NoveliqaKıyametin Gölgelerinde: Dirilişin Ateşi / Gizli İttifak :0%
Log in

Chapter 14

Gizli İttifak

---

Kalbinin ritmi kulaklarında bir davul gibi çalarken, Aras etrafını sarmalayan karanlığa adeta yapışmıştı. Havada asılı kalan o cümle, “Yıllardır aradığımız; düşmanın en derinini…” dudaklarından fısıldanıp kaybolurken, göğsündeki ağırlık artmıştı. Sanki üzerindeki yük, sadece geçmişin değil, geleceğin de acılarını beraberinde taşır gibiydi.

Gökyüzünü kaplayan kireç beyazı bir ay, yerle yeksan olmuş şehrin harabelerine soğuk bir ışık saçıyordu. Rüzgar, yırtık binaların arasından uğuldayarak geçiyor, kulakları keskinleştiren uğultusu fısıltılar gibi çalınıyordu. Aras, ayağa kalkarken teninde buz gibi bir titreme belirdi. Bedenini saran yorgunluk, kendini zorlasın diye tepki veriyordu. Ama ayağa kalkmalıydı. Çünkü altında ezildiği sessizlik, yaklaşan fırtınanın ta kendisiydi.

Kalabalığın arasından, ağır adımlarla yaklaşan bir gölge belirdi. Belli ki uzun uzun beklenmiş bir misafirdi. Aras’ın gözleri karanlığın içinde şekli bulan bu kişiye odaklandı. Yüzyıllardır içinden sıyrılamadığı belirsizlik, tüm vücut hücrelerinde sarmalıyor, adeta beynini mühürlüyordu.

“Aras,” diye seslendi adam, sesi geceyi delen bir mızraktı, “Zamana karşı çok az vaktimiz kaldı.”

Görünüşe göre bu kişi, sadece bir haberciden çok daha fazlasıydı. Soluk yüzü gözlerindeki derin çizgileri ancak daha da keskinleştiriyordu. Elleri ceplerinde, etrafındakilere meydan okurcasına duran bu adamın ismi Serhat’tı.

“Sen… Nasıl…” Aras, kelimelerini yumruklar gibi sıkı tutarak, gözleriyle aklındaki sorularla saldırdı. Ağzından çıkan her kelime, orada öylece asılı kalıyor, karşılık bekliyordu.

Serhat, derin bir nefes aldı, gözleri uzaklara dalmıştı. “İhanet boyutlarını biliyorum,” dedi, “Ama şu an için ya birlikte hareket edeceğiz ya da hiç hareket etmeyeceğiz.”

Gecenin buzlu rüzgarı, Serhat’ın cümlesini parçalayarak etrafa savurdu. Aras’ın kaşları çatıldı; kalbindeki çekince büyüyordu. Ancak Serhat’ın bakışlarında, hayatı boyunca görmediği kadar karanlık bir ciddiyet vardı. İhanetin kokusu buradaydı, ama başka bir şey daha saklıydı altında.

“İttifak mı teklif ediyorsun?” Aras’ın sesi kuru ve sertti. “Bugüne kadar elimi sıkan eller bıçak gibiydi. Senin ellerinde de bıçak var mı? Yoksa başka bir silah mı saklı?”

Serhat hafifçe gülümsedi, fakat gülüşü içinde sonsuz bir umutsuzluğu saklıyordu. “Biliyorum, güvenmek zor. Ama bu kez işimiz, sadece bizi yok etmeye çalışan düşmanı değil, aynı zamanda suç ortaklarını da alt etmek.”

Aras dudaklarını ısırdı. Fırtınalı günlerde bile, bu kadar net ve keskin bir teklif almamıştı. İsyankâr ruhu, kinle dolmuş geçmişi ona defalarca ihanetin gölgesini göstermişti. Ama Serhat’ın yanında sunduğu hale bakınca, başka bir kapı açılıyordu: Kurtuluş.

Bir an göz göze geldiler. Aras’ın içinde yılların ön yargısı ve korkusuyla karışık bir istek yanıp söndü. Sevdiklerini koruma arzusu, kalp damarlarında buz kesen kurşun misali ilerliyordu. Bu ölümle dansın içinde, hangi adımın doğru olduğunu saptamak asla kolay değildi.

“Ne istiyorsun benden?” diye sordu nihayet, sesi kesik kesik ama sertti.

Serhat, gözlerini arterlerde akan öfkeyle kamaştırdı. “Mert Karan’ın merkezi. Onun planlarını, ordusunu, en gizli silahlarını kontrol ediyoruz. Ama bunu yaparken... Bir bedel var.”

Aras’ın kalp atışı hızlandı maskenin ardından gelen kelimelere koşar adımlarla yaklaşırken, birdenbire rüzgar daha sertleşti, yıkık binaların arasından yankılanan bir ses yükseldi. Yan bina çatı katından gelen bir adım sesi. İki adamın varlığı, aralarındaki gerilimin sadece bir önsöz olduğunu fısıldıyordu.

Serhat, gözlerini kıstı, dudaklarını bükerek Kararlı bir şekilde, “Başlangıç şu: Güvende olmayacağız, aldatılmaya hazır olacağız. Ama vazgeçmeye ise asla.”

Aras, Serhat’ın ceket cebinden çıkardığı küçük, eski bir çip parçasına baktı. Titrek elleri, onu kavradığında soğuk metal, parmaklarında sızladı.

“Bu, Mert Karan’ın veri deposundan alınmış tüm belgelerin anahtarı,” dedi Serhat. “İçinde ne olduğunu bilmiyoruz ama içeride hareket eden şeyleri durdurmalıyız.”

Sadece bir an... Bu an bile tüm dünyayı değiştirmek için yeterliydi.

Aras, “Ve eğer bu bir oyunsa?” diye sordu raptiye gibi saplanan bir şüpheyle. “Ya kimseyi kurtarmayacaksa? Ya bununla daha büyük bir hızlandırma başlatılırsa?”

Serhat, yanıt vermek yerine, durdu, derin bir nefes aldı ve durup etrafı tarttı. Yavaşça Aras’a eğildi:

“Bunu biliyoruz. Ama karanlığın içinde bu kadar uzun kalamayız. Işığa ulaşmanın tek yolu, bazen o karanlıkla yüzleşmektir.”

Kalbinin altındaki buz çatladı. Gözlerinde beliren karanlık, biraz daha şiddetlendi. İki adam, karşı karşıya dizilmişti. Belirsizlik, ölüm ve umut arasındaki sınır çizgisi son derece inceydi. Aras, bir kez daha derin bir nefes aldı. Sesinin derinliklerinden çıkan bir kelimeydi bu:

“Birlikte... dene.”

O anda, zifiri karanlığın ortasında çelikten soğuk bir ses yankılandı.

“İhanetin gerçek yüzü...” diye fısıldadı Aras, gözleri karanlığa kilitlenmişken.

Fakat o sesin kaynağı bilinmiyordu.

Üst kat koridorundan, sandalyelerin, kırılmış camların üzerine değen bir başka adım sesi yükseldi. Her iki adam da aniden duvarlara yaslandı. Karanlık, gözlerini kamaştıran bir ışık gibi hükmediyordu. Bu ittifakın arkasında, ne olduğunu kimse bilmiyordu.

Ve o anda, kapıya sert bir tıkırtı çarptı.

---

Bölüm burada sona erer.