NoveliqaKıyametin Gölgelerinde: Dirilişin Ateşi / Eski Teknoloji :0%
Log in

Chapter 10

Eski Teknoloji

Aras’ın omzuna inen elin soğukluğu, ciğerlerine ağır bir buz kamaşı gibi saplandı. Kafasının içinde binlerce düşünce savaşıyordu; hayatıyla ölüm arasında ince bir çizgide, nefesini tutmuştu. Mert Karan’ın o soğuk, keskin bakışları, hiçbir tereddüt ya da şefkat belirtisi taşımadan derinlerine işliyordu. O an dünya sessizleşmiş, sadece kalbinin gürleyen sesi duyuluyordu.

“Düşmanını görmek ne büyük sürpriz, Aras...” Mert’in sesi, keskin bir bıçak gibi varlığını hissettiriyordu. “Ama buraya kadar geldin… işin bitmedi.”

Aras’ın parmakları karanlıkta çaresizce sıkıldı. Geri çekilmek, kaçmak istiyordu ama bedeninde donmuş bir ipliği andıran bir ağırlık vardı. “Neden?” diye sordu, sesi soğuk, ama içinde patlamaya hazır bir öfke vardı. “Neden bu kadar çok acı?”

Mert, “Yeni dünya kurulacak, Aras. Ve eski dünya artık yok,” diye mırıldandı. “O eski teknolojileri bulup elinde tutman, sana değil, tüm insanlığa felaket getirir. Ya sen çok güçlü olduğunu sanıyorsun ya da çok aptal.”

Aras’ın gözleri karardı, ama tam o anda bedeninde bir kıvılcım oldu. Soğuk el yavaşça omzundan kaydı. Mert, adımlarını arkaya çekerek kenara geçti; gülümseyerek, sinsi bir tehdit olarak kaldı.

“O zaman bana göstereceğin şey var demek…” Aras nefesini toparladı. Kalkmak için doğruldu. “Burada, bu yerin içinde, ne saklı?”

Mert, yüzünde galip gelen bir sırra sahipmiş gibi, ayağa kalkıp kapıya doğru yürürken, “Eski teknolojinin gücü, yıkımından da güçlüdür. Bulduğun o şey, bu aynadaki en karanlık yansımadır,” dedi.

Aras, izledi. Mert’in gidişiyle beraber, laboratuvarın derinliklerine doğru ilk adımlarını attı. Harabeye dönüşen binanın içi, kasvetliydi; duvarlar kabuk bağlamış pırıltılı tozlarla kaplanmış, ışığın zayıf dokunuşları puslu bir sisin içindeydi. Rutubetli havada elektrikli cihazların eski, yanık kokusu vardı. Her adımı titreyen sesler çıkarıyor, siyahın içinde kayboluyor gibiydi.

Labirent gibi karmaşık bir koridordan geçerken, arkasından bir tıkırtı duydu. Hızlandı. Her adımında kalbi daha hızlı atıyordu. Elleri terliydi ve solunumu düzensizdi.

Kapıdan geçerken devasa bir kapalı oda görünüyordu: İçinde, hiç görmediği teknoloji yığını vardı. Yarı saydam ekranlar, ışık hüzmeleri yayan makineler, elektronik kablolar ardı ardına birbirine karışmış; uzay çağıyla kıyametin içerisine düşmüş gibi bir karmaşa.

Aras, titreyen ellerle devasa bir terminalin yanına yaklaştı. Dokunduğu anda cihaz hafifçe titreşti, parmaklarının altında dalga dalga bir enerji yayıldı.

Ekran aniden canlandı.

Kodlar, şekiller, insan beynine benzeyen sinir ağı diyagramları, açıldı. Gözleri, deşifre etmeye çalışırken zihnindeki sorular bir anda çığlık attı. Burada saklanan şeyler insanlığın kaderiydi.

Bir cihaz, başka bir cihazın yanı başında, yumuşak mavi bir ışık yayarak hareketsiz duruyordu. Etrafında kurşun geçirmez camdan yapılmış bir muhafaza vardı. Cihaz, arka plandaki eski haritalara göre, dünya üzerindeki radyasyon alanlarını temizleyebilecek enerji dalgaları yayabilen bir protezosu andırıyordu.

Aras, ellerini yaklaştırdı ama dokunmadı. Sanki o anda, içine hapsolmuş yüzlerce yıldızın enerjisini hissediyordu. Bu teknoloji, insanlığın sonunu getiren radyoaktif fırtınalara karşı koyabilirdi. İçindeki güç, kelimelerle anlatılamayacak büyüklükteydi.

Tam o sırada, bir yankı duydu. Geriye dönüp baktığında, odanın köşesindeki eski bir terminalde, gizemli bir dosya yavaşça açılıyordu. Dosyanın kapağında “Kurtuluş Projesi – Seviye Alpha” yazıyordu.

Parmakları dosyaya değdiğinde ekran bir anda değişti. İçi ihtimal yüklü kod satırları, haritalar, birkaç video belirdi. Videolarda, yüzleri maskeyle kaplanmış eski bilim insanlarının konuşmaları yer alıyordu. Sessiz ve yorgun ama umut dolular.

Aras, gözlerini kırpmadan izledi.

“Görüyorum ki, burası bizim sonumuzu veya geleceğimizi belirleyecek,” dedi kendi kendine, nefesi ağır ve soğuktu.

“Eğer bu doğruysa… ve sen gerçeksen...” Dudaklarını araladı. “Bunlar, insanlık için büyük bir anahtar.”

Tam o anda, laboratuvarın karanlık köşesinden bir ses yükseldi.

“Öyle ya da böyle, aradığın cevapları buraya bağlıyorsan, hazır ol.”

Aras başını kaldırdı. Gözleri, gölgenin içinden çıkan zırhlı bir figüre takıldı.

Karan’ın adamlarından biri, ağır adımlarla yanına yaklaşıyordu.

Kalbi bir öfke ile doldu.

Ve avuçlarındaki teknoloji, artık sadece bir keşif değil... bir savaşın başlangıcıydı.

—

Aras, derin bir nefes aldı ve ileriye attı adımını. Kıyametin gölgesinde, dirilişin ateşi, bu karanlık labirentin içinde dans etmeye başlamıştı.