Chapter 3
Korna sesi henüz kulaklarında çınlarken telefonun ekranı titreşti. Ekranda beliren küçük yeşil kutu, herkesin nefesini tuttuğu o anı doğruluyordu.
"Transfer onaylandı," dedi ekranda soğuk bir satır.
Aylin'ın parmak ucu hâlâ ekranda duruyordu. Başının içinden geçen bütün imgeler bir anda donar gibi oldu; bir anlığına eski hayatının tüm kırıkları birbirine çarpıp kıvılcım saçtı. Parmağındaki titreme, gece boyunca nefesini tutmuş birinin ilk soluğu gibiydi.
Melis sessizce arkasına yaslandı. Atölyenin camları yağmurla çizgiler çizmiş, Boğaz'ın ışıkları dışarıda bir film şeridi gibi akıyordu. İçerideki ışıklar, kumaşın, makinenin, kağıtların kokusuyla birlikte üstlerine çökmüştu. Saatin elektrikli tıkırtısı, o küçük kutunun yeşil ışığından daha da belirgin oldu.
"Kimden?" Melis'in sesi, cümlesindeki üç noktayla birlikle hem soru hem damga taşıyordu.
Aylin ekrana bakarken dudaklarının kenarı kıvrıldı; gülümsemeye çalıştı ama gülümseme bir avcı gibi soğuktu. Ekranda gönderen isim satırı açıldı. Harfler, bir defa daha güzel hayatını bozmuş bir ismi fısıldadı.
"Demir Tekstil A.Ş." Aylin'ın kalbinde, hatırladığı bir melodinin tiz notası çaldı. Eski bir aşkın, eski bir düşmanın damgası.
Melis'in nefesi hissedilir bir şekilde kesildi. "Demir…"
"Baran'ın şirketi." Aylin kelimeyi vurguladı. Sözün üzerine bir soğuk düştü; atölyenin sıcak havası bir an donar gibi oldu.
Bora masanın kenarına dayanmış, elleri cebinde, gözleri keskinleşmişti. "Bu başka bir şey demektir. Yatırım mı, provokasyon mu, yoksa tuzak mı…"
Aylin ona baktı. Herkes ona bakıyordu; Ece Arman kimliği üzerinden ördüğü yeni hayatın ilk maddi desteğini ilk defa görüyordu ve bu desteğin kaynağı, geçmişinin en zehirli damarından geliyordu.
"Onu almamalıyız," dedi Melis, kelimelerinin sonunda bir titreme. "İstekli olmamalısın. Bu… Bu oyunu o kuruyor."
Aylin bir kat kumaşı kaldırdı, parmak uçları ipeğin soğuk yüzeyine değdi. Kumaşın içinde eski bir sıcaklık arayan bir çocuğun el hareketi gibi, nazik ama hesaplıydı. "Almalıyız," dedi sessizce.
Sarsıldılar. Melis'in kaşları çatıldı. "Ne? Neden?"
"Çünkü"—Aylin sesini düşürdü; sözcükleri tek tek ördü—"o parayı kabul etmek, onu benim sahte kimliğime yatırım yapmaya ikna ettiğini gösterir. O, bir tezgâh kurduğunu zannediyorsa, ben de onun sandığından daha derin bir tezgâh kurarım. Para, doğru yerde bir koz olur."
Bora alaylı bir şekilde güldü. "Koz? Baran Demir'in parası koz mu oldu şimdi?"
"Her paranın bir izi vardır." Aylin düpedüz konuşuyordu. "Demir Tekstil üzerinden gelen para, Demir Ailesi'nin içindeki birinin eli olabilir. Biz o eli bulursak, onun kimliğini açıklarız. Bize yardım eden olabilir, ya da hata yapan… Fark etmez. Ama paranın izini sürmek, onun kabuğuna bir çivi çakar."
Melis yere baktı. "Peki ya bu adam? Baran? Eğer biliyorsa, yani bizi fark eder, ne yapar?"
Aylin omuzlarını dikti. Boğazdan yükselen bir şey, yılların birikmiş acısı ve soğukkanlı kararlılığıyla karışıyordu. "Biliyor. En azından bir ihtimal biliyordur. Ama o bilgiyi biz kontrol edersek, onun kendine inanma hissini sarstığımız an—o kırılgan hale gelir. Kırılgan şeyler… hata yapar."
Kısa bir sessizlik oldu. Dışarıda yağmur daha sıkı vuruyor, camda ritimli bir desen oluşturuyordu. Işıklar, bir defa daha kumaş yüzeyinde uğultu gibi kıvrılan gölgeler yaratıyordu.
Aylin kalktı, duvarın kenarındaki küçük tahtanın üzerine yürüdü. Üzerinde defterleri, kesikleri, eskizleri vardı. Etrafında duran modellerin mankenleri, gece lambasının soluk ışığında sanki bekliyorlardı. Yeni kimliğinin her detayını, hikâyesinin her parçasını, adeta tıraşlar gibi incelmiş bir plan olarak göstermişti.
"Plan açık ve net olacak," dedi. "Ece Arman markası iki şeyi yapacak. Bir: Kısa vadede, sektöre hızla girip itibar kazanmak. Bunu yaparken Baran'ın gözüne sokulacağız—kasıtlı olarak. İki: Uzun vadede, grup içindeki çatlakları keşfedeceğiz. Hukuk, medya, finans… Hepsi bizim çalışma alanımız."
Bora bir kağıt parçası aldı ve kalemi havada salladı. "Başlama bütçesi ne? Operasyonel para? İstihbarat masrafları…"
Aylin bir çizgi çekti. "Para var. Şimdilik Demir'den gelen para yatırımı bir kereye mahsus kullanılacak ve dikkatli işlenecek. Kaya, senden gelen veri izleme planını yarına hazır istiyorum. Melis, hikâyeyi halka anlatacak yüzü hazırla. Bora, finansal zinciri temizle, ama aynı zamanda Demir Tekstil ile ilgili geçmiş transferleri taramaya başla."
Kaya, köşede oturan bilgisayar ekranı başında kıvırarak başını kaldırdı. Gözleri bir yalanı ifşa eder gibi parlıyordu. "Demir Tekstil'in transfer kodları ile bu hesap arasında 3 ara hesap daha var. Hepsi offshore... Ama bir tanesi İstanbul merkezli bir muhasebe ofisine bağlı. Oradan bir isim çıkıyor—'Şahin Danışmanlık' diye bir firma."
Melis dudaklarını ısırdı. "Şahin? O muhtemelen ortaklardan biri."
"Tamam," dedi Aylin, parmaklarını birbirine sürterek bir ritim buldu. "İlk adım: resmi görünüşü kuracağız. Basın, sanat camiası ve yatırımcılar tarafından Ece Arman olarak ciddiye alınacağız. İkinci adım: Demir Tekstil'in iç zincirini ve 'Şahin Danışmanlık'ı takip edeceğiz. Üçüncü adım: Eğer bu iz bizi Baran'a getirirse, orada onu yıpratacak ama görünmez darbeler vuracağız. Baran'ı yerinden etmek istemiyorum; onu kendisiyle karşı karşıya getirecek şekilde yapacağım."
"Ve aşk?" Melis sordu. Soru, bir anda havayı yumuşattı ama daha da keskinleştirdi. "O insan hâlâ…"
Aylin baktı. Sözleri nefesin içine dolan bir duman gibiydi; ısınmış, ama yakıcı bir bilinmezlik taşıyordu. "Geçmişin gölgesi benimle. Onu kullanmayacağım ama gerçeği öğrenmek istiyorum. Neden beni yok etti? Neden aşkıma ihanet etti? Eğer içinde Baran varsa… o zaman yüzleşeceğim. Ama bu, operasyonun bir parçası olacak; duyguyu değil, gerçeği merkeze koyacağım."
Bora sinsi bir gülüş attı. "Kulağa romandan fırlamış gibi geliyor. Gerçekten de hepsi para, güç, aşk… Bir kişi de var: sen. Ece Arman'ın çatısı altında hepsi toplanıyor."
Aylin, masanın çekmecesinden küçük bir anahtar çıkardı. Anahtarın kenarları lekeli, yılların yağının izlerini taşıyordu. Parmağında küçük bir yara izi vardı; eskiden kalma bir makine kesik izi. Anahtar, derin bir kasanın açılmasına aitti.
"Kasayı açalım," dedi. "Bana yalnızlık lazım."
Melis gözlerini kıstı. "Bence yalnız olmaktan çok, saklanmaya ihtiyacın var."
Aylin küçük gülüşünü boğdu. "Bazen ikisi aynı kapıya çıkar."
Kasaya doğru yürürken hafif bir ritim tutturdu; adımları kumaşların hışırtısıyla, makine sesleriyle senkronluydu. Kasayı açarken metalin soğuk sesi parmak uçlarınızdaki sinirleri uyandırdı. İçeriden hafif bir tutkal, eski kağıt ve fotoğraf mürekkebi kokusu yükseldi. Kasada bir dosya, birkaç eski mektup, ve dikkatlice sarılmış birkaç nesne vardı.
Aylin ellerini içine soktu. Parmağının ucunda bir zarfa dokundu; üzerinde silik bir el yazısı; kendi çocukluğunun bir takma adı vardı, "Ayla" yazılıydı. Gülümsemesi aniden dondu. Zarfa dokunurken kalp atışı derinleşti. İçindeki şeyi yavaşça çıkardı.
Fotoğraf, sararmış kenarlarıyla yılların izini taşıyordu. Üzerindeki camın buğusu gibi, yüzü flu değildi; tam tersine o gençlik gülümsemesi netti. Fotoğraf, genç bir kızın (aylardır hatırladığı) duruşunu, ellerinin arasındaki bir defteri, güneşin omzunu aydınlattığını gösteriyordu. Gözleri tanıdık; bir zamanlar aynada her sabah gördüğü o gözler.
Aylin parmaklarının arasındaki fotoğrafa baktı ve bütün sesler aniden çekildi. Atölyedeki fısıltılar, dışarıdaki yağmur, herkesin soluk alışı bir yankı gibi uzaklaştı. Fotoğraftaki genç Aylin'in yüzünde bir sır vardı; gülüşünde bir teminat.
"Neden?" Melis fısıldadı, adeta kendi kendine konuşurken.
Aylin fotoğrafı daha da yaklaştırdı; parmak uçları fotoğrafın kenarındaki küçük bir yazıyı hissetti. Bir yazı, sanki birisinin onu dikkatle sakladığını söylüyordu. Harflerin üstünde baskı izi vardı; bir tarih, belki bir not… Ancak tam o anda, bir rüzgâr gibi bir his kapladı. Atölyenin kapısı hafifçe aralandı; koridorun ucundan bir telefonun titremesi geldi.
Aylin başını kaldırdı ama fotoğrafı bırakmadı. Gözleri fotoğraftaki o genç kızın gözleriyle çarpıştı. Bir şimşek gibi geçmişin gölgesi aktı; o an her şeyin neden saklandığını bilecekmiş gibi hissetti.
Fakat fotoğrafın üzerinde yazılı olan o küçük notu okumaya sıra gelmeden, kapıdan hafif bir ayak sesi duyuldu—kısa, hızlı, planlı bir adım. Aylin başını çevirirken, parmakları fotoğrafın kenarına bastı; görüntü bir kez daha netleşti, ama dudakları hiç açılmadı.
Melis sessizce yaklaştı, omzuna dokundu. "Ne buldun?"
Aylin nefesini tuttu. Parmağındaki titreşim büyüdü, fotoğrafın köşesinden bir kömür dumanı gibi eski bir yazı izi belirdi.
Tam o anda bir mesaj penceresi telefonu aydınlattı; ekranda kırmızı bir uyarı—Demir Tekstil'den gelen transferle ilgili yeni bir not, izinsiz bir giriş, ya da belki de bir tehdit—ekranda beliren satır henüz tamamlanmamıştı.
Aylin gözlerini fotoğraftan kaldırdı. Fotoğrafın kenarında yazan birkaç kelime vardı; ama henüz okunmamışlardı. Neden saklanmıştı? Kim saklamıştı? Ve en önemlisi, fotoğrafın yanında duran o ince zarftan çıkan şey, onun geçmişine dair bir kapı mı aralayacaktı?
Melis nefes aldı, "Okuma," dedi. "Bunu okumadan harekete geçmeyiz."
Aylin parmağını fotoğrafın üzerindeki küçük notun üzerine koydu. Kalbi kulaklarında çarpıyordu. Her hücresi, geçmişin gölgesine dokunuyor, yeni kimliğinin ilk gerçek sınavını bekliyordu.
Ekrandaki uyarı mesajı tamamlandı ve kelimeler yavaşça belirdi— ancak o kelimelerin ne dediği, fotoğrafın neden kasada saklandığı, ve Demir Tekstil'den gelen ilk transferin gerçek niyeti, o fotoğrafın kenarında duran o küçük notun altındaki tek cümlenin açığa çıkacağı an… tam o noktada kesildi.