NoveliqaKara Defter: İmparatorluğun Gölgesi / Mahrem Telefon :0%
Log in

Chapter 11

Mahrem Telefon

Harfin devamı geldi; bir diğer harf. Ve sonra...

Ekranın siyahında, beyaz harfler usulca bir araya geldi. T harfi. Sonra E. Leyla'nın ciğerlerinde bir buz kırıldı; nefesi aniden küçüldü, bir haykırış boğazında takıldı.

M E R T.

Adı ekranda parıldadıktan sonra satır boşaldı. Leyla, parmaklarını masaya bastırdı; tırnaklarının etleri ağrıyordu, küçük, keskin bir acı gerçekliğin ağırlığını yere sabitledi.

O harfleri kendisi yazmamıştı. Klavye boştaydı. O harfler, ona gönderilmiş bir çağrı gibi gelmişti; çözülmüş bir sandığın kapağını aralayan sonda.

Ekranın sağ köşesinde gizlenmiş bir pencere titredi. Bir dosya: MAHREMTELEFON001.wav

Leyla'nın kalbi, göğsünde bir tokmağın ritmi gibi çarptı. Elindeki flaşa uzandı; nev-i şahsına münhasır, eskimiş bir USB. Dışarıda yağmur yeni başlamıştı; camlara ince bileklerle vuruyor, geceyi tıslatan bir ritme çeviriyordu.

"Bu gerçek mi?" diye fısıldadı kendi kendine. Sesini duymazdan gelmeye çalıştı; odanın saatinin tik takları şimdi bir bomba pimini andırıyordu.

Flaşın metal kapağını açarken parmakları titredi. Her tuşa bastığında biraz daha soğuyor, biraz daha ağırlaşıyordu. Sesli dosyanın boyutu küçük; kimse böyle bir şeyi saklı tutmazdıysa da, kim bilir Vural İmparatorluğu'nun mahrem kutuları ne kadar küçük sırlar barındırabilirdi?

Dosyayı kopyaladı. Bilgisayarın soğutma fanı bir roman karakteri gibi uğulduyor, içindeki mekanizmayı anlatacak bir soluk çıkarıyordu. Kopyalama tamamlandı çubuğun üstünde, ama bir adım daha gerekiyordu: dinlemek.

Leyla, kulaklıklarını bağladı. Kulaklık kablosu ince bir tel gibi geriliyor, kalbinin atışlarıyla bir senfoniye dönüşüyordu. Kayıt tuşuna basmadan önce son bir kez etrafına baktı.

Boş oda. Pencereden gelen yağmur. Eski bir şişe limon kolonyasının yoğun, tuzlu kokusu çekmeceden sızıyordu—annesi zamanında verdiği bir hatıra; Leyla kokuyu almadan nefesini tuttu. Hayatta kalma ritüeli gibiydi bu.

Play tuşuna bastı.

İlk sesler; bir uğultu, şehir sesi gibi. Bir arabanın motoru yatkın bir nefes; arada bir şehrin ıslığı. Ardından uzak bir kahkaha. Sonra telefonun diğer ucundan bir adam sesi. Kuru, keskin, üzerine süs eklenmemiş bir güç.

"—Evet, tamam. Bugün hallederiz."

Leyla'nın omurgasında bir titreşim yükseldi. O sesi tanıdı; yıllar boyunca duyduğu ama yüzeysel konuşmalarda saklanan, mikrofonların arkasında maske takan o sesi. Mert Vural'ın sesi, bir imparatorluğun tapanın geri çekildiği bir yankı gibi çıktı karşısına.

Kulaklıkta ses ince bir pırıltı bıraktı; kayıt kalitesi profesyoneldi ama içindeki hammadde gerçekti: insan nefesi, düşünülmüş kelimeler, tereddüt ya da ikrar. Leyla dudaklarını büzdü; not alır gibi istemsizce bir ritim tuttu.

"Plan hazır. Yer, zaman… Her şey ayarlı." dedi Mert, sesinde bir öfke kıvılcımı.

"Anladım," diye karşılık veren başka bir ses vardı; kadının mı, erkeğin mi olduğunu kestirmek zordu ama konuşma tondan, şehrin altında bir tehdit gibi geliyordu. "Senden habersiz kimse kalmayacak."

Leyla, kulaklıktan çıkan sesin tanımlanamaz karanlığına bakarken, monitörün köşesindeki simgeye baktı. Dosya yalnızca bir parça; ama yetiyordu. Yüzünde istemsizce bir gülümseme belirdi; gülümseme değil, avcı bir tür zaferdi.

Kapı gıcırdadı. Leyla bir kere daha irkilip geriye çekildi. Saçlarını başının arkasına attı, bir zamanların PR direktörü gibi bir ritüel; bir maskeyi düzeltir gibi.

Telefonu masaya koydu. Ekranı karardı; gelen aramalar görünmüyordu. Bu işin sesini çıkarmadan bitirmesi gerekiyordu. Flaşta dosyanın kopyası vardı; ama bir kopya sadece bir kanıttı. Asıl ihtiyaç, dosyayı doğrulayacak bağımsız dinleyiciydi.

Aslı'ya ihtiyaç duydu. Aslı—onun sessiz, gözleri keskin hacker’ı—sabahın köründe verdiği sözlerde duracaktı.

Mesajı sallantıyla yazdı. Parmakları mesaj kutusunda dans ederken, cümleler kısa, emir gibiydi.

"Bulduk. Gel."

On dakika sonra kapı çalındı. Leyla içeri giren gölgenin değil, dostun olduğunu fark ettikten sonra ancak rahatladı. Aslı'nın yüzünde hep olduğu gibi sabit, istem dışı bir meydan okuma vardı. Pembeleşmiş dudaklarında o günahkar bir tebessüm. Saçları kulaklarının arkasına sıkışmış, gözlerinin altında uykusuz bir çizgi.

"Ne buldun?" dedi Aslı, ayakkabısını çıkarırken.

"Bir telefon kaydı." Leyla sesini düşürdü. "Mert'e ait."

Aslı, dizlerini çekip çantayı açtı. Küçük bir taşınabilir kayıt cihazı, bir dizi kablo, minik bir çekiç gibi görünmeyen ama işlevsel aletler; Aslı'nın sandığı değil, bir sanatçının paleti gibiydi.

"Açacağım." Aslı, bilgisayarı hızla kurarken, gözleri ekranda titrayan dalgalanmaları ölçüyordu. "Eğer sahteyse ses mühendisleri anlar. Eğer gerçekse…"

Aslı cümlenin geri kalanını söylemedi; söylemeye gerek yoktu. İkilinin gözlerinde aynı karanlık parlıyordu.

Kayıt ikinci kez oynatıldı. Bu kez ikisi de kulaklıklarını paylaştı, aralarında yarı bir köprü oluştu. Başlangıçta geri plandaki detayları kaçırdılar; ana hatlar daha netti. Mert'ın sesi, bir talimat verir gibi.

"—İşin bitmesi gerek."

Leyla'nın ciğerleri titredi. Kulaklıkta kelimeyi duymuşlardı ama ikisi de hissetti: sözün ardındaki anlam, bir ölçüşte kestirilemezdi; bir görevi tamamlamaktan çok suikast, zorlama, ya da susturma çağrısıydı.

Aslı bir an için elini masa kenarına vurdu. Parmak uçları beyazladı.

"Kimden bahsediliyor?" diye fısıldadı Leyla. Sesi çatallıydı; sorunun cevabı anlamsızca yüksekti.

"Henüz bilmiyorum." Aslı, ekranda dalgayı büyüttü. "Ama dinle. Arkada bir ad var; çok hafif, telefon kalitesinden ötürü ezilmiş ama var."

İkisi de sessizleşti. Kayıt tekrar oynatıldı, kulaklıklar serçe parmaklarının hassaslığıyla ayarlandı. Şehir sesi azaldı, kelimeler öne çıktı. Mert bir süre susuyor, sonra tekrar konuşuyordu.

"—Saat dokuz. Kapalı kapılar. Belki bizim taraf için fazla kirli ama halledeceğiz."

Bir tıkırtı daha: Kağıt hışırtısı, birinin kalp atışları gibi ritmik, düzenli. Leyla, o tıkırtıya takıldı; bir elin masaya sertçe vurması belki; ya da sinirli bir çantanın açılması.

Aslı, sesi yavaşlatıp, frekansı artırdı. Dalga formunda bir gömlek kıvrımı buldu; gölgeleri tıraşladı. Bu, Aslı için bir cinayetti; atölyesinde sıfır ve birin arasındaki sükûtla uğraşan bir cerrah gibiydi.

"Adı burada," dedi Aslı sonunda. "Ama bozuk. Sanki iki hece var ama biri eksik. İlk hece… 'Al' gibi. İkinci hece… 'per' mı? 'Alper'… Hayır, emin değilim."

Leyla'ın elleri buz gibiydi. "Alper. İmkansız." Dedi, dudaklarının arasından çıkanı kendisi bile duymakta zorlandı. Alper, onun çocukluğundan beri duyduğu bir isimdi; sıska bir gençlik anısı, bir kahve dükkanında karşılaştığı, sonra unutup gittiği ama bir şekilde parçalarını birleştirdiği bir gölgeydi.

Aslı başını salladı. "Yanılabilirim. Kayıt bozulmuş. Ama başka bir şey var. Bir soy isim ya da bir tanımlayıcı daha—'büro', 'biri', 'temizle'…"

Leyla, sandalyeye yaslandı. Her kelimeyle, birden fazla hayatın tehlikeye girdiğini düşündü. İmparatorluğun pislikleri yalnızca para ve ihaleler değildi; isimler, yüzler ve nefesler de vardı.

"Dinle bir kez daha." Aslı, numaraların arasındaki kılcal damarlara bakar gibi kayıt üzerinde oynadı. "Belki benzemiyor, ama bazı çarpık heceler zaman kazandırır."

Kayıt üçüncü kez döndü. Sesler birbirine karıştı, yağmur pencereden daha bir fazla vurdu. Leyla gözlerini kapadı; zihninde bir film çalmaya başladı: siyah kostümlü adamlar, bir sokak lambasının altında bir uzuv uzaması, birinin yerde kıvrılması, duman ve metal.

Mert tekrar konuştu. Konuşmasının tonu bu kez daha soğuk, daha kesin.

"—Sınırları aştık. Birkaç kişi artık taşınamaz durumda. İşin bitmesi gerek."

Kulakları sıcaklıkla doldu. Kelimelerin anlamı iki kişi arasında ince bir tel gibi gerildi; birinin gülüşü, birinin nefesi, birinin sabah kahvesini içemeyeceği hakikati.

Leyla, gözlerini açtı. Oda bir anlığına küçük bir tencereye dönmüş gibi daraldı; tencerenin içindeki sıcak hava, dışarıdakinin yağmuruyla çarpışıyordu. Her şey şimdi daha netti: bu kayıt sadece rüşvet ya da belge değildi; içerdiği talimat birinin hayatını sonlandırma emriydi.

Aslı, kayıt dalgasını büyüttü. "Birkaç kişi. Sınırları aştık. Taşınamaz." Sese tekrar baktı, ince bir çizgiyle. "Bu, planın son aşaması gibi."

Leyla, aklından bir isim geçti—sahada kırılacak biri, bir çalışanın sesi—ama hemen hemen saniyenin yarısında zihnini susturdu. Tahminler ölüm tuzağıydı. Bu kaydı açık etmeden önce doğrulama gerekiyordu. İnsanları suçlamanın, adlarını suçluya yazmanın sonucu genellikle geri dönülmezdi.

Kapı tekrar gıcırdadı. İkisi de ani bir hareketle irkildiler. Leyla'nın omzunda bir buz ara verdi; adrenalin bir sıçrama gibi yayıldı. Aslı bilgisayarını kapatmadı ama ekranı kararttı; alışılmış bir refleks gibi.

"Kim o?" dedi Leyla, ama sesinde bir titreme vardı.

Kapı aralandı. Bir gölge girdi; uzun boylu, paltoyu omuzlarında taşımış, yüzü karanlıktı. Leyla tanıdı — Necip. Bir zamanların aracı adamı; şimdi ise hatırladıkça tüyler ürperten bir bilgisi vardı. Necip hiçbir zaman bir dost ilan etmezdi, ama yardıma geldiği her seferinde fatura ödetirdi.

"Çabuk olmalısınız," dedi Necip, sesinde gelişigüzel bir acele. "Dışarıda araçlar var. Buraları dinleyenler geceleğinizi seviyor."

Leyla doğruldu. İçinde bir ateş yanıyordu; kayıt onun için sadece bir kanıt değil, aynı zamanda bir intikam malzemesiydi. Aile ismi, geçmiş, geleceği—hepsi bir terazide titriyordu.

"Dosyanın bir kopyasını alıyoruz," dedi Necip, çantasını masanın üstüne bırakarak. "Ama bir şey daha var. Bugün akşamüzeri Vural Kuleleri'nde bir toplantı. Mert orada olacak."

Leyla, kendi kendine bir kahkaha attı; kahkaha küçük ve çirkindi. "Ona karşı hiçbir şeyim yok," dedi. "Ama bu kayıt…"

Necip gözlerini kısıp baktı. "Bu kayıt sadece bir cümle değil. 'İşin bitmesi gerek' diyorsa, hedef kimse çoktan belirlenmiştir."

Leyla'nın elleri tekrar buzladı. "Kim?"

Necip omuz silkti, ama yüzünde bir çatlak gülüş vardı; fincanın kenarından bir pırıltıymış gibi. "Bilmiyorum. Ama Mert söyledi ise, kimse güvenli değil."

Aslı, kulaklıktan bir son deneme daha yaptı. Dalga formu kırıldı, bozuldu. Bir şiir gibi parçalandı. Ama kaydın o son cümlesi, etrafında bir gölge barındırdı—sanki bir isim söylemeye hazırlanmış, ama dudakların arasından çıkar çıkmaz nefeslenip kaybolmuştu.

Leyla derin bir nefes aldı. Parmaklarını birleştirip birbirine bastırdı; etleri beyaza döndü. "Bu kayıt çıkmalı," dedi sonunda. "Basına, savcılığa… Herkese. İnsanlar bilmeli."

Aslı başını salladı. "Eğer basına verirsek, Vural İmparatorluğu seni parçalar. Savcılık içinde Mert'in adamları var. Bu işi doğru şekilde yapmalıyız. Tek bir yanlış hamle binlerce insanı yok edebilir."

Necip cebinden küçük bir anahtar çıkardı. "Biliyorum nasıl yapılacağını," dedi. "Ama önce bu kaydın sahibini, kim için söylendiğini bulmamız gerek."

Leyla ayağa kalktı. İçindeki o eski PR direktör ruhu, bir yırtıcı gibi tekrar uyanıyordu. Bizim masumiyetimizi korumak için, planlamak gerekiyordu. Her hamle hesabı yapılmalıydı.

"İlk adım," dedi Leyla, sesi soğuk ama kararlı, "Mert'in arayan listesini bulup bu kaydı ona bağlayacak bir iz arayacağız."

Aslı ve Necip ona baktı. Üçü, odanın üstünde birden bir buz kutusu gibi sessizleşti. Dışarıda yağmur şiddetini artırdı. Şehir, bir anlığına uzak bir davudun ritmine uyuyordu; ama içindeki nabız, bir savaş davuluna hazırdı.

Leyla tekrar kayıt dosyasını açtı. Kulaklığın ucuna bir kez daha dokundu; parmaklarının ucunda bir titreme, dudaklarında bir sözcük belirdi ama söyleyemedi.

Play tuşuna bastı.

Kayıt geri geldi, bu kez daha net. Mert, kendi imparatorluğunun soğuk komutunu verdi.

"—İşin bitmesi gerek."

Kim bu iş?