Chapter 10
Oda, kapının ardından gelen sessizlikle birlikte boğucu bir karanlığa bürünmüştü. Elif, derin nefesler alarak kendi kalp atışlarını duymaya başladı; o eskiden alışkın olduğu, güvenli hissettiği dünyasının paramparça olduğunu biliyordu. Karanlığın içinde elleri titriyordu, ama gözleri, zihninde hala alev alev yanan intikam ateşiyle keskinleşmişti.
Sanki her nefes, onun zaferine değil, yok oluşuna bir adım daha yaklaşıyordu. Ama Elif pes etmeyecekti. Kardeşinin ihanetinin yarattığı uçurumdan, karanlığından, alevinden geçti; şimdi sıra o uçurumun en dibinde Can’la hesaplaşmanın gelmişti.
—“Madem bu kadar emin konuşuyorsun, neden hala gölge oyunları oynuyorsun?” Elif’in sesi, ofisin geniş salonunda yankılanıyor ama içinde hafif bir kırılmanın izini taşıyordu. Can’la aynı odada olmak; nefeslerini hissetmek, kalbine inen her kelimeyi silah yapmaya çalışmak, sonsuz bir gerilimdi.
Can, şık takım elbisesinin içinde sırıtarak ona bakıyordu. Gözleri, alev gibi yanan baş döndürücü bir gücün yansımasını taşıyordu. Ama Elif en ufak bir korku göstermemeye kararlıydı.
—“Çünkü güç, her zaman açık koz değildir, Elif.” Can’ın sesi alçak ama keskin, dinlerken damarlarını çatlatacak cinstendi. “Senin gibi aptallar doğrudan saldırmayı sever; ama ben… ben saha dışından vururum.”
Elif, usulca ilerleyerek masanın kenarına dayandı. Parmağıyla yüzüne yaklaşan gölgeleri itiyordu sanki. Gözleri karanlıkta küçülüp yoğunlaşıyordu.
—“Ama unutma, Can. Her darbede bir boşluk bırakılır. Ve ben o boşlukları bulmaya yeminliyim.”
Aralarındaki hava öyle ağırdı ki, sanki nefes almak bile ayrı bir mücadeleydi. İki kardeş; geçmişin gölgelerini, ihanetin zehrini, aileden doğan hırsları tenlerinde hissediyordu. Bu büyük hesaplaşma, sadece kelimelerle değil, kırılan hayallerle, dökülen umutlarla doluydu.
Elif, Can’ın kurnazlığını sezmişti ama yine de yüzleşmekten çekinmedi. Saldırı ile savunma arasındaki ince çizgide yürüyordu.
—“Beni hâlâ tanımlayamadın; çünkü benim parçam karanlık. Yalnızca intikamla hareket eden bir yılan değilim. Ben geleceğim, Can. Senin oyunlarını, yalanlarını, her sözünü bozacak olan.”
Can, bu sözlere dudak bükerek karşılık verdi. Ama bir an için, gözlerinin içi titredi; bir zayıflık zerresi belirmişti. İntikam, karşısındaki kadın için sadece bir kelimeden ibaret değildi. Elif’in gözlerindeki bu kararlılık onu sarsıyordu.
Tam bu anda, Elif’in dikkatinin dağıldığı o ikinci geldi.
Kapı, ani bir tıklamayla hafifçe aralandı.
Elif, dönüp baktığında fark etti ki arkasında masasında oturan Can, yüzünde yeni bir alaycı gülümsemeyle kendisine doğru büyük bir hamle yapıyordu.
Bir eli hızla masasına değdi, diğer eli ise cebinden çıkardığı zarif, küçük ama ölümcül görünen bir cihazı Elif’in üzerine doğru fırlatıyordu.
Kalp atışları yükseldi. Zaman sanki yavaşlamıştı.
Elif’in gözleri hızlıca büyüdü; fakat o farkında olmadan, Can’ın bu büyük darbesi onu yere yığdı.
Karanlık yeniden çöktü.
Ve odada sadece tek bir şey kaldı: Sessizlik… Acı ve ihanetin sessizliği.
---
Gözlerinizi ovuşturun. Elif’in hayatı şimdi ya yıkılacak ya da yerleştirdiği zeminden daha güçlü bir şekilde filizlenecekti.
Ama şu an için, o darbe her şeyi değiştirmişti.
---
Bu yüzleşme, sadece bir başlangıçtı.