Chapter 15
Bir anlık sessizlik, davulun patlayışı gibi yıkıcı bir boşluk bıraktı. Ömer’in yüreği göğsünde yankılanıyordu, nefesi soğuk bir çığlık gibi boğazına düğümlendi. Karanlık figürün gözlerindeki ateş, tüm dünyasını yakıyordu. Her yanından yükselen soğuk, tenine buzlu dikenler gibi batıyor, titremesine neden oluyordu.
“Sen... kimsin?” diye seslendi Ömer sesi kırılmak üzere, kelimeler boğazında düğümlenmişti.
Ayak sesleri derin gölgeler arasında yankılandı. Figür ağır ağır, sanki dünyaya adım adım hükmedercesine yaklaştı. Uzun palto, her hareketinde ay ışığında kıvılcımlar saçıyor, rüzgârda hafifçe dalgalanıyordu. Ömer gözlerini kısarak, her kasını gerdi; savaş, soğuk ve sessiz bir kabusa dönüşmüştü.
“Sen, kaderin zincirlerini kıran çocuk,” dedi figür, sesinde daha çok acı, azıcık da hayranlık vardı. “Ama bitmedi. Asıl oyun şimdi başlıyor.”
Ömer’in kalbi, aniden kendini serbest bırakmış kaçak bir at gibi çarptı. Tutuşan gözlerle rakibine baktı. İçinde korkunun kıpkırmızı dumanı yükseliyordu ama geri adım atacak hali yoktu.
Figür birden hızlandı, bıçak gibi keskin hareketlerle Ömer’in önünde beliriverdi. Ömer, refleksle kalkanını kaldırdı ama çarpışmanın etkisiyle arkasına yığıldı. Soğuk, kılıcı saplandığı yerde ateş gibi yaktı sinir uçlarını.
Karanlık, adeta içinde fısıldıyordu. Ömer’in dünyası bir anda yavaşladı; gözleri karardı, kulaklarında uğultu, zihninde çığlıklar yankılandı. Ölümün tadı dilinin ucundaydı. Düşerken, elleri kendine bir siper arıyordu ama bedenin iradesizce yere çarpması kaçınılmazdı.
---
Göğsüne saplanan demirin acısı kıvılcımlar halinde yayılırken, Ömer’in gözleri kapanmaya başladı. Yine de derinlerde, çok derinlerde bir yerde, bir kıvılcım hayat bulmaya başladı. Bu kıvılcım, ne soğuktu ne de korkmuş; aksine, kaynayan bir volkan, parlayan bir yıldız kadar güçlüydü.
Yaralarının arasından yükselen bu güç, onu ölümden çekip alıyor, ellerini, kalbini sarıyordu. Ömer, karanlığın içine hapsolmuş zihninde yankılanan bir ses duydu, davet eden ama ürkütücü bir ses.
“Uyan… Gücünü hatırla… Sen sadece bir insan değilsin, Ömer Yılmaz.”
Bir an için, bedeninden ayrı başka bir bilinç odayı doldurdu. Göz kapakları kapanmış haliyle, ruhu sarsıntılarla titreşirken, sessiz bir fısıltı kulaklarında yankılandı.
“Bu dünyada senin yardımına ihtiyacımız var. İçindeki ışık sadece senin değil… O, kaderin kendisi.”
Ömer’in kalbindeki buz yavaşça eriyordu. İçinde yankılanan ses ne bir düşman ne bir dosttu; ötesinde, vaktiyle kaybettiği ama aradığını bile bilmediği bir şeydi.
---
Kendine geldiğinde, havada soğuk bir sessizlik vardı. Karanlık yeniden şekillenmişti; düşmanın silueti silinmiş, sadece ay ışığının solgun parıltısı kalmıştı. Ömer titreyerek doğruldu, ellerini avuçladı, içindeki ateşle uyuşan yeni bir güç hissetti.
Her nefes alışında, yeniden doğuşun ağırlığı omuzlarında hissediliyordu. Geçmişinde unuttuğu bazı hatıralar, hatırlanmak için can atıyordu.
“Bu sadece başlangıç,” dedi kendi kendine, sesinde kararlılık ve bir parça korku vardı.
Tam o anda, karanlık odanın tam ortasında, bir titreşim yükseldi. Ömer’in gözleri parladı; ruhunun derinliklerinden başka bir varlığın yankısı geliyordu. Başka bir bilinç, sessiz bir fısıltıyla onu ziyaret ediyordu.
“Ömer… Kaderin kıyameti... seni bekliyor…”
Ve aniden…
Kapının üzerine, eski tahta menteşeler uzun ve gergin bir çığlıkla açıldı. Yeni bir gölge belirdi.
---
(Devam edecek…)