NoveliqaMalikane'nin Son Şifresi / Kayıp Günlük :0%
Log in

Chapter 10

Kayıp Günlük

Verena Malikânesi’nin ağır kapısı arkasında yankılanan “Sonunda geldin” sözü, Aslı’nın kulaklarında bir gölge gibi asılı kaldı. Gözleri yere düşen adamın soluk çizgilerinde bildik bir yorgunluk, çökmüş yıldızlar vardı. Ne söylemeli, nereden başlamalıydı? Kalbindeki fırtına, bir isyan dalgası gibi kabarıyor, ciğerlerini sıkıştırıyordu.

Bir adım attı ileriye, deri döşemeli, ağır ağır çizilen parke zemin hafifçe gıcırdadı. O küçük ses, sessizliğe karşı ilk cesur kırılımdı. Demir Venera’nın omuzları biraz daha çöktü ve İnce dudaklarından katı bir nefes çıktı.

“Biliyorum... Zaman daralıyor,” dedi, sesindeki kırılganlık yükünü taşıyamaz gibiydi.

Aslı, içindeki o yıkıcı sessizliği tanıdı. Belki en tehlikeli olan, kendini saklayan saklı gerçeklerdi. Çünkü her kelime, her cümle, kızgın bir bıçak gibi yükselirken, yavaş yavaş ortaya dökülecek tarihin kayıtlarını taşıyordu. Ve o sırada, Derin bir nefes aldı Aslı.

“Madem buradayım, gizlediklerin falan var. O gün, babaannemin çalışma odasında, seninle buluştuğumda... o kapalı çekmeceden çıkanlar gerçekten neydi?” diye sordu, sesi titrek ama keskin.

Demir Venera başını kaldırmadan, sol eliyle çenesini ovdu. Gözlerinde aniden beliren bir korku ışığı Aslı’nın tüylerini diken diken etti.

“Kaybolan o günlük,” dedi fısıltıyla, “ve onu bulmayı bulan ilk kişisin sen... ama bilmiyorsun neyin içinde. O yaşamların, yüzleşmelerin kaydı. Kimsenin dokunamadığı, sadece o sayfalarda anlam bulan...” Dudakları yarım kaldı, karanlık bir sır gibi kalakaldı.

Aslı’nın parmakları bittiğinde, Demir’den sarsılan o günlere dair o bağ kopuyordu. Düşüncelerinde dönen yılanlar saldırıya geçmişti. Malikanede elinde olmadan herkesin korktuğu, bir sır, bir hatıra, yok oluşun eşiğinde bekliyordu belki de.

“Günlüğü bulmalıyız,” diye fısıldadı kendi kendine. “Ne pahasına olursa olsun.”

Demir başını kaldırdı, Aslı’nın gözlerinin içine baktı. Nefeslerinde kısa bir sessizlik vardı, sonra saklanan bir anahtar gibi sırrı verdi: “Üst kattaki gizli mahzende. Ancak kimse oraya ulaşamaz. Hem mekan, hem de zihin...”

“Unutma,” dedi sert, “bazıları bu sırrı görmemeli.”

Aslı, kararını verdi. Çekinceleri, korkuları bir kenara iterek, o gizli mahzene inmek gerekiyordu. Merdivenlere doğru ilerlediğinde, duvarlardaki eski portrelerin donuk bakışları altında adımları yankılanıyordu. Sanki geçmişle yüzleşmeye adım atıyordu.

Mahzen kapısının önünde durdu. Soğuk metalin dokunuşu, ziyaretçiyi geri çevirmek ister gibi bir direnç yaratıyordu. Aslı, ellerindeki titremenin üzerinde hakimiyet kurarak kapıyı açtı ve karanlığın içine adım attı. Nemli, toprak kokusu, eski tahta ve pas kokusu burun deliğini yaktı.

Elindeki fenerin titrek ışığı duvarlardaki çatlakları, tozlu sandıkları aydınlatıyor, derinlerden yükselen uğultu malaikenin içindeki sırların fısıltısını taşıyordu.

Bir sandığın kapağı gevşekti. Parmakları titrediği için güçlükle kapağı kaldırdı. Karşısında, zarif, deri kaplı bir defter duruyordu. Günlük... Veliaht’ın kayıp günlüğü.

Ellerini araladı, sayfaların ağırlığını hissetti. Tozdan arınmış sayfalar, anahtar gibi bekliyordu. Aslı dikkatle sayfaları çevirmeye başladı; her kelime ağır, her satır hırçın bir fırtınanın kalemden akışı gibiydi.

Ve sonra, o satır...

“Beni öldürmek isteyenler sadece düşmanlarım değil...”

Bir titreme yayıldı Aslı’nın omurga boyunca. Kalbi hızlandı, nefesi kesildi. Sayfaların arasında bir belgeydi. Üzerinde kanıtlar, imzalar, anlaşmalar, ihanetin ölümcül planı vardı.

“Bu...” dedi fısıltı halinde, parmakları titreyerek belgeyi tuttu. “Ölümümden önce kimsenin bilmediği plan...”

Tam o anda, mahzen kapısında bir çatırtı duydu. Fenerin ışığı titredi, gölgeler uzarken soğuk bir nefes enseye değdi.

---

Kimse içeri girmemeliydi. Ancak gerçekler, saklandıkları yerden çıkarak karanlık yığınların arasında yükseliyordu. Aslı, arkası dönük kapının ardındaki adımı duyduğunda, kalp atışları bedenini yakmaya başlamıştı.

Ve o an, her şeyin artık geri dönüşü olmadığını anladı.