Chapter 4
Kapının kırılmasıyla birlikte çelik kapının menteşeleri son kalan direnişini gösterircesine kesik kesik sesler çıkarırken, o anın içindeki hava bir bıçak gibi keskinleşti. Aras’ın nabzı sanki kulaklarında çınlıyordu; yıkılan çaresizlikle birlikte ağzına dolan kuru toz, burnunu yakıyordu. Kapının arkasında çoğunluğu karanlık siluetler halinde, üzerlerinde çatlamış zırh ve kirli pırıltılarla yürüyen, gözleri ateşten kıvılcımlar saçan bir grup vardı.
Dışarıdaki havanın akşam ışığından arta kalan puslu turuncusu, odanın içine düzensiz gölgeleryle doldu. Kıyametin ağır kokusu, aralarındaki paslı demir parçalarının serin ve tane tane titreyen nefeslerle harmanlanmıştı.
Aras, ardındaki üç kişiye baktı. Merve, gözleri korkudan büyümüş halde elini sıkı sıkı tutuyor, Ali’nin yüzünde ise başlangıçta beliren panik, yerini kırgın ve kararlı bir öfkeye bırakmıştı.
"Hazır olmalıyız," dedi Aras, sesi boğuk ama kararlıydı. "Dışarıdan sonra içeriye kutu gibi bir cehennem girecek."
"İhanet eden kimdi?" diye fısıldadı Merve, çenesindeki titreme gizlenemezdi.
Aras sallayarak başını, betimleyerek durumu anlatmaya hevesliydi ama kelimeler boğazına takıldı.
Kapı gıcırdayarak aralanırken, aralarında gizlenmiş keskin bıçaklar ve yıpranmış tüfekler parladı.
"Onlar... Mert Karan’ın adamları." dedi Ali, omuz silkip korkuyu bastırmaya çalışarak. "Şehri tamamen ele geçirmeye geliyorlar."
O anda içerideki ışık, keskin bir camın ufalanarak yere dökülmesiyle dalgalandı. Aras, hızla Merve'nin kolundan tutup sırtını duvara bastırdı. Silahını çıkardı; tetiğin anında içine çekmeye hazırdı.
First footsteps pounded downstairs. Sarsıntı ve metalin çarpışması beraberinde gelenlerin azgın nefesleriyle birleşti. Aras, kulaklarında neredeyse patlayan bir uğultu duyarcasına etrafa bakındı. Her şey tehlikeye girmişti.
"Mert’in adamları… bizim arkadaşlarımızı ele geçirmiş olmalı!" diyen Ali, aceleyle küçük sandıktan çıkarılan birkaç el bombasıyla hazırlanıyordu.
"Buradan çıkışı kapattılar, tek seçenek içeride direnmek!" Aras'ın gözleri artık bıçak gibi keskin, söylenmeden önce planlanmış komutlar gibi keskinleşiyordu.
Uzun bir nefes aldı; boğazı tıkanmıştı. O an, en çok sevdiklerini korumanın verdiği acı tuz gibi ekşi his yüreğine sardı.
Kahverengi gözleri, camdan kararan gökyüzüne bir an bakakaldı. Radyoaktif fırtınanın yaklaştığı hissi, aralarındaki tüm gürültünün üstüne çöreklenmişti.
Sonra, ani bir patlama! Kapının hemen arkasında yere yığılmış sandıklardan birinde yangın başladı.
Kısa, çıtırtılı alevlerin yayıldığı oda, bir çırpıda duman ve isle kaplandı. Sanki kıyametin kendisi, onları küçük bir kafese hapsetmişti.
Ali, "Hadi! Çatışmaya hazır ol!" diye fırladı. Merve korkusuna rağmen arkasından takip etti.
Aras, birkaç saniye duraksadı; bir anda harekete geçerken, elindeki silahın ağırlığı bile bir anlam kazanmıştı. Göz göze geldiği yabancıların yüzlerinde, sadece ölümü değil, aynı zamanda yeni bir düzenin acımasız hukuku yazılmıştı.
Karşıdaki grup hızla içeriye doldu. Uzun kirli saçları, yüzlerindeki çamur ve kan aynı zamanda oyunda olduklarını sessizce ilan ediyordu.
Aras, ilk çatışmanın arasında tam bir üst baskı hissederek etrafını kolluyordu.
Merve, "Aras, burası… burası artık bizim değil!" diye fısıldadı.
Gülümsemesinde, umutsuzluğun ve cesaretin karışımı vardı.
"Değil ama bırakmayacağız," dedi Aras buz gibi ses tonuyla.
Yerden hızlıca sıyrılan birkaç el bombası, düşman topluluğunun ortasına düştü. Patlamalar, küçük ama etkili bir kaos yarattı. Toz duman içinde, insan sesleri, acı çığlıkları ve metalin birbirine vurduğu uğultular yankılanıyordu.
Aras, "Yukarı katlara çekilin! Çıkışı kapattılar!" diye bağırdı.
Hızla merdivenlere yöneldi. Merve ve Ali peşinden, yıkılmak üzere olan duvarların içinde yankılanan adımlarla.
Yürekleri ölüme meydan okuyan bir hışımla atıyordu. Her biri bir diğerinden daha nefes kesici ve kararlıydı. Bu şehirde yaşamın kırıntıları onlar için her zamankinden değerliydi.
Bir kapı hızla çarpıldı, arkasından Mert Karan’ın ordusundan bir figür girdi.
Karan’ın o alaycı, donuk gülümsemesini taşıyan adam, "Çabalarınız boş," dedi. "Şehir artık bizim. Teslim olun."
Aras, donuk bir kahkaha attı, yutkunarak, "Burayı asla teslim etmeyiz."
Bununla, dışarıdan gelen adımların hızlandığını duydu.
Dudakları kımıldadı: "Hazır olun… çünkü gerçek kaos şimdi başlıyor."
Ve o anda, cam kırıkları ve toza karışan ağır ayak sesleriyle birlikte, şehrin ufuk çizgisi siyah orduya bürünüyordu.
Mert’in ordusu şehri kuşatmak üzereydi.
---
Devam edecek...