Chapter 16
Ses durduktan sonra önce dünya, sonra Leyla tekrar nefes almaya başladı. Nefes dediğim, birisi göğsünü yumruklayıp içindeki havayı avuç avuç çekip alması gibiydi; dışarı çıkıyormuş gibi görünen ama donup kalan bir soluk.
Oda karanlıktı. Kapı yarı açık kalmış, zemine bir çizgi halinde ışık dökülüyordu; o çizginin içinde bir gölge kaydı, uzaklaştı. Leyla duvarın soğuk sıvasını avuçlarının içiyle hissetti. Parmak uçları titriyordu; tırnaklarının içi beyaz, sonra yavaş yavaş kan kırmızısı geldi.
Adı orada kalmıştı. Birkaç saniye önce fısıltıyla kırılmış, sonrasında boğulmuş bir cümlenin ucunda. “Leyla Arman…” O kadar yakın bir ses ki boğazına saplanan bir iğne gibiydi; tanıdık mı, yoksa uzaktan bira fısıltı mı, hangisi belli değildi.
Ellerini başına götürdü. Kulaklarında uğultu vardı. Adın söylendiği o anı tekrar tekrar oynattı iç gözünde; sesin timbre'ı, duraksamanın yeri, vurgu… Bir taktik, bir uyarı mıydı, yoksa bir avcının kurduğu kapanın ilk çığlığı mı?
Telefonu cebinde titredi. Mesaj — Baran. Saniyelerce ekrana bakıp parmağını kaydırdı; mesaj beklediğinden daha kısa, daha kesikti:
“Güvenli kanallar açık. Şimdi gel.”
Baran’ın kısacık satırları hep böyleydi; ironik, hızlı, soğukkanlı. Leyla ayağa kalktı, dizleri boşta bir an sendeledi. Ceketinin cebinden çıkardığı küçük anahtarla lambayı yaktı; ampulün titremesi evin içindeki sessizliği daha da çekilmez hale getirdi.
Sokak aşağısı yağmur yeni dinmişti. Hava demir kokuyordu; şehrin nemi caddedeki taşlara yapışmıştı. Aşağı inerken adımlarını sessiz tutmaya çalıştı; eski apartmanın merdivenleri sendeliyor, tahta bir yerden her basışında hırıltı çıkıyordu. Merdiven boşluğundan yukarıdan çalan uzak bir müzik notası gibi bir siren sesi geçti. Her ses kalbinin ritmini bir kez daha bozdu.
Baran’la buluştuklarında, o zaten bir köşede oturmuştu: siyah hoodie, yanında açık bir laptop, gözleri kırmızı çizgilerle bitiyor gibiydi. Ekranda binlerce satır akıyordu; bir sinerji gibi, hepsi aynı anda haberleşiyormuş.
“Sanırım seni çağırmam gerekmedi ama yine de” dedi, cümlesini yarım bırakarak. “Kapı açık bıraktın.”
Leyla dizlerini çarpan bir sandalyeye koydu. İçindeki titreme dizlerinin arasına yığıldı.
“Ne duydun?” diye sordu, sesi kumlu, karşısındaki kişiye ona göre biraz daha yaşlı çıkıyordu.
Baran ekrana bir klavye darbesiyle döndü. Ekranın bir köşesinde kırmızı bir alarm yanıp söndü: İÇ İLETİŞİM — ANOMALİ.
“Vural’ın iç iletişim ağı alarm verdi. SIEM’ler, erişim logları… Herkes alarmda.” Baran’ın parmakları ekranda dans etti. “Fakat bir şey garip: normal dışı erişimler değil; var olan erişimlerin farklı bir şifreleme katmanında kopyalanması. Yani içeriden biri, izin verilen bir hesabı kullanarak veriyi dışarıya taşıdı.”
Leyla’nin ciğerlerinde bir ağırlık yayıldı. İçeriden. Kelime bir çıra gibi yandı, her yana kıvılcımlar saçtı.
“Kim?” diye sordu. Sesinde bir hayret değil; daha çok bir boşluk vardı.
Baran cevap vermedi hemen. Ekranın altında küçük bir video oynatma penceresi kurdu; görüntü siyah-beyazdı, güvenlik kamerası estetiğiyle bulanık. Kamera açısı bir otoparka bakıyordu; sütunların gölgeleri insan siluetlerini parçalıyor, her hareket bir gölge darbesi atıyordu.
Leyla tanıdı o silueti. Kendini orada, birkaç hafta önce aynı saatlerde, yağmurdan kaçıp saklandığı o köşede bulmuştu. Ayakkabısının burnu kamufle olmuşti, elinde metalik bir çanta… Anılar bir anda zihnin üzerine dönerek çöküyordu.
“Bu…” dedi Leyla, parmakları bir anda bilgisayar ekranına değdi. “Burası benimle… Bu benim.”
Baran ekrana bir zoom yaptı; pikseller genişledi, yüzler daha da bulanıklaştı. Çantanın üzerindeki dikiş, ceketinin kolu, Leyla’nın yürüyüşündeki hafifçe öne eğilme biçimi—her şey tanıdığı bir ritmin aynısıydı.
“Evet.” Baran’ın sesi bir miktar soğudu. “Bu, Vural’ın iç kamerası. Saat ve metadata tutuyor. Ancak asıl sorun şu: o geceyle alakalı bir çifte kopya var. Yani aynı görüntü, aynı saat diliminde iki farklı yerlere gönderilmiş.”
Leyla yutkundu. Gönderilmiş. Defterin kopyası, onun hareketleri, onun buluşmaları… hepsi bir veri akışının içinde birer paket olmuştu.
“Kim gördü?” diye sordu Leyla. Sorunun basitliği bir çeşit panik yaratıyordu.
Baran başını salladı. “Log göstermiyor doğrudan. Ama paketlerin gittiği hedef IP’ler, şirket içi iletişim düğümlerinden çıkıyor. Birincisi normal: kurumsal arşiv. İkincisi ise, bir kanal kullanılmış; İç İletişim’in özel konferans sunucusu. O sunucuya her erişimin bir etiketinde insanlar var.” Baran ekrana tıkladı, küçük bir liste açıldı: kullanıcı adları, roller, izin seviyeleri.
Leyla’ın gözleri ekranda gezindi. Satırlar adeta titreşiyordu. Hukuk, PR, Yönetim Kurulu, Güvenlik… en altta ise bir satır daha vardı; orada, diğerlerinden farklı bir ikon parlıyordu: İç İletişim Direktörü — YETKİ SEVİYESİ: 8.
Baran işaret parmağıyla o satıra dokundu. Ekrandan bir isim fırladı gibi oldu; bilgisayar hoparlörlerinden anında bir dosya açıldı—bir iç video.
Ekranın tavana kadar inen penceresinde, bir masanın etrafında iki gölge daha vardı. Biri Leyla’nın kendine özgü duruşuydu; diğeri yüzü kameraya dönük olmayan, ama omuzlarının kesimiyle, yürüyüş biçimiyle, sırıtışındaki bir alışkanlıkla tanınan biriydi: kurumsal birinin.
Baran konuştu, sesi daha da alçaldı. “Görüntü şu—bir çalışan iç ağından direk olarak bu görüntüyü almış. Ardından aynı gece, görüntü başka bir sunucuya gönderilmiş. Bu sunucunun sahibi, İç İletişim. Yani sızıntı buradan başlamış olabilir veya burası sadece bir relayed node. Ama daha da kötüsü var: görüntülerin üzerinde bir etiket var. Bir kullanıcı adı. Bizim loglar o kullanıcı adını doğruladı.”
Leyla kalbi ağzında bekledi. Sesi kurumuş bir kaynak gibi boğukça çıktı: “Ne diyor etiket?”
Baran bir tuşa bastı. Ekranın sol alt köşesinde beyaz bir yazı çıktı, kısacık bir satır. Leyla o satırı sanki kafasına saplanacak bir çivi gibi hissetti.
Klavye sesi odada yankılanırken Baran yüzüne baktı; gözlerinde beklenmedik bir soğuk vardı.
“Etiket,” dedi, “tam olarak şu: ‘LYAMEETING0422’. Ama kullanıcı adı… kullanıcı adı iç loglarda farklı görünüyor.”
Leyla bir an için ne demek istediğini anlamadı. “Farklı nasıl?”
“Normalde kullanıcının display adı X olur; kimliği Y. Bu sefer görüntü metadata’sında farklı bir isim var. İçeride bir alias kullanılmış.” Baran parmaklarını birbirine vurdu. “Alias’in gerçek sahibini tespit ettik — erişim izinleri, sunucu oturum anahtarları, timeslicelar… Hepsi bu kişiyle eşleşiyor.”
Leyla nefesini tutarken odanın sıcaklığı keskinleşti. Bir şeyin içine düştüğünü hissetti; bir bataklığın yüzeyindeki parlak yağ tabakası gibi, altında hareket eden canavarlar vardı.
“Kim?” sorusu yine fırladı.
Baran bir dosya daha açarken dişlerini gıcırdattı. “Çözmemiz gereken üç soru var,” dedi. “Bir: Bu verileri kim çekti? İki: Neden bizi takip etmeye başladılar? Üç: Ve en önemlisi — bu alias, gerçekte kim?”
Leyla parmak uçlarıyla masayı sıktı. Bir noktada kendini ait hissettiği her şey; adı, geçmişi, hayal ettiği temiz bir hayat. Herhangi birinin onu bu kadar yakından izlediğini düşünemiyordu. Kötü olan bir şey daha vardı: eğer içeriden biri onu izliyorsa, o kişi kurumsal hafızayı silebilir, tanıkları manipüle edebilir, hatta onun elindeki defterin gerçek kopyalarını bulup yok edebilirdi.
Baran ekrandaki videoyu daha da yakınlaştırdı. Kamera bu sefer masanın altındaki ayakları da yakalamıştı; bir çift topuk sesi, bir çanta sessizce yere konuşu. Leyla kendi hareketlerini izlerken, bir diğer hareket daha belirdi—iki el uzandı, bir zarf verildi. Zarfın kenarından bir ismin köşesi görünüyordu; bir kaşın hareketi, bir başın küçük bir eğimi.
Baran bağırmadan, ama nefesini tutmuş gibi sakin, “Bu zarfın içine ne konulduğunu bilmiyoruz,” dedi. “Ama metadata bize, o zarfın kopyasının aynı gece şirket içinden dışarı çıktığını söylüyor.”
Leyla aniden kalktı. Sandalyenin arkasından sol eliyle destek alıp, etrafına bakındı. Pencerenin arkasındaki karanlıkta birinin gölgesi kıpırdamış gibi geldi ona. Her yerde izleniyormuş hissi zihnini kemiriyordu.
“Peki neden beni çağırdılar?” diye fısıldadı. Sesinin içinde bir kırılma vardı. “Neden bu kadar risk alınsın?”
Baran omuzlarını silkti. “İçeride birileri için, seninle yapılacak bir anlaşma veya bir oyundur. Ya da belki de sen, onların güvendiği bir filtre olarak görülüyorsun. İkinci seçenek daha kötü. Demek ki birileri; seni kamu önünde kullanmayı planladı—ve sonra seni tüketip atacaklar.”
Leyla’ın aklı kıvrıldı. “Ben… bunu kabul eder miydim?”
Kafasının içinde bir şimşek çaktı: geçmişte barların sisli odalarında konuştuğu teklifler, insanların yüzlerine karşı ettikleri tatlı dille uzanan borçlu el sıkışmalar... Hiç biri bu kadar doğrudan olmamıştı.
“Olanları hatırlıyorsun,” dedi Baran. “Seninle temastılar. Ama ciddi bir şey var: iç loglarda bir isim daha var. Kullanıcı adı şu: ‘H. KIRAN’. Bu isim, gerçek bir çalışan. Yetki seviyesi yüksek. Ve şu anda güvenlik kayıtlarında, H’nin hesabının Leyla ile geçen görüşmeye ait oturumu vardı.”
Leyla’ın kalbi bir tarafa vura vura durdu. H. Kiran. İsmi bir yerden çarpmıştı zihnine; ama nereden? Kiran soyadı, Vural İmparatorluğu içinde kulislerde geçen bir isim değildi, daha çok orta seviye bir yönetici, belki İç İletişim departmanından bir kişi…
“Holiday?” dedi Leyla, kontrol etmeye çalışır gibi. “O… tanıyor olabilir mi beni?”
Baran kısa bir gülümseme verdi; ama gözleri gülmüyordu. “Tanıyor. Daha doğrusu, izledi. Oturum saatleri onunla eşleşiyor. Fark, o oturumların bir kısmında H.K. değil ama başka bir alias gözüküyor.”
Leyla nefes aldı. “Başka bir alias?”
Baran dosyaları bir araya getirirken, odanın içi tıkandı. Bir çatırtı, ardından uzak bir siren geçti; herkesin içi yine bir titreşimle titredi.
“Evet,” dedi Baran. “Ve o alias’in adı şu: ‘LYA_CONFIDENT’. İlginç değil mi? Yani tek bir hesap üzerinden hem onu takip eden hem de onu temsil eden bir yapı kurulmuş.”
Leyla ayağa kalktı, sandalyeyi geriye itti. Kalbinin bir tarafında fırtına, diğer tarafında ağır bir bilinmezlik vardı.
“O zaman…” Leyla’nın sesi cam gibi kırıldı. “İçeride bir isim var. H.K. Bu… bizimle buluşmuş olabilir mi? Görüntülerde biriyle gizli bir toplantı yaptım; görüntüler çıktı. İmha mı ediyorlar beni yoksa kullanıyorlar mı?”
Baran başını o yana, bu yana salladı. “İçeriden birinin hesabı, seni takip etmek için kullanılmış. Ve şu an elimizdeki son parçaya bakınca… İçeriden bir ismin, seninle gizli toplantı görüntüsü olduğu doğrulandı.”
Leyla’ın parmakları beyazladı. Tüm o uğultu bir anda yükseldi; sanki şehir birdenbire sessizliği unutmuştu ve kendi kalp atışlarına yenik düşmüştü.
Ekranda küçük bir yazı belirdi; Baran onu çevirirken herkes nefesini tuttu. Yazı, görüntü dosyasının üstünde kayan bir etiket gibi yükseldi: İÇ SIZINTI — KAYNAK: İÇ İLETİŞİM — KULLANICI: H.KIRAN — BAĞLANTILI OTURUM: LYAMEETING0422.
“İçeriden bir ismin Leyla ile gizli toplantısı görüntülendi.” Baran’ın sesi bir fısıltının kalınlığı kadar hafif kaldı.
Leyla bir adım geri çekildi. Gözleri ekrandaki isimde takılı kaldı, fakat aynı anda zihninin bir köşesinden bir başka görüntü daha fırladı: yıllar önce bir ofis koridorunda gülümseyen bir kişi, onun koluna dokunan bir el, tatlı bir 'her şey yolunda' bakışı.
O an, bütün odanın havası sıkıştı.
Baran ekranı kapattı ve Leyla’ya baktı. Gözlerinde bir ateş vardı; o ateş, korkuyla karışmış bir merakın kırbaçlayıcı boyasıydı.
“Şimdi,” dedi Baran, “iki yol var. Birincisi — bu ismi hemen dışarı sızdırırız, medya ayağa kalkar, Mert ve ekip panikler. İkincisi — içeride kimin olduğunu, nedenini, ve kimin adına hareket ettiğini öğreniriz. İkincisi daha tehlikeli, ama tek adil olanı.”
Leyla sessizce direksiyonu tutan el gibi durdu. İçinden gelen bir ses, asla acele etme diyordu. Her hamle bir ağı oluşturuyor, her açıklık bir kapanma yaratıyordu.
“İkinci,” dedi sonunda. Sesi taşmış ama kararlıydı. “Kimin adına, önce onu bilmeliyiz.”
Baran başını salladı ve tekrar klavye sesleri yükseldi. Görüntüler ileri sarıldı, loglar çaprazlandı, saatler birer birer parçalandı. Leyla pencereye baktı; gece şehrin ışıklarıyla kirazlanmış, her ışık bir gölge gizliyordu.
Ekranın köşesinde bir dosya daha belirdi. Baran fareyi dosyanın üzerine götürdü; dosyaya tıklarken gözlerini Leyla’dan ayırmadı.
Ve tam o anda, Leyla’nın kulaklarında Baran’ın dudaklarından çıkan iki kelime yankılandı—bir isim söylenecekti.
İçeriden bir ismin Leyla ile gizli toplantısı görüntülendi. O kim?