Chapter 13
Kapının ardındaki adamın sessiz adımları, Elif’in kalbine ağır bir çarpıntı olarak indi. Göz göze geldiklerinde, odadaki hava aniden ağırlaştı; sanki odanın soğuk yüzeyi, birdenbire suskun bir gölgeyle kaplanmıştı.
Adamın ifadesi, professör gibi keskin ve alabildiğine soğuktu. "Elif…" diye başladı, sesi çarpıcı bir fısıltı gibi gürledi.
Elif adımını geri çekti, eliyle masaya sıkıca tutundu, yüzünü kaybediyormuş gibi hissetti. Hırs, öfke, şaşkınlık derin bir karışımı yüzünü ele geçirmişti ama yutkundu.
"Neden… burada olduğunuzu bilmiyordum," dedi, sesi titremeyeydi daha güçlü çıkacaktı.
Gözlerinin önünde, hep uzaktan bildiği bir isim vardı şimdi. Güvendiği, hatta belki de hayatını emanet ettiği biri. Ama o an anladı ki güvendiği her şey dikenli bir alarm tellerinden ibaretti.
"Elif," dedi adam, taş kesilmiş yüzünde her kelimenin içine sinmiş bir yorgunluk ve kirli sırlar vardı. "Bu, aşırı karmaşık bir oyunun sadece başlangıcı. Eğer şimdi ardına bakarsan, her şeyin sonu gelir."
Elif’in kalbindeki buz daha da çatladı; o soğuk uyarı, zihnine keskin bıçaklar gibi düştü. "Hangi oyundan bahsediyorsun? Neden şimdi?"
Adam bakışlarını kaçırdı. O an odadaki sessizlik, hızlı atılan nefeslerin yankısına karıştı. Sanki zaman yavaşlamış, odanın içindeki her hareket ağırlaşmıştı.
"Can’ın planları sandığından daha derin," dedi adam, sesi azalırken tırnaklarının masanın kenarına bastığını duydu Elif. "Ve… biri var, senden bile daha tehlikeli, ihanette kilit rol oynayan."
Elif’in aklı şimşekler gibi çaktı. İçinde durdurulamaz bir yangın büyümeye başlamıştı. Kimin dost, kimin düşman olduğunu bulmak artık sadece hayatta kalma meselesiydi.
Adam ağır bir adımla kapıya yönelirken, Elif onu yakalamak için seslendi: "Adını söyle..."
Fakat adam dönmeden önce, arkasından fısıldadı: "Beklemiyordun, inandırıcı olacak mı, karar verecek olan sensin."
Ve sessizlik bir kez daha odayı sardı, ama şimdi ağır, boğucu ve kırılgan bir sessizlikti.
Elif, yerinde donmuş, derin bir nefes almaya çalışıyordu. Kimin yoldaş, kimin düşman olduğunu çözmek zorundaydı—ama en önemlisi, ihanette kilit olan bu ismi öğrenmek zorundaydı.
Kalbinin içinde o ateş yanmaya başlamıştı: Güvensizlik Ateşi.
Dışarıda gece yavaşça ilerlerken, Elif’in zihninde dönen soru tek bir cümleye kilitleniyordu: “Ya ihanet, beklediğimden daha yakınsa?”
Kapı yeniden çarpmadan önce, sessizce bir gölge daha belirdi kapının eşiğinde… Birisi daha dinliyordu.
Ve o kişi, Elif’in şimdiye dek rastlamadığı kadar tehlikeli, kirli bir sır saklıyordu.
(Devam edecek...)