NoveliqaKüllerden Doğan Sürgün Prens / Kaspar'ın Evi :0%
Log in

Chapter 14

Kaspar'ın Evi

“Bir varis feda edilmeden kapı kapanmaz.”

Cümle odada asılı kaldı, ağır bir düş gibi. Aras’ın göğsüne bir taş oturdu; taş nefesini kesmedi ama nefesini biçimlendirdi. Parmakları kağıdın kenarına beyaz toz gibi bulaşmış kül bırakmıştı.

O an, hafif bir rüzgâr girdi içeri; pencereden sızan kül parçacıkları lambanın alevinde dans etti, gölgeler dudaklarını büküp uzadı. Aras, gözlerini kapadı ve o sözün içine düşen bütün yüzleri saydı: babasının, annesinin, kardeşinin — ve kendi isminin ağırlığını.

Mira, hafifçe yana eğildi. Gözleri gece mavisiydi; dudaklarında hep hafif bir tebessüm vardı ama şimdi o tebessüm sert bir çizgiye dönüştü. “Ne gördün?” dedi, sessizliği kıran bir bıçak gibi.

Aras cevap vermedi. Alevi izledi, sonra Mira’nın eline baktı; elinde eski bir iğne vardı, parmaklarının arasındaki çizgi bir avuç eldivenin içine sığmış gibi duruyordu. “Kapı kim olduğumuzu kapatmak istiyor,” dedi sonunda. “Ya da kapatmak istedikleri birini var.”

Leyla, planın gönülsüz lideri, masanın başında eğildi. Yüzündeki her çizgi bir karar geçmişi taşıyordu. “Kaspar’ın kapısı çelikten değil, halkın güvencesinden yapılan bir kapı artık,” dedi. “Sarayda çok kızıştı işler. Muhafızların sayısı arttı, maaşlara ek yüklü ödendi. Kimdendendir bu paralar, kimleri çekti yanına — onu çözmeliyiz.”

Aras ellerini ovuşturdu; hunharca değil, daha çok kendi içindeki yanmayı bastırıyormuş gibi. Kül kanı, aklının kenarında bir balon gibi şişip patlayacakmış hissi veriyordu. İçindeki ısı genellikle, öfke ve kararlılığın altında pürüzsüz bir alev olurdu; şimdi o alev, eski küllerden bir şeyler doğurmak ister gibi çatlıyordu.

“Mira girer,” dedi Aras, sesi sert ama kırılgan. “Sen gireceksin. İçeri gidip Kaspar’a yakın olacaksın, ses etmeden. Ben dışarıdan bedenleri boşaltacağım.”

Mira kaşını kaldırdı. “Niçin ben?” diye sordu. “Ben asla senin yerine gömülmem, Aras.”

Aras omuzlarını kaldırdı; bir an için masadaki haritanın üzerindeki kül damlaları parladı. “Sen en görünmezisin. Gözün keskin, dilin kısık, izlerin yok olur.” Bakışı Mira’dan kaçıp Leyla’ya takıldı. “Senler kapıdan içeriye sızarken, ben ve diğerleri mevzileri çekeriz. Kaspar’ın muhafızlarını dağıtmak gerek. Bu iş keskin plan ister. Ve… ben bunu bitirmek istiyorum, Mira. Sorumu almak.”

Mira dudaklarını ısırdı. Aras’ın gözlerine baktığında içlerinde bir çukur gördü; o çukur hem ona ev hem mezar olabilirdi. “Sorumluluk iyi bir söz,” dedi Mira. “Ama intikam sopaya benzemez, Aras. Sopa kırılırsa, hâlâ elimizde bir şey kalır mı?”

Leyla parmağıyla masaya vurdu; ahşap bir yorgunluk sesi çıktı. “Zaman dar,” dedi. “Kaspar gece toplantısı yapacak. Bütün büyük adamlarını toparlıyor — yeni bir bağış topluyor. İnsanlar gelecek. O kalabalığa saldırmak bizim için iyi bir fırsat. Kaspar’ı ayrica izole etmeliyiz. Eğer halkın önünde düşerse… onun etkisi kırılır.”

Aras dudaklarını sıktı. İnsanların önündeki düşüş fikri içini tatlı bir çukurla doldurdu; ama aynı zamanda o çukurun dibinde, içine düşmemesi gereken bir şey — kendi içinde kaybolma ihtimali — de vardı. “Ben sahneye çıkmam,” dedi, “Mira içeri girecek. Kaspar’ın yanındaki sera kapısı, hizmetçiler yolu ve kuzey kulesi; o üç noktadan içeri sızılacak.”

Hazırlıklar iki saat sürmedi; zaman vardı ama acele gibiydi. Kıyafetler siyaha boyandı, yüzlere kül sürüldü; Mira eline aldığı bir bez parçasını burnuna bastırıp dumanın ve pasın kokusunu içine çekti. Tomurcuklarında hala serafim gibi bir kırılma vardı. Onun için bu bir işti ama aynı zamanda bir sınav. Aras’ın gözü onu izlerken Mira daha önce de pek çok yalan yapmıştı — ama hiçbiri bir prensin yüzünü görüp saklamışlığı zorlamamıştı.

Sokaklara çıkarken kül yağmuru hafifçe şiddetlendi. Şehri saran gece, lambaların crenel biçiminde titreştiği bir sahneydi. Kaspar’ın evi uzaktan bir krater gibi yükseliyordu; gölgeler onun alevsiz meşaleleri gibi yanıp sönüyordu. Duvarda asılı ejderha kabartmaları, külün içinde sanki yeniden canlanmaya hazır heykeller gibiydi.

Kapının önüne geldiklerinde plan çalışmak zorundaydı. Aras, sessiz bir emirle üç kişiyi öne gönderdi. Her adım, taşların arasından çıkan sessiz bir çatırtı gibi duyuluyordu. Ağızlarından nefes dumanlarına karışırken, Mira bir hizmetçi kılığına büründü. Başındaki başörtü, yüz hatlarını saklıyor, ellerine iğne izleri bırakıyordu.

Dış kapının bekçisi gördüklerinden daha fazlaydı: iki adam daha, ağır kupalı miğferleriyle. Ama işte asıl sürpriz, beklemedikleri bir şeydi — gölgelerin içinden, iri adımlarla çıkan bir grup muhafız. Yüzlerinde siyah maskeler; zırhları külün içinde parlak bir hat gibi uzanıyordu. Sıradan muhafız değillerdi. Kaspar’ın özel kuvvetleri miydi? Arasında boynuzlu miğferli birisi vardı; elindeki küre, koyu bir metalden yapılmış ve küçük çıtırtılar atıyordu.

Leyla fısıldadı: “Azrak Muhafızları. Devam edin—sessiz.”

Aras’ın içi sıkıştı. Kül kanının kıpırtısı geldi, bir hayalet ışık abdomeninin altında kıvranıyordu. Öfkesi değil, bir çeşit uyanıştı; tıpkı sıcak bir kömürün derinin altına girmesi gibi. Gözlerinin rengi, bir an için ateş rengine çaldı; Mira hemen fark etti. Onun alnında ter damlası belirdi — Aras bunu görmese bile hissedebilirdi, çünkü Mira onu her zaman, yani artık kanlı düşler içinde bile izleyebiliyordu.

İlk hamle sessiz oldu. Aras bir bekçi köşesine saplandı, kısa tahta bir çıtırtı, bir ip sesiyle. Bir kişi düştü; diğerleri şaşkınlıkla bakarken Leyla iki adım attı, çenenin altından bir bıçak çıkardı ve göğsü boş bir deliğe çevirdi. Ama sanki kapıda başka bir adam daha vardı — bir zil sesi gibi, uzak ve aniden. Tüm muhafızlar başlarını kaldırıp birbirlerine baktı.

Sokak bir anda genişledi; fısıltılar, metalin sürtünmesi ve ayak sesleri bir orkestra gibi gürledi. Mira hizmetçi kılığında kümeye yaklaştı; bir köşeden dışarıya sızacak anahtarı arıyordu. Kalbi bir kuş gibi göğsüne vuruyordu ama yürüyüşü sabitti. Usta bir dialektle iki hizmetçiyle konuştu; dilinde küçük bir taktiksellik vardı — bir kelime yanlış yerdeyse tüm plan çökerdi. Siyah maskeli muhafızlardan biri yanından geçti; Mira neredeyse onun nefesinin sıcaklığını hissedecek kadar yakındı.

İçeri sızması gereken kapı, mutfağın arka duvarındaydı. Yaprak sesleri, kazanların şakırtısı — kasvetli ama işe yarayacak kadar gerçek. Mira hızı düşürdü, kulaklarını açtı. Aras bir işaret verdi; bir ışık, diğerleri için bir gölge oldu. Her şey kusursuz ilerliyordu. Ta ki bir gölge daha hareket edene dek.

İç kapının hemen ilerisinde, büyük salonun girişini koruyan muhafızların sayısı beklenenden fazlaydı. Kaç kişi olduklarını saymak isterken bir adımın daha olduğunu fark ettiler; zırhlarında yeni bir parlama vardı, sanki her bir parça özenle cilalanmış karanlık camdan yapılmış gibiydi. Kaspar bu gece hafife alınmayacak bir şey getirmişti.

Mira, bir hizmetçinin sırtını sıyırıp kıyafetin bir kısmını tutarken, bir muhafızın yüzü ona döndü. Maskenin altından çıkan gözler onu ölçtü, bir kömür parçası gibi baktı. Bu gözler tanıdı. Mira durdu; hareketi bile birinci sınıf bir ihanet kokusuydu.

Muhafız durdu. Ardından, içlerinden biri sesini yükseltti — sesi duvarlar arasında yankılandı, kuru ama planlı. Ağzından çıkan kelime, Mira’nın kulaklarında sonra onun tüm kemiklerinde yankı yaptı.

“Sizden haber bekliyorduk.”