NoveliqaKıyametin Gölgelerinde: Dirilişin Ateşi / İhanet Kokan Şehir :0%
Log in

Chapter 3

İhanet Kokan Şehir

Kapı tıkırdadı. Aras’ın nefesi aniden kesildi. O tıkırtı, sanki kaçınılmaz sonun habercisiydi—bir yemin, bir ihanetin tok sesi.

Bir saniyeliğine dünya sustu. Ortadaki boş odada, nefeslerin ve kalp atışlarının yankısı bile boğuk, acımasızdı.

Aras titreyen ellerini kapı koluna uzattı. Avuçları terlemiş, minik bir buz parçası gibi kayganlaşmıştı. Her bir parmak ucunda birer elektrik canavarı gibi dans eden kaygı ve korku vardı. Gözleri kapının üzerinden bir an bile ayrılmıyordu.

“Kim o?” diye fısıldadı, sesi kabuk gibi çatlamıştı.

“Tavşan... Ben… Benim, Aras...” diye bir ses geldi kapının ardından. Gecenin kalın koyu karanlığı, kişinin yüzünü gizliyordu. Ama o ses... Aras’ın en güvendiği isimlerden biri...

Kapı yavaşça aralandı. İçeriye girmiş adamın sırtı hafifçe kambur, omuzları ise daha da daralmış gibiydi. Gözleri kaçamak, yüzü solgun, ancak orada olması kadar şaşırtan başka bir şey vardı: elinde Mert Karan’ın imzasını taşıyan küçük, siyahlı bir cihaz vardı.

Aras’ın ruhunda derin bir bıçak saplandı. Bu kişi, yıllardır yanında olan yoldaşı—Haydar’dı.

“Haydar?” Aras’ın sesi kırıldı. “Ne… ne yapıyorsun burada? Bu, nasıl olur?”

Haydar’ın dudakları sanki bir yalandan çok daha ağır bir şeyi gizliyordu. Gözlerini kaçırdı, tam o anda, Aras’ın kalbindeki ateş tekrar harlandı.

“Aras… bu şehir… burası artık güvenli değil. Karan’ın adamlarıyla karşı karşıyayız. Ben… Biz onunla anlaşma yaptık. Senin için değil, hayatta kalmak için...” dedi Haydar, sesindeki pişmanlık, yalanın üzerini örtmeye yetmiyordu.

Aras titremeye başladı. Haydar’ın bu sözleri bir çığlık gibi gürledi beyninde. “Sen, onu mu seçtin? Bizi, yıllardır yıkımın eşiğinde savunduğumuz insanları ihanetle mi sattın?”

Haydar gözlerini Aras’a dikti. “Aras, başka yol yok. Dünya bitti. Yeniden başlamalıyız. Karan bunu sağlayacak. Senin hayallerin gerçek değil. Bizim tek şansımız o.”

Aras’ın parmakları sıkıştı, yumruk oldu. İçi kabardı, beynini saran zoraki mantık buyruklarını paramparça etti: Arkadaşım mı düşmandı şimdi?

Şehirden gelen gecenin uğultusu, uzaklarda bir yerlerde patlayan bomba sesleri, sıkılan tetiklerin hatırası, insanların ölümünü fısıldarken Aras’ın gözleri iyice karardı.

“Yok… Bizim hayallerimiz asla bitmeyecek! Sen… sen de biliyorsun bunu!” diye bağırdı. “Mert Karan’ın kulesinde yükselen o karanlık, bizlere değil, insanlığa son verecek!”

Haydar, gözlerinde pişmanlık ve korku karışmış; tereddüt edercesine arkasını döndü. “Ben sadece...” dedi. Ancak kapının eşiğine yaklaştığında, aniden sesler yükseldi.

“İçeride ne var, saklıyorsunuz!” diye bağıran birkaç adamın adımları koridor boyunca yankılanıyordu.

Aras ve Haydar o anı paylaştılar; iki taraf için de yıkımın büyüyen tok sesini.

“Kaçmalıyız…” Haydar fısıldadı, gözleri tekrar doldu. Ama Aras’ın kafasında tek bir düşünce vardı:

İhanet kokan bu şehirde, dost sandığı biriyle karşı karşıyaydı.

Ve o anda, dış kapı kırılarak açıldı. Karşılarındaki o kalabalık, sıradaki felaketin habercisiydi.

---

Devam edecek...