Chapter 6
Beyaz mektubun katlanmış köşeleri arasında Elif’in parmakları titriyordu. Evin duvarlarına sanki buz gibi bir sessizlik inmişti. O kötü tıkırtının yankısı hâlâ kulaklarında çınlıyordu; biri kapıya, biri kalbine vuruyordu sessizce.
Derin bir nefes almaya çalıştı; ama ciğerlerine dolan hava, içinde fırtınalar koparan bir deniz gibiydi. Gözleri kapalı, ruhundaki yangını söndürmeye çabalıyordu. O mektup, annesinin kalbinin buz gibi soğuk gerçekliğiydi. İhanetin en puslu sabahı.
Yan odadan hafifçe duyulan ayak sesleri onu yere çakarcasına gerçekliğe çekti. Annesi Leyla, ağır adımlarla geldiğinde yüzündeki ifade bir maske gibiydi. Ne acı vardı o yüzünde, ne pişmanlık... sadece keskin bir soğukluk.
Elif, mektubu sıkı sıkıya avuçladıktan sonra, titrek bir sesle sordu:
— Neden... neden bana yalan söyledin?
Leyla’nın gözlerindeki parıltı hemen sönmeye başladı. Uzun suskunluğun buzunu kıran ses ise soğuktan kasıldığını belli ediyordu:
— Elif, bazen gerçekler, sandığından daha karmaşık. İyi niyetle yaptım; seni koruduğumu düşünmüştüm.
Elif’in yüreğinden bir hıçkırık yükseldi, ama dudakları savaşıyordu kelimelere izin vermemek için. Onun koruması, Can’ın planlarına açılan kapı olmuştu. Yıllarca ailesine en büyük ihanet bu kadın tarafından işlenmişti.
— Beni korumak mı? O zaman bütün o yalanlar, gizli hesaplar, arkamdan çevirdiğin oyunlar neydi, anne? — Kalbindeki öfke bir baraj gibi taşmıştı.
Leyla ellerini çaresizlikle ovuşturdu, gözlerini kaçırarak:
— O günlerde, aileyi paramparça etmek isteyen düşmanlarımız vardı. Can’ı durdurmak için ben de kendi savaşımı verdim.
— Düşman kim? — Elif’in sesi bir tılsım gibi asılı kaldı odada.
— Can... Kendi kanımız. Onun hırsı, her şeyi yok edecek kadar büyük.
Bir an için göz göze geldiler. Elif’in içi burkuldu; annesinin bu ihaneti yıllarca gözler önünde, sessizce sürdüğü anlaşılmıyordu bir anda. Aralarındaki güven, bir sarsıntının sonunda çöküyordu.
Leyla, dizlerinin üzerine çökmek üzereyken, Elif adım attı, sert bir tokat gibi indi sözleri:
— Sen de ihanet ettin, biliyorum. Ama asıl düşman yanımızda... Ve artık ben artık hiç kimseye güvenmeyeceğim.
O an kapı aralandı, gölge gibi ağır adımlarla içeri giren Can, yüzünde alaycı ve zafer dolu bir gülümsemeyle durdu. Gözleri Elif’in ellerindeki mektuba, sonra da annesinin yüzüne kaydı.
— Ah, Elif! Demek eline geçti sonunda. Senin saflığın hiç değişmedi... Ama bu sefer oyun çok daha büyük.
Leyla’nın yüzü bembeyaz kesildi, Elif’nin nefesi sıkışırken, odadaki sıcak hava aniden dondu.
Can’ın sesi, odada yankılanan bir zehir gibi yayıldı:
— Annenle yaptığınız küçük oyunların sonunda neler döndüğünü ben öğrendim. Artık bu pislikleri temizlemek benim işim.
Elif gözlerini kısarak, Can’ın üzerinde oynadığı o uzun yılların hesabını sormak istedi. Ama henüz zamanı değildi. İçindeki güç, şimdilik mezara gömülü sırlar kadar derindi.
Ve tam o anda, kapının önünde, yere düşen bir zarfın varlığıyla zaman durdu.
Can eğilerek aldı o zarfı, yüzünde yeni bir planın coşkusu parladı.
Elif, kalbindeki buz kırıklarına rağmen, kararını vermişti. İhanetin gölgesinde yalnızdı belki ama şimdi gerçek güç onun avuçlarında yükselmeye başlamıştı.
Kapının çarpma sesi ve ardından gelen ağır adımlarla odanın atmosferi keskin bir şekilde değişti.
Ve Can, zehirli bir mırıltıyla:
— Bakalım bundan sonra kim kimi oynatacak, değil mi, kardeş?
*
Dışarıdaki karanlık bir anda ikiye bölündü; Elif’in içinde kıvılan intikam ateşiyle, Can’ın soğuk kumarının ipuçları birbirine karıştı.
Ve kapı hızla kapanırken, her ikisi için de yeni bir savaşın fitili ateşlendi.
Gelecek bölümde, kardeşler arasındaki sessiz ve acımasız hesaplaşma nihayet patlayacak.
Ama şimdi, her şey… sadece suskunlukta kalmalıydı.