Chapter 8
Kapı, Serkan’ın nefesinin hâlâ üzerimizde titrediği o an pat diye açıldı. Koridorun soğuk havası hızla içeri doldu. Elif, ardında bıraktığı sözlerin yankısıyla donup kalmıştı. Gözlerindeki korku ve kararlılık birbirine karışmış bir fırtına gibiydi.
“O… O ne demek?” dedi Serkan, gürültüden ödüm kopmuş gibi. “Bunu yapamazsın Elif.”
Elif bir anlığına ona baktı, gözlerinde açan o acımasız buz kristalleri. “Yapmazsam… kendimden vazgeçmiş olurum,” dedi yavaşça, sesi odadaki esrarengiz durgunluğu daha da ağırlaştırarak.
O sırada, kapı arkasından bir gölge uzandı içeri. Can Yılmaz... Sinsi bir tebessüm dudaklarında, gözleri şimşek gibi çakıyordu. “Güzel plan, Elif. Ama benim planlarım da var,” dedi neredeyse alaycı.
Serkan araya girmek istedi, ancak Elif engelledi onu. İki kardeşin arasında oluşan görünmez buz tabakası, kırılma noktasına gelmişti bile.
*
Gece ilerledikçe, Elif’in zihni çocukluk yıllarına doğru çekildi. O kazanın yaşandığı o karanlık güne geri dönmek zorundaydı. O gün, hayatını kökten değiştiren ve ailesinin kaderini çizen o kara anıyı aydınlatmalıydı.
Evde yalnız kaldığı anı kolladı, Can’ın gözleri odadan kaybolduğunda hızla çekmecesinden eski bir defter çıkardı. Sararmış sayfaların arasındaki küçük kâğıt parçalarına ve fotoğraflara göz gezdirirken parmakları titriyordu.
“Burası neresi?” diye mırıldandı kendi kendine, bir fotoğrafın önünde dururken. O anki masum gülümseyişleri, bugünkü çatlak yüzünü yarattığını biliyordu.
*
Ertesi gün Elif ofisine kapandı. Büyük bir titizlikle, o kazanın tüm raporlarını, hastane kayıtlarını, polis ifadelerini üst üste koymaya başladı. Ne varsa dikkatle inceliyordu; her kelime, her çizgi, her eksik soru onun içindeki yangını körüklüyordu.
Telefonu çaldığında bir an afalladı. Arayan, yıllardır ailesinden uzak olan eski hizmetçi Zehra Hanım’dı. “Elif Hanım… Bugün sizinle konuşmam gerek. Çok önemli.”
Elif’in kalbi hızla çarptı. “Söyle, Zehra Hanım. Ne oldu?”
“Şu kazayla ilgili, belki size daha önce kimse anlatmadı ama…” diye başladı titrek bir sesle. “O gün orada birileri vardı. Ve kaza, kesinlikle kaza değildi.”
“Elinize ne geçti?” dedi Elif, sesindeki soğukluk sertleşti.
“Bir kova boya, bir patlayıcı gibi… Benim ‘tesadüf’ dediğim her şey aslında planlanmış.”
*
Geceyi zor etti Elif. Kan ter içinde uyanıp, zihninde o kazanın detaylarını, o çocukluk gününü kafasından geçirdi. Soğuk terler yüzünü ıslatırken, geçmişin sis perdesini aralamaya kararlıydı.
Ertesi sabah, onu eski aile dostlarından biri olan Avukat Kerim Bey’in ofisinde buldular. Elif, masanın üzerindeki dosya yığınına bakarken gözlerinde bir cinayet kadar derin, acımasız bir inanç vardı: Gerçek buzun altındaki su asla donmamıştı.
“Biliyor musun, Elif,” dedi Kerim Bey, düşünceli ve düşük bir tonda, “kazanın ardından servis edilen ifadeler ne kadar eksik, ne kadar çelişkili... Bunlar sadece tesadüf değildir.”
Elif parmaklarını masaya bastı, sesini sertleştirdi: “O gün orada kimler vardı? Kim ne yapmak istedi? Bütün yüzleşmeleri göze almaya hazırım.”
Kerim Bey derin bir nefes aldı, masasının çekmecesinden eski, sararmış bir zarf çıkardı. Elif’in gözleri hemen ona kilitlendi.
“Bunu bugün sana vermeliyim. İçinde o günle ilgili hiç kimsenin bilmediği bir sırrın anahtarı var.”
Elif zarfa doğru hafifçe eğildi; elleri hafifçe titreme yaptı. “Hazırım,” dedi fısıltıyla.
*
Zarfın içindekiler, eski bir fotoğraf, bir not ve küçük bir elektronik cihazdı.
Notta şöyle yazıyordu: “Dikkatle incele. Bu sadece başlangıç.”
Elif fotoğrafı tuttu; kazadan hemen önce çekilmiş bir kış günü dışarısıydı. Ama o sıradan anın içinden, gölgeler arasında gizlenmiş bir figür dikkat çekiyordu.
Kalbi hızla çarptı; gözleri küçücük detayları yakalamaya çalışıyordu. Bu siluetin varlığı, kazanın sıradan olmadığını kanıtlıyordu.
O sırada telefonu tekrar çaldı. Bu kez ekranında yazan isim Elif’i kara bir buz gibi dondurdu: “Can Yılmaz.”
*
“Ne istiyorsun, Can?” diye sordu Elif, nefesinde kırılmış camların soğuk keskinliği vardı.
“Biliyorum ne yapıyorsun,” dedi Can, sesinde ölümden bile soğuk bir güven vardı. “Ama bu yolda yalnız yürümeyeceksin. Beni dinlemelisin. Zira katliam daha bitmedi.”
Elif’nin çenesi sertleşti. “Kardeş, sana bir kez daha söyleyeyim; seni gölgede bırakana kadar durmayacağım.”
Telefon kapandığında, Elif’in aklında tek soru vardı: Kazanın ardında kim var? Sabotaj mıydı? Ve dahası, kimler suç ortağı?
O an kapıda ağır bir tıkırtı yankılandı.
Elif nefesini tuttu.
“Kim o?”
Koridorun karanlığından yükselen adımların sesi, odanın içindeki gerilimi doruğa çıkardı.
Ve kapı, yavaşça aralandı.
*
Zirveye giden yolda, geçmişin karanlık sırları bir kez daha açığa çıkıyordu. Ama Elif artık biliyordu: Asıl savaş şimdi başlıyordu.
(Tam burada bölüm 8 son buluyor. Elif’in geçmişindeki sırlar onun için birer tuzak mı, yoksa intikamının anahtarı mı? Bundan sonra, gölgede kalan tüm gerçekler su yüzüne çıkacak...)