NoveliqaKardeş Kanı: Zirvenin Bedeli / Hainin Desteği :0%
Log in

Chapter 11

Hainin Desteği

Elif, odasının loş ışığında nefesini sayıyordu. Her nefes, boğazında düğümler atan sözlerin yankısıyla birlikte ağırlaşıyordu. Kalbinin ritmi, öfke ve ihanetten saplanan bıçak yarası gibi zonkluyordu. Göğsünün tam ortasında eskisinden daha derin, daha keskin bir yara.

Duvarda asılı eski aile portresine baktı; Can ve babalarının o sinsi, kıvrak bakışları onu, şimdiye kadar fark edemedikleri bir oyun karesine sıkıştırmış gibiydi.

“Nasıl...?” diye fısıldadı düşük bir sesle, parmak uçları titreyerek. “Sen... onun adamı mı yoksa Can’ın?”

Gece, İstanbul’un karanlık sokaklarına nüfuz eden yağmurlu camlar gibi bulanıklaşmıştı beyninde.

Tam da en inandığı, yanında olduğunu sandığı kişi, Can’ın ince ve sinsice ördüğü ağların bir parçası mıydı? Kafasını kaldırdı. Işık, gözlerindeki derin karanlığı çok az kısmi olarak dağıtıyordu. Her şey anlamını yitiriyordu.

Elif, hafifçe kalktı, karşı duvarda duran büyük kitaplıkta duran yarım yamalak tozlu dosyalara göz gezdirdi. İçlerinden biri, yıllara inat hala rengi solgun ama sağlam duruyordu. Sekreteri Seda’nın, babasından kalan en eskilerden biri olduğunu bildiği dosyaydı.

“Belki... bir ipucu," dedi kendi kendine, elleri hafifçe titreyerek dosyayı açtı.

İçerisi, kısa, net ve yozlaşmış bir sırlar haritasından ibaretti. Sayfalar ilerledikçe fark ettiği şey tam bir kâbustu. Can, ailesinin en sağlam görünen kalelerini bile taş devrine çevirirken, etrafına sinsi adamlarını yaymakta hiç tereddüt etmemişti.

Ve en kötüsü...

Bu adam, Elif’in yıllardır en derin sırlarını paylaştığı yegâne destekçisi, en yakın yol arkadaşı Nihal’dendi.

Elif’in parmakları kendi kendine titrerken, dosyadaki başka bir belgeyi de açtı. Orada, kriptolu bir e-posta yazışması vardı. “Can’dan gelen direktifler” başlıklı mesaj, soğuk ve acımasız bir doğruyu fısıldıyordu:

“Nihal ile anlaştım. Uzun vadeli ortaklık ve sadakat. Elif’in gölgesinden çıkması için kontrolü bizde tutacağız.”

Bir damla ter yanağını ıslattı. Elif derin bir nefes aldı, dizleri hafifçe titredi ama sesini hiç bozmadan fısıldadı:

“Nasıl olur... olabilir mi...”

Gözlerini sımsıkı yumdu, hayatında ilk kez bu kadar ağır ve içten bir ihaneti sindirmeye çalışıyordu.

Telefonu titredi. Ekranda “Nihal” yazısı parlıyordu.

“Neden şimdi?” diye düşünürken, içinden yükselen bir güçle ekranı açtı.

Sese izin verdi.

Nihal’in sesi, öncekinden bile daha soğuk, daha hesapçıydı:

“Elif, bu işin içinden çıkmanın yolu bu.. birlikte yürümek. Yoksa... işler daha da kötüye gider.”

Elif’in yüreğinde bin bir sorunun ortasında derin bir çığlık yankılandı.

“Bunca yıl... en büyük destekçim olduğunu sandığım,” dedi boğuk ve kırık bir sesle, “sen benim en büyük düşmanımdın.”

Nihal, hafifçe gülümsedi, sesi soğuk bir bıçağın keskinliğini kazandı:

“Dünyada sadakat diye bir şey varsa, o da çıkarla ölçülür Elif. Can’la anlaştığımda seni düşürdüğümü düşünme. Sadece şu oyunun kurallarını biliyorum.”

Elif, telefonun ekranını karanlığa döndürürken, parmak uçları bir kez daha buz kesmişti.

Dışarıdan kapıya sert bir vuruş sesi geldi.

Kalbi bir anlığına durdu.

Kapıyı açtığında koridordan adım sesleri yükseliyordu. Gözleri yeniden gözlerini araladı ve kararlı adımlarla içeri giren adamı gördü.

Can.

Gülümseyerek, Arkasında Nihal’in de karanlık bir sır gibi saklandığını biliyordu.

“Demek oyunu anladın,” dedi, elini cebinden çıkardığı kalemle oynayarak. “Ama biliyorsun, gerçek oyun şimdi başlıyor, Elif.”

Elif’in kalbi buz tuttu.

Hainin desteği, en yakınındakiydi.

Ve bu destek, şimdi en büyük kâbusuydu.

---

Devam edecek...