça aralandı. İçeriye Feyza girdi. Üstü başı bir gece yağmurunun ıslaklığını taşıyordu. Ellerini silkeleyip aldı, burnuna hafif bir şekilde çektiği serin hava, yüzünü biraz renklendirmişti. Fakat gözlerinde çelişki, aksini söyleyen bir fırtınaydı.
Aslı, hemen odanın sessizliğini bozdu: "Feyza, seni dinlememiz gerekiyor. O gece neredeydin?"
Feyza derin nefes aldı, sesinde sınırı zorlayan bir karmaşa vardı: “Bahçedeydim... Kendi kendime yürüyordum.”
“O saatte bahçede ne arıyordun?” Aslı’nın sorusu keskin bıçak gibi indi.
Feyza’nın elleri titredi. “Hava almak istedim. Yalnız kalmak...”
Aslı, gülümseyerek dikkatini kaybetmeden devam etti: “Bahçede kimseyi gördün mü?”
Bir an için durdu. Gözleri yere indi, dudakları hafifçe kıvrıldı ve…
“Evet,” dedi. “Ama... tam olarak ne dediğini anlayamadım.”
İşte tam o andı. Odaya dolan sessizlik, beklenmedik bir sancıya dönüştü.
Aslı’nın kalbiyle sesi uyudu:
“Kiminle karşılaştın?”
Feyza, gözlerine bakmaktan kaçınarak, yumuşak ama kararlı bir sesle karşılık verdi: “Burak’la.”
---
Kapı birdenbire sertçe çarpıldı ve herkes irkildi. Koridordan gelen ayak sesleri hızlı ve kararlıydı; adeta bir fırtına kapıyı zorlamak üzereydi.
Aslı, kalbindeki düğümü biraz daha sıkarak yere düşen küçük bir notu fark etti. Notta tek bir kelime vardı: YALAN.
Ve anladı; bu malikanenin içinde her şey görünenden daha karışıktı. Çelişkiler sevgiyle yoğrulmuş gibi, geçmişin ağır yükü şimdi gizlenenlerin üzerine yıkılıyordu.
Kimseye güvenemezdi.
Ve işte o anda, buradaki suçun en soğuk, en keskin sırrı ortaya çıkmak üzereydi.
---
Kalemini bile düşürecekken, Aslı bir kez daha kendini toparladı.
“Şüphelerimiz büyüyor,” dedi. “Bugün burada herkesin gerçeği anlatmasını sağlayacağım. Her bir çelişki, bir ipucu. Ve bir ipucu, büyük sırrın kapısını aralar.”
Demir Venera’nın soğuk gülüşü yanıt oldu buna.
Ve Aslı, içten içe biliyordu ki: Bu oyun henüz yeni başlıyordu.
Kapı ardında, gizemli ayak sesleriyle birlikte başka bir yalan daha doğuyordu.
---
[Bölüm Sonu]