Chapter 2
Alevler, harabenin üzerini sararken Aras’ın ciğerlerine ince, acı bir duman karıştı. Kükreyen rüzgarın uğultusu içinde, kalbindeki kıvılcım sanki vücudunu sarıp sarmalayan bir enerjiye dönüşmüştü. Göğsünde ritim bozulmuş, elleri titriyor ama gözlerinde keskin bir kararlılık parıldıyordu.
Yakarışlar, çöken tahta ve metalin cızırtısı yığını arasında yankılanıyordu. Gözünü kırpmadan, hangi yön olduğunu seçti. Az uzakta, binlerce enkaz yığını arasında, daha önce görmediği bir şey dikkati çekti; harabenin duvarına gizlenmiş, sararmış bir kağıt parçası.
Ayakları cebelleşiyor, her adımda yoldan kopan taşlar inci taneleri gibi yere düşerken kaçınılmaz bir heyecan yayılıyordu bedenine. Yerdeki cam kırıkları, donuk ay ışığıyla alevlerin arasından bakınca, keskin bir melodi gibi çınlıyordu kulaklarında.
Elini belinde asılı bıçağa götürürken kağıda ulaştı. Parmağının ucunda ince, solgun kâğıt; katman katman yıpranmış ama üzerinde belirgin siyah mürekkep harfler dans ediyordu.
“Bakmadan duramıyorum,” dedi kendine, nefesi hafifçe kesildi. Elini hafifçe titretse de okurken üzerine çöken sessizlik içinde, gizli bir mesaj vardı.
Kağıdı dikkatle açtı ve harabenin serin rüzgarı hafifçe sarmaladı yüzünü.
*
“Gölgelerin içinden yükseliyorlar...” yazıyordu, ardından kıvrımlı ve el yazısıyla kazınmış karmaşık bir harita.
Aras, gözlerini kırpıştırıp kıpırdamadı. Kendi içinde bir yerlerde yumrulan korku ve merak dengeleniyordu.
"Zalim Kara Ordusu yaklaşmakta."
Dudakları arasında bu üç kelime titredi. Sanki ağırlığı her harfiyle ciğerlerine doluyor, kanını buz gibi bir gölgeyle suluyordu.
Göğsünde yoğun bir sıkışma, belirsiz, karanlık bir kabusun sözcükleri gibi. Zeminden yükselen radyasyonun uğultusu kulağında çınladı bir an. Ama korku onun içinde eriyordu, yerini sarsılmaz bir savaşçı kararlılığına bırakıyordu.
*
Kıyametin enkazları arasında, yaşamla ölüm arasında ince bir çizgide dururken, Aras gözlerini açtı. Harbiden, içeriden gelen puslu bir yıldırım gibi sarsıcı gerçeklerle yüklüydü bu mesaj.
Birden arkasında, harabenin sessizliğini yırtan bir hırıltı yükseldi.
Başını döndüğünde, karanlıktan süzülen ince dumanların arkasında, siyah paltolu siluet hızla arkasına saklandı.
Yüreği bir düğüm gibi sıkıştı; adımların sesi ardında ısrarcı bir yankıydı. Nefes, soğuk ve kesik kesikti.
“Yalnız olmadığını hatırlatırım,” dedi gölge. Sesi bir tehdit ve davet arasında ince bir çizgideydi.
Aras, kağıdı sıkıca avcunda sıkarak bir adım geri çekildi, gözlerini karanlık figürden ayırmadı.
Zaman, durmak bilmiyordu. Sessizlik, kıyametin gölgeleri arasında patlayan bir bomba gibi yankılanıyordu.
Ve o anda...
Duvardan, keskin bir tıkırtı duyuldu.
Adeta kelimeler bile nefesini tutmuştu.
Aras’ın elleri sıkıldı, yüreği göğsünü parçalayacak gibi çarpıyordu.
Kapı tıkırdadı.
---
Devam edecek...