NoveliqaKara Defter: İmparatorluğun Gölgesi / Kimlik Testi :0%
Log in

Chapter 9

Kimlik Testi

Yüz ona bakarken zamanın bir çatlağı gibi kıvrıldı; nefesi kesildi, yanaklarında bir donuk kıvılcım. Kadının gözlerinin içindeki küçük çakmak gibi bir ışık vardı—Leyla'nın çocukluğundaki bir anın kenarına takılmış, yıllardır unutulmuş bir his. O anın sıcaklığı yüzünden üşüdü.

Parmak uçları titredi. Fotoğrafı iki eliyle daha sıkı kavradı; fotoğrafın kenarındaki mürekkep lekesi, küçük bir hayalet parmak izi gibiydi. Renkler soluktu ama o gülümsemedeki asimetriden, kulak memesinin hafif kıvrımından emin oldu: tanıdık. Çok tanıdık.

Dışarıda trafik hırıltısı yükseliyordu; cep telefonu çalmıyor, şehir kendi kalp atışını uzak bir davul gibi tutuyordu. Leyla, masanın soğuk ahşap yüzeyine alnını bastırdı. Bir zamanlar söylediği bütün büyük lafların, bu küçük detayla paramparça olduğunu hissetti—bir fotoğraf bir beden kadar tehlikeli olabilirdi.

Kara Defter'in bir köşesinde, fotoğrafın arkasına iliştirilmiş bir not vardı: "İlk 1987, sonra kayboldu." Notun mürekkebi kurumuş, ama okunuyordu. "Kim bu?" sorusu havada asılı kalırken, aklı bir cenaze töreninde unutulmuş bir mendil ya da bir terasta bırakılmış bir kahve fincanı gibi somut bir kanıt arıyordu. Kimlik yalnızca yüz değildi; DNA'ydı. Soy bağları, kayıtlar, resmi cevaplar.

Plan kaçınılmazdı. Fotoğraftaki kadının kim olduğunu öğrenmek istiyordu; bunun için de gizlice bir DNA örneği aldırmalıydı. Adım adım düşünen bir avcı gibiydi: önce kişiyi bulmak, sonra temas ettiği nesneye erişip iz bırakılmış hücreleri almak, sonra da güvenilir bir laboratuvara yollamak.

Telefonunu aldı. Ekrandaki tek isim solgun bir hatıra gibi: Nur. Nuri. Şehir verilerini karıştıran, kimsenin kirli çamaşırını tek seferde satmayan ama Leyla'ya uzun vadeli bir yatırım borcu olan adam.

Gece yarısı, bir tabldot lokantasında buluştular. Işıklar tavandan pencerelere düşerken etraf paslı bir kokuya bürünmüştü; tavuk yağı, kahve ve şehir ışıklarının tuzu.

Nuri, ceketinin cebinden bir sigara çıkardı, ateşi körük gibi yüzünü parçaladı. "Üç aydır gizli mail atıyorsun. Büyük soru: neden bana geliyorsun Leyla?"

Leyla, gözlerini kaçırmadan konuştu. "Biri var. Fotoğrafta. Tanıyorum. Ama kayıtlarda yok. Bana birini bulmanı, onunla temas ettiği bir nesneden DNA almamı sağlayacak bir yol bulmanı istiyorum."

Nuri sigarasını dudağıyla çevirdi, kirpiklerinin arasından baktı. "Ben insan bulmacası çözmem. İnsanları izlemek… iyi para. Kafası karışıksa daha iyi."

"Para değil" dedi Leyla, sesinde kum tanesi kadar bir kıymık. "Güvenlik. Ve bir hizmet daha—gizlilik. Kimse bilmeyecek."

Nuri kahkahayla karışık bir tıkırtı çıkardı. "Seninle iş yaparken kimse bilmez, dedin mi? Peki. İsmi ver, adres ver, ben takip ederim."

İsim sırasına gelindiğinde Leyla durdu. Fotoğrafın üzerinde bir not yoktu; sadece bir yüz. Ama yüzün bulunduğu birkaç yer vardı: bir mezuniyet töreni fotoğrafı albümünde, eski bir Vural ailesi takviminde, bir çocuğun el yazısıyla karalanmış bir geleneksel yemek repertuarının kenarında. Hepsi birbirine bağlantısız, ama hepsi küçük ipuçlarıydı.

Leyla, Nuri'ye bir küçük zarfa bastırılmış kopyasını uzattı. "Bu. Yakala. İlk hedef Sezen Apartmanı, Ortaköy. Üst katta bir kiracı var; resim sergileri yapıyor, bağışlar filan, adını vermedi vicdanlı bir dostum. O kadın üç hafta önce burada görülmüş."

Nuri zarftaki fotoğrafı açıp başparmağıyla kadının yüzünde gezindi. "Güzel keskin gözler. Peki ya referans DNA?"

Leyla, cebinden küçük, çelik kutu gibi bir alet çıkardı. "Benimle çalışacak bir laboratuvar var. Selin—eski bir meslektaş. Ucuz değil ama güvenilir. İhtiyacımız olan tek şey kadının temas ettiği bir yüzey."

Nuri, çenesiyle onayladı. "Tamam. Yarın gece. Sen pencereden giremezsin zaten; ben girer, takip ederim. Ayakta durur, üstünü çıkarır, bir bardak su içer mi bakarım. İz bırakacak bir şey buluruz."

Leyla, Nuri'nin esrarengiz rahatlığından nefes aldı. Çıkarılacak bir saç teli, bir kolye, bir fincan... hepsi birer mikroskobik hafıza parçasıydı.

Ertesi gece yağmur yoğundu; cadde lambalarının altına düşen su damlaları elmas gibi parçalanıyordu. Leyla, arabada bekledi; ellerini dizine bastırmış, eski bir mantonun düğmesini çekiyordu. İçindeki her hücre, laboratuvar sonuçlarına kadar bir domino gibi yere düşecek gibiydi.

Nuri kısa ve kör bir operasyon düzenlemişti. Sezen Apartmanı'nın bitişiğindeki kafede sahte bir toplantı yapıldı; Nuri içeri girdi, sonra asansöre bindi. Leyla sokağın karşısında, bir balıkçı dükkanının loş ışığında bekledi; rüzgar saçlarını savuruyor, yüzünü tozla ovdu.

Dakikalar yavaşladı. Her adım bir çakıl taşı gibi gıcırdı. Apartmanın üst penceresinden sızan sarı ışık, kadının resmini Leyla'nın gözlerine geri getiriyordu. İçeriden bir kahkaha, sonra bir telefonun cızırtısı; normal hayatın sesi, şüpheye davetiye çıkardı.

Nuri çıktı elinde küçük, mavi bir paketle. Yüzünde suçun tatlı bir yorgunluğu vardı. "Aldım," dedi, nefesi buharlaştı. "Bir peçete, bir yara bandı ve bir saç teli — arka balkonda çamaşırın olduğu yerde. Kimse görmedi."

Leyla elini uzattı, paketi aldı. Peçete beyazdı, bir çay lekesi vardı. İçinde mikroskobik dünya; milyarlarca hücre, bekleyen bir tarih. Onu sakince ceplerine koydu. Kalbi yerde bir martı gibi çırpınırken, aklı bir yandan eski fotoğrafa geri dönüyordu.

Selin ile buluşma gece yarısıydı. Selin, laboratuvar işini düzgün yapan, gözlerinin kenarında hep bir kırışıklık olan bir kadındı; bir zamanlar Leyla için PR kampanyaları düzenlemiş, sonra bir kriz gecesinde birbirlerini kaybetmişlerdi. Şimdi, Selin'ten bazı borçlar vardı.

Laboratuvarda hava kliması keskin bir metal kokusu taşıyordu. Cihazların mırıltısı, geceyi bir denize benzetiyordu; dalga sesleri gibi, düzenli bir teknoloji ritmi. Selin eldivenlerini giydi, pipetleri sıraya dizdi; işinin ritmini kaybetmemişti.

"Hem hızlı hem de gizli istiyorsun. Üstüne bir de ödeme peşin." Selin, Leyla'nın gözlerine bakmadan konuştu, elleri bir eldiven içindeki küçük bir zarfı açıp peçeteyi çıkardı. "Hazır mısın gerçeğe?"

Leyla, peçetenin beyazını, çay lekesinin koyu halkasını, mikroskobik bir öyküyü düşündü. "Hazırım."

Biyolojik örnek hücrelere, tarihin küçük kodlarına dönüştüğünde Leyla, aynı şekilde küçülen bir insan gibi hissetti. Selin peçeteyi cımbızla aldı, bir çözücü sıvıya attı, karıştırdı, santrifüjledi. Her hareket bir dua gibi hırslıydı: bunu içselleştirip işlemek.

"DNA çıkacak," dedi Selin. "Ama karşılaştırma için referans gerekiyor."

Leyla derin bir nefes aldı. "Ulusal veritabanını kullan. Anonim bir sorgu. Bir eşleşme varsa bana söyle."

Selin durdu. "Bunu yasal olmayan bir şekilde yapamam. Bunu yaptığında... sonuçlar seni vurur."

Leyla yüzünü dışarı çevirdi; yüzünde çelik bir çizgi belirdi. "Belki vuracak. Ama vurulmak, gizli kalmaktan iyidir."

Selin başını salladı, klavyeye dokundu. Parmakları hızlıydı; ekranda harfler ve sayılar dans etti. Ekrana bakarken Leyla, geçmişin gölgeleriyle tartışan bir kadının içine sıkışmıştı. Eğer fotoğraftaki kadın Vural soyundan biriyse, eğer kan bağlantısı bir yere dokunuyorsa—hepsi değişecekti.

Analiz gecenin içinden sabaha dek sürmedi; Selin, laboratuvarın sınırlarını zorladı ama prosedürleriyle oynadı. Leyla cebinden çelik kutuyu çıkarttı; içinde eski bir madeni pul vardı—anneliğe dair küçük bir tılsım. Onu parmaklarının arasına aldı, devam eden bekleyişin tuzunu hissetti.

Sabahın ilk ışığı laboratuvara çöktüğünde, Selin bilgisayar ekranına baktı ve gözleri bir an durdu. "Ön sonuç çıktı," dedi, sesi bir sarhoş gibi titredi. "Ama seninle yüz yüze konuşmalıyım."

Leyla kalp atışlarını saydı; her atışta ses daha da büyüdü. "Şimdi söyle," dedi. "Burada mı söyleyeceksin yoksa isimle mi geleceksin?"

Selin iki adım geri çekildi. Gözlerinin içinde bir şey kırılmış gibiydi. "Sana söylemem gerekiyor ama… bu seni savurabilir."

Leyla fotoğrafa baktı bir an. Kadının gözleri hâlâ fotoğrafta parlıyordu. "Söyle."

Selin derin bir nefes aldı, başını çevirdi, ekrana baktı. Parmakları küçük bir titreme ile klavyeye dokundu. Ekranda birkaç satır belirdi; bir kod, bir referans, sonra bir isim—tek, net, ağır bir tok ses gibi.

Selin dudaklarını araladı, ismi telaffuz etmekten kaçınır gibi durdu. "Eşleşme var," dedi. Sesi odadaki makinelerin uğultusundan daha gerçekti. "Yüzün DNA'sı bir veritabanı kaydıyla örtüşüyor."

Leyla'nın ağızı kurudu. "Kim?" diye sordu; kelime boğazında bir taşın takılması gibi kaldı.

Selin, gözlerini Leyla'ya dikti; ışık ekranda onun yüzünü değiştirdi. "Tek bir isim çıktı." Bilgisayarın ekranı neredeyse okunmaz biçimde beyaz ışık yayıyordu. Selin, parmağını hafifçe ekrana değdirdi—isim yakındı, bir fısıltı halinde. "Mert Vural."