Chapter 7
---
Aras...
Ses, geceyi delen kurşun kadar keskin ve soğuktu. Yüreğinde derin bir boşluk açtı, vücudundaki bütün damarlar sanki aniden donarcasına sertleşti. Kan, donuk bir kör kuyuda ansızın akmaya başladı. Nefesi kesilmişti.
“Aras.” Ses tekrarlandı, bu kez rüzgarla savrulan kuru yaprakların hışırtısına karıştı. Ama o kadar yakındı ki, sanki kulak zarına fısıldanıyordu.
Gözlerini kapattı. İstediği tek şey, o fısıltının gerçek olmamasıydı.
Soğuk ter, alnından yanağına ince bir çizgi halinde süzülürken, adım adım ilerlediği patikaya tekrar baktı. Gökyüzü, uzaklarda kararan bulutların arasından ara ara yıldız kırıntılarıyla titriyordu. Ay, yarıdan biraz az yükselmişti, çevresine solgun gümüş ışıklar saçıyordu.
Tinsel bir ağırlık çökmüştü omuzlarına, ama Aras titremedi. Yalnızca aşağı bakarak, yavaşça derin nefes aldı. O isim, onun içinde bıraktığı o eski yangın, yeniden tutuşmaya başlamıştı.
---
“Kardeşim...”
Bir adım attı. Tüm vücudu seçilmez bir titremeyle sarsılıyordu ama kararlıydı. Yıllar sonra ilk defa, geçmişin o kapısı ardına kadar aralanıyordu.
Burası, eski bir harabeydi. Bir zamanlar eviydi belki. Şimdiyse koca bir enkaz. Paramparça duvarlar, toprakla karışmış cam kırıkları, içine dolan yosun kokusu.
Birden, kalbine saplanan bir sızıyla, hafızasının en karanlık köşelerine doğru sürüklendi.
---
“Beni duyor musun, Aras?”
O ses... eski, unutulmuş ve bir o kadar acı. Bir zamanlar sevgiyle, bazen kızgınlıkla, bazen de hasretle duyduğu bir ses.
Yüzünü gölgeye çevirirken, ormanın derinliklerinden gelen bir rüzgar yaprakları sarstı. Çökmüş bir odanın hemen önündeydi şimdi.
Dizlerinin bağı çözülmüştü sanki. İnce hafif bir ağırlık, yüreğinden ağır ağır aşağıya doğru akıyordu. Sanki geçmişten gelen hayaletler omuzlarına binmişti.
---
Aras diz çöküp yere dokundu. Toz kaplı taşın üzerinde o çizgiyi gördü: Üzerinde bir isim vardı, neredeyse silinmiş.
Murtazal...
İçinden bir fısıltı yükseldi; geçmişin solgun hayalleri, kardeşinin adını taşıyan bir isim.
Kalbi küt küt attı. Neden şimdi? Neden bugün?
---
Hatırlamaya başladı.
Küçüklüğünde kardeşiyle geçirdiği o son gün. Gülüşleri, tartışmaları, korunmaya çalışılan sırlar...
Yine o an düşüvermişti zihnine.
---
“Bizimle gelmelisin, Aras. Bu işten kurtulamayız.”
Murtazal’ın sesi hafif titriyordu. Büyük yangının sonunda, şehir yıkılırken, o gece çığlıklarla dolu tuhaf bir kargaşada, iki kardeş birbirine kenetlenmişti.
Anne ve babaları gitmiş, dünya harabeye dönmüştü.
Ama o gece... Murtazal neden kaçmıştı? Neden Aras’ı terk etmişti?
Bu sorular, yüreğini kemiren küçük kıskançlık ve suçluluk kıvılcımlarıyla birlikte yanıyordu.
---
Bir an, kadim bir defterin sayfaları gibi belirdi gözlerinin önünde kayıtlar, dosyalar.
Devlet istihbarat raporları, gizli notlar.
Birisi, yıllardır Aras’ın görmediği binalarda saklanan eski görüntüler üzerinde oynuyordu.
Kardeşi...
---
“Aras...”
Ses, elleriyle onu sarmalayan gölge gibi içine sızdı. Neredeyse duyabilirdi; kardeşinin solgun nefesini, korkusunu, ihaneti.
Fakat en kötüsü, o eski kayıtların sonlarında gördüğü o belgeydi.
Üzerinde karalanmış imzalar, bir tarih, ve Murtazal’ın adı.
O sır değil miydi?
---
Aras dizlerinden kalkarken, keskin bir soğuk rüzgar tenini sıyırıp geçti.
Karanlık içinde bir fısıltı duyuldu aniden:
“Seninle ilgili gerçekleri biliyorum.”
Başını hızla kaldırdı; önünde, karanlığın içinde, hafifçe parlayan o gözler vardı.
---
“Nasıl...?” diye mırıldandı Aras, korkunun ve öfkenin bir karışımı dudaklarından yükselirken.
Sessizlik aniden bozuldu.
Bir yaprağın kırılması, uzaklardan yaklaşan adımlar, hatta hafif bir nefesin ardından gelen o boğuk ses:
“Geçmişten kalma bir ihaneti...”
Ve tam o anda kapı hızla açıldı. Soğuk bir hava, ardındaki gölgeleri taşırarak içeriye yayıldı.
Aras gözlerini kırptı. Karşında duran siluetin yüzü görünmezdi ama duruşu, o tanıdık yürüyüşü, solgun elleri...
---
“Kardeşim sen misin?”
Damarlarında buz gibi kan dolaşırken, kıyametin en karanlık anında bile umudunu kaybetmişti.
Ama şimdi, tam karşısında duruyordu. O, geçmişin iziyle, sırları ve yalanlarıyla.
---
Ve o siluet, sessizce adım attı.
---
Kesildi.