NoveliqaKıyametin Gölgelerinde: Dirilişin Ateşi / Kaçış ve Kayıp :0%
Log in

Chapter 6

Kaçış ve Kayıp

*

Aras’ın ciğerlerine dolan soğuk gece havası, yanıp kül olmuş şehrin pis dumanlarına karışıyordu. Islak asfalt halılar gibi ayaklarının altında geçmişin enkazını sessizce eziyordu. Elli adımlık mesafede, karanlık ve öfkeli bir uğultu yükseliyordu; Kara Ordu’nun gölge adamları, avlarını bulmuş ve kurşunlara doymak üzereydi.

“Şimdi!” dedi kendi kendine; kalbinin göğsünde kopan fırtınaya aldırmadan, tek yöne fırladı.

Yerde kırık camların çıtırtısı, ayak seslerinin yankısı arasında yok oluyordu. Kafasının içinde binlerce siren çalıyor; gözlerinin önünde şekilsiz, yok edici bir kâbus dönüp duruyordu. Ama gözlerinde kararlılık vardı: kaçmalı, hayatta kalmalıydı. Çünkü eğer düşerse, umutlar da onunla birlikte biterdi.

*

Karanlık sokakların labirentinde, Aras’ın nefesi sıcak, telaşlı ve düzensizdi. Ellerinin titremesi ölümle dans edercesine terin ince katmanlarında gizlendi. Her adım, her kaçış, hayatta kalmanın ince bir ipte yürüyüşü gibiydi. Arkasından yükselen ayak sesleri, kalbinde bir çekiç gibi vurdukça vuruyordu.

“Bunlar son adımlarım olmayacak,” diye düşündü. “Sevdiklerim için yaşayacağım.”

Ama şehir artık eskisi gibi değildi. Binalar, yıkılmış, çatlamış duvarlar ve yarıklar bir labirente dönüşmüştü. Hangi sokak, hangi çıkış, hangi sığınak hâlâ güvenliydi? Hiçbir fikri yoktu. Yolunu kaybetmişti.

*

Yükselen radyoaktif sis, tenine yapışan bir düşman gibiydi. Soluk almaya çalışırken göğsüne saplanan acı, ona ne kadar tehlikede olduğunu hatırlatıyordu. Ellerini kafasının arkasına götürüp hafifçe sıktı; parmak uçlarının titremesi azalmamıştı. İçinde büyüyen o eski korku, koşullar ne olursa olsun kalbinin içinde kıpırdanıyordu.

Önünde, önceden sadece harabeye dönüşmüş bir park vardı; terk edilmiş salıncaklar, paslanmış kaydıraklar ve kurumuş, çürük ağaç gövdeleriyle doluydu. Aras, sesleri takip etmeye çalıştı, ancak gece bir sis perdesi gibi gözlerini, kulaklarını küstürmüştü.

“Sağ mı? Sol mu?” diye mırıldandı. Boğuk, umutsuz bir sesle. Gözlerinde, hafif bir kararsızlık gölgesi vardı. Sanki her adımlığı yanlış yöne çekiyordu.

*

Derin bir nefes aldı. Eski kardeşi Mert — o ismi anmak bile kalbinde bir buz kalıbı gibi donuyordu — aklına geldi. Uzun zaman önce paylaşmışlardı hayatlarını, umutlarını, belki de yıkımı habersiz. Ama şimdi, o korkutucu arzuya sahip adam, hayatında bir ölüm kıyameti estiriyordu.

Hem kendisi hem de Mert, bu harabelerden doğan yeni bir dünya için savaşta düşman olmuşlardı.

Yine de o isim— “Mert”— kulaklarının dibinde bir fısıltı gibi gezindi.

*

“Aras...”

İlk başta rüzgarın taşıdığı bir ses sandı. İnce, titrek ve korku dolu bir ses.

Ama sonra tekrar etti, daha belirgin ve sanki hemen yanı başındaymış gibi.

“Mert...”

Aras, nefesini tuttu. Titreyen elleri, yavaşça karanlığa uzandı.

Sanki ormanda yalnız değilmiş gibi.

Bir an için zaman durdu. Soğuk tere batmış yüzünü sağa çevirdi, gözleri karanlıkta bir şey arıyor ama hiçbir şey göremiyordu.

Sonra, ardında, çözülemeyen, karanlık bir sır gibi, esrarengiz bir fısıltı daha duyuldu.

“Aras...”

*

Karanlık, onu içine çekerken Aras’ın karar vermesi gerekiyordu.

Dönüp yüzleşmeli mi, yoksa sessizce kaybolup gitmeli miydi?

Ya da belki kayıp, sadece başlangıçtı.

Ve ormanın koyu gölgesinde, çaresiz ve yalnız, eski kardeşinin adı son bir kez daha yankılandı.

*

“Aras…”

*

Aras’ın yutkunması, geceyi yırtan bir kurşun sesi gibi kesildi.

Ve o an, her şey değişmek üzereydi.

*

Devam edecek...