NoveliqaKıyametin Gölgelerinde: Dirilişin Ateşi / Yalancı Dostlar :0%
Log in

Chapter 9

Yalancı Dostlar

Kapı, ahşabın hafifçe gıcırdayışıyla aralandığında soğuk hava, içeriye sinsice sızdı. Aras kaçınılmaz bir gerilimle durdu; içini kaplayan şüphe, kalbinin atışlarını kulaklarına kadar getirmişti. O an, yere çarpan hafif bir adım sesi duydu; bunun gerçek mi yoksa bir tuzak mı olduğunu kestiremiyordu.

Gölgelerin içinden bir adam çıktı. Yüzü, ibreli bir pusula gibi net bir ifade taşımıyordu; ama gözlerindeki yorgunluk, şimdiye dek yaşadığı acının sessiz tanığıydı.

“Ben... Kadırga,” dedi adam, sesi çatallı ama samimiyetle doluydu. “Burası Tepecik Kampı. Birkaç kişiyle beraberiz. Sığınacak bir yer arayanlar için güvenli bir liman. Sen de onlardan mısın?”

Aras, tereddütle nefes aldı. Yine de, dört bir yanın harabelerle çevrili olduğu bu dünyada, yeni dostlar edinmek kaçınılmazdı. “Kimle beraberiz? Kime güvenebilirim?” diye sordu. Gözleri karşısındakini delip geçmeye çalıştı.

Kadırga, kafasını yavaştan havaya kaldırıp çevresine baktı. Arkadan üç kişi daha çıktı; hepsi sıradışı bir hali taşıyor, yüzlerinde hayatta kalmanın sertliğinden çizgiler vardı. En önde, kadın olan gizemli bir figür vardı. Islak saçları yüzüne yaklaşıyordu, gözlerindeki sert bakış Aras’ın içini titretti.

“Mert Karan’ın adamları mı?” diye fısıldadı kadın. Sesinde hafif bir alay vardı.

Aras bacaklarını esnetti. “Hayır. Onlardan uzak duruyorum.”

Kadırga, derin bir iç çekti. “Burada artık herkes kendi kurallarını getiriyor. Mert, güçlü olanı ön plana çıkarıyor. Eğer onunla savaşırsak, ya kazanacağız ya da yok olacağız. Ama önce, birbirimize güvenmeliyiz.”

Aras’ın yutkunduğu o an, etrafı saran rüzgar hafifçe yükseldi, harabelerden yükselen toz ve kül bulutlarının arasında kıymeti zor anlaşılan bir huzursuzluk hissi vardı. O güneş, hâlâ aşılmamış bulutların arkasında titriyor, her an karanlığın daha da çökeceğini haber veriyordu.

“Benim sırrım var,” dedi Aras, sesi bastı. “Bu dünyayı değiştirebilecek bir şey... Karan’ı durdurmaya yarayacak.”

Arkadaş grubundan biri, kısa boylu, sürekli kaşlarını çatmıştı. “Sırrın varsa neden bize söylüyorsun? Belki de Mert’e mutlaka teslim etmelisin, o seni korur.”

Kadırga hızlıca karşı çıktı: “Hayır, biz köle değiliz. Hiçbirine teslim olmayız.”

Aras, grubun içindeki ani çatışmadan bunalmış hissediyordu. Sadece birkaç gün önce her şeyin sonu olduğunu düşünüyordu. Şimdi bile, bu yeni “müttefikler” arasında herkes kendi amaçları için fırsat kolluyordu.

“Seni kötü niyetli bulmadık,” dedi Kadırga. “Ama burada güven, en değerli para birimi. Ve para harcamak zorundayız.”

Aras gözlerini daralttı. “O zaman beni denetle. Bugüne kadar ne yaptıysam burada da yaparım. Ama sırrımı benden çalarsanız, sonunuzu haber veririm.”

Oradakiler sessizce birbirine baktılar. Bir dakikalık duraklamadan sonra, kadın adım attı, Aras’ın yüzüne yaklaştı. “Güzel sözler. Ama yarın sabah, seni uykundayken bulamayabiliriz.”

Kalbi tekledi. Nefesi düzensizleşti. Bu, bir uyarı mıydı? Yoksa daha derin bir ihaneti mi?

Tam o sırada, kamp kapısının dışından ansızın gelen naralar ve koşuşturan ayak sesleri, havadaki gerginliği patlattı. Kadir, “İlahi... Sıkı durun!” diye bağırdı. “Geliyorlar!”

Gölgelerden yükselen sesler, araçların çok uzakta olmadığını müjdeliyordu. Eller, ısınan ellerini kılıflarına savuruyordu.

Aras, koşuşturmaya karıştı, kalbinin içinde hızla çarpan bir korku vardı. Güven, kırılgan bir cam gibiydi. Bu yeni dostluklar, belki de sonbaharın kimi günlerinde çiçek açan ama kışın kıranlarından ibaretti.

İçinden geçirdiği o cümle, soğuk bir bıçak gibi indi: “Burada, her dost bir yalandır.”

Ve o anda, bir el ağır ve sertçe onun omzuna indi.

Aras yüzünü çevirip baktığında, gözündeki soğuk ışıkla Mert Karan’ın gölgesi düşüyordu üzerine.

Bir ihanetin fitili, artık ateşlenmek üzereydi.

—